Ya Kardinal ya da... Yazdır E-posta
Yazar M. Fatih Öztarsu   
Ya Kardinal ya da Sultan Süleyman…


İnsanın toplum ile iletişime geçmesindeki tek yol olan diyalog, ilk insandan itibaren insanlar arası kaynaşmanın, etkileşimin temel etkeni olmuştur. Diyalog ile insan medenileşir, toplumla beraber hareket eder, onlarla irtibatlaşır.


        Diyalog, kopmuş halkaları tekrar bir araya getirmesinin yanı sıra, medeniyetler arasındaki kültür aktarımının da ana makinesidir. Nasıl bir insan diğer insanlarla diyalog kurarak derdini, bilgisini, olayları paylaşıyor; medeniyetler arasındaki diyalog da, çeşitli medeniyetlerin ortak paydada buluşma imkanını sağlıyor. Zaten hiçbir millet başka milletlerle iletişim kurmadan ilerleyemez ve hatta yaşayamaz. Kendi iç kabuğunda yaşayan bir toplum düşünülemez. Olsa bile kendi içinde huzursuzluklar, anarşi ve hatta diğer toplumlarla kavga ortamı oluşur. Ama böylesi toplumlar bile eğer bu duruma gelmişse kesinlikle ister istemez bir diyalog gerçekleştirmiştir.

        Çeşitli medeniyetlerin diyaloğu artık ilahi dinlerin ve ilahi olmayan dinlerin etrafında toplumların da birleşmesine vesile oluyor. Her toplum benimsediği dinin ölçüsünde dindaşlarıyla birlikte hareket eder. Hak din olan İslam’ı benimseyen toplumlar da kendi aralarında birlik olmak zorundalar. Hak din kelimesi aslında her şeyi anlatıyor. Eğer dinimiz Hak din ise bunu diğer milletlere de tanıtmak zorunluluğu var. Zaten Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de de, Ehl-i Kitap ile “Müşterek bir kelime üzerinde” birleşmemizi emreder. Çünkü hiçbir toplum dini boyutta diyalog olmaksızın gerçek bilgiye ulaşamaz. Eğer ortak olarak tek olan Allah’a inanılıyorsa bunun üzerinde durmak gerekir. Üç ilahi dinin de ortak otoritesi olan Hz. İbrahim’i kabul edip, birbirleriyle hoşgörü içerisinde görüşmeleri diyalog adına atılmış adımlardandır. Son dönemlerde bizzat Müslümanlar tarafından gerçekleştirilen Diyalog ve Hoşgörü faaliyetleri gelecek adına büyük ümit vermekte. Bu hareketin aslı Peygamberimiz (s.a.s)’den başlar. Kendisi bizzat Bizans kralına, Mısır patriğine, İran kisrasına, Habeşistan’da Necaşi’ye ve bölgedeki emirlerle diyaloğa gerçek onlara hak din olan İslam’ı anlatmıştır. Ve bunun karşılığında kendisine teşekkür nameleri, hediyeler ve en önemlisi bu dini kabul ettiklerini belirten mesajlar gelmiştir. Tek örnek olarak vereceğim Necaşi büyük bir önem teşkil ediyor. Kendisi bizzat bu dine teslim olduğunu belirtmiş ve dini öğrenmek için çeşitli grupları Peygamberimiz (s.a.s)’e göndermiştir. Vefatında ise Hz. Peygamber O’nun gıyabında cenaze namazını kıldırmıştır. Evet, Yüce Peygamber’in diyalog anlayışını benimseyen Müslümanlar dünyaya hızla dini yaymış; hiçbir din, dil, ırk, renk ayrımı gözetmeksizin bu diyalog hareketini başarıyla gerçekleştirmiştir.

         Günümüzde, araya zaman girmesine rağmen tekrar başlatılan bu Diyalog ve Hoşgörü faaliyetlerine bazı basık psikolojiden tepkiler gelmekte. Maalesef bu basık psikolojiden çıkan basık sesler etrafında toplanmış insanlara olumsuz etki etmektedir. Bu önemli hareketi haddi aşarak Misyonerliğe Hizmet (!) olarak göstermekten de çekinmemekteler. Aslında az veya hiçbir kaynak araştırmadan yapılan, ezberden konuşmacılığa dayanılarak gösterilen bu anlamsız tepkiler mezarlık senfonilerinden başka bir şey değildir. Bu harekete karşı çıkan insanların; ya makam sevdasından ya dinde bunun olmadığı yanlışına inanmaları ya da her şeyi kavga gürültüyle halledeceğine inanmış olmaktan ve bu güzide hareketi kıskanmalarından dolayı yaptıkları görülmektedir. Her defasında hiç çekinmeden TV kanallarında başlığı ve konusu alakasız olan programlarda, siyasi propaganda amaçlı yapılan toplantılarda ve daha pek çok yolla halkın bu yönden kafası karıştırılıyor. Aslında biraz araştırılsa, bunun üzerimize yüklenmiş bir görev olduğu görülecektir. Çünkü gayrimüslim ülkelerde yetişen nesil her ne kadar bunu araştırmak zorunda ise bizim de bunu anlatmamız lazım. En azından Allah’ı anlatmanın ne kadar güzel bir hareket olduğunu kavrayan insanlar, bütün bu saldırıların ne kadar saçma ve ne kadar rant amaçlı olduğunu görecektir.Halkın içine çıkıp İncil dağıtan güya adı misyoner olan (!) kişilerin maske değiştirip öte yandan toplu halde yüzlerce Kur’an-ı Kerim’i halka broşür dağıtır gibi dağıttığı da görülmesi gereken başka bir boyut. Ortalığı kızıştırmak, İslam’ı ayaklar altına sermek için yapılan bu maskaralığa hiçbir şekilde tepki vermeyen kişiler, yapılmakta olan diyaloglara istediği şekilde ilişmekteler. Evet bizzat kiliseler tarafından yürütülen misyonerlik faaliyeti var fakat bu diyalog süreci ile aynı başlıkta anılması çok yanlış ve zarar verici bir hareket. Birbiriyle hiçbir alakası olmayan iki hareketi bir anlamda bütünleştirmek çok yanlış ve anlamsız bir durumdur. Tarih her zaman bize yol gösteren bir ibret ve şeref tablosudur-ki bu toplumun atası Müslüman Türkse…Evet hiçbir ırkın hiçbir ırka üstünlüğü yok fakat yapılanlar ortaya konulduğunda hizmetin fazla olduğu yerler görülecektir. Yüce Allah Kuran-ı Kerim’de de zaten milletleri birbirleriyle diyalog kurmaları yoluyla birbirlerini tanımaları için ayırdığını buyurmaktadır.

Yürütülen Hoşgörü ve Diyalog hareketini icra edenlerin dini liderlerle görüşmeleri, gayrimüslimlere dinimizi tanıtmaları, onların bazı kesimlerce, İşbirlikçi, Misyoner uşağı ve daha pek çok şekilde tenkit edilmesine neden olmakta. Tarihin ibretlerle dolu tablosuna bakarsak, ecdadın ne denli bir şekilde diyalog ve hoşgörüyü yaymak faaliyetinde olduğunu görürüz. Fatih Sultan Mehmet, Hristiyan dini liderleri ile görüşürdü. Ve halkımız da gayrimüslimlerle irtibattaydılar. Kendilerine dindaşları olmamalarına rağmen gösterilen bu hoşgörülü yaklaşım, şehre girdiğinde Türkleri büyük bir memnuniyetle karşılamalarına vesile olmuştur. Ve ilk iş olarak Sultan Fatih, dini cemaat liderlerini toplayıp cemaatlerinin başına geçirmiştir. Acaba Sultan Fatih yani o veli sultan onlarla işbirliği mi yapmış oldu? Ne yazıktır ki yüce değerlerden nasipsiz bir takım ezberden konuşmacılar Sultan Fatih hakkında bu konu hususunda da çeşitli iftiralar atmışlardır. Ve bunu yapanların bugünkü Diyalog ve Hoşgörü faaliyetlerine karşı olan kişilerin olduğu gözden kaçmayan bir durumdur. Kanuni Sultan Süleyman yani Avrupa’nın “Muhteşem Süleyman” olarak isimlendirdiği padişahın, Avusturya Stefandorm Katedrali’ne altın bir küre hediye etmesi acaba O’nun kardinallerle işbirliği yaptığını mı belirtiyor? Kim bilir ezberden konuşmacılar bir gün O’nun da casus olduğunu söyleyecekler. Sultan Abdülhamit zamanında Hristiyan misyonerlerin saçmalıklarından bıkan Japonların: “Bizler İslam’ı öğrenmek istiyoruz, bize İslam’ı öğretecek grup gönderin” çağrısına kulak veren Osmanlı, Ertuğrul Fırkateyni’ni Japonya’ya gönderdiğinde acaba onlarla işbirliği mi yaptılar?Gizliden gizliye yürütülen bir misyonerlik faaliyeti olabilir miydi? Kim bilir bizim ezberden konuşmacılarımız bunun hakkında da bir hurafe uydururlar yapmadıkları iş mi? Endülüs’te Avrupa’nın zulmüne maruz kamış olan Yahudileri kurtarıp onları kendi topraklarımıza yerleştirmemiz acaba bir işbirlikçilik mi yoksa dinimizin emrettiği merhamet örneği mi? İnsaf gözlüğünün bir an önce takılması gerekiyor.

 Efendimiz Medine’ye geldiği zaman Medine bildirgesiyle farklı din mensuplarını diyaloğa çağırıyor, onlarla görüşüp onları koruma altına alıyordu. Münafık bir kişi olan Abdullah b. Übey b Selül adeta çıldırmış vaziyette, hemen Mekke’ye gidiyor ve müşriklerin toplantısına katılıp, “ Bakın, bu adam herkesi yanına çekiyor, yarın sizin için büyük bir tehlike olacak !” diyerek onları kışkırtıyor. Yani o zaman olduğu gibi bu zamanda da bu evhamda insanlar var. Nihayetinde Peygamberimizin : “ Benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır” ifadesi bizim için bir görev olarak algılanmalı. Bu kadar ibret tablosundan sonra artık insaf etmek gerekir.Bundan sonra bu karanlık sular helezonuna atlamak için ya menfaat ya da kıskançlık duygularının ağır basması gerekir. Tarihini inkar eden kişilere söylenen sıfatı bu kimseler taşımak istemiyorlarsa artık bu davranışlardan vazgeçmeliler. Lütfen, tepeden gördüğünüz bir noktaya bir de yandan bakmayı deneyin, onun düz bir çizgi olduğunu göreceksiniz…


Kaynak: M. Fatih Öztarsu, www.tacmahal.net

 
< Önceki   Sonraki >