Nobel’e aday göstermeliyiz Yazdır E-posta
Yazar Abdullah Aymaz   
Bir önceki yazımda Samanyolu Televizyonu’nda yayınlanan ‘Diyaloğun Meyvesi’ programında bahsedilen Amerika’dan ülkemize gelen bir grup insanın müşahede ve yorumlarını aktarmaya çalışmıştım. Bu yazımda da bu hususa devam edeceğim:
Cathy Eustis: “Neden farklıydılar? Onların böyle olmasını sağlayan şey neydi? Bunun kaynağının Fethullah Gülen olduğunu fark ettim. O, adını ortalıkta pek sık duyduğunuz bir insan değil, resimlerini göremiyorsunuz.” Barbara Body: “Kimse bana ondan bahsetmedi. Eve döndüğümde internete baktım, kitaplar aldım, araştırmaya başladım ve bu adamın inanılmaz biri olduğunu fark ettim. Kendi hayatını etkili bir biçimde yaşamış. Açıkçası, ben bu adamın dünyayı değiştirme kapasitesine sahip olduğuna inanıyorum, Gandhi gibi. Böylesine bir değer sistemi varlığı var. Geçekten de onun hareketinin bizi ve dünyayı değiştirebileceğine inanıyorum.” Clay Smith: “Türkiye’ye gitmek, o toplumu görmek beni değiştirdi. Beni beklemediğim bir şekilde değiştirdi. İslam’a bağlılık derecesini gördüm. İnsanlığa adanmışlık derecesini gördüm. Toplumu, herkesi memnun edecek şekilde inşa etme çabasını gördüm. Enerjilerinin son damlasına kadar çocuklar için çalışan öğretmenleri görünce, Gülen’in vizyonunun, insanların birbirleriyle geçinmelerini ve mutlu olmalarını sağladığını anladım. Bu, Türkiye’yi toplum olarak ileriye götürecek. İnsanları başka ülkelere gönderdikçe, o insanlar gittikleri ülkeleri ileriye götürecekler. Beni değiştirdikleri şekilde oraları da değiştirecekler.”

Jim Eller: “Ondan (Fethullah Gülen’den) ilham alanlar, dinlerarası diyalog aracılığıyla dünyayı değiştirmeye, insanı daha iyi anlamaya çalışıyorlar. Bu işler, kendisinden daha uzun ömürlü olacak ve dünyanın daha yaşanır bir yer olmasına katkıda bulunacak. Bu işler için ona dua ediyorum ve teşekkür ediyorum.”

Rosemary Mumm: “Siz modern zamanların hakiki dâhîlerinden biri olmalısınız. Dâhî derken, elbette manevî anlamda söylüyorum. Size teşekkür etmek istiyorum, bütün fedakârlıklarınız için.”

Barbara Body: “Dünya Fethullah Gülen’i tanımalı. Bence kendini biraz daha ortaya koymalı, tanıtmalı. Bu onun tevâzu ilkelerine aykırı olsa da, dünyanın onun bildiklerini öğrenmeye ihtiyacı var. Kendisi şu anda daha yaşlı, daha bilge... Mânevî harekette bir dünya lideri olmalı ve bu adamı Nobel ödülüne aday göstermeliyiz.”

Thomas Burns: “Bence o, dünya barışı adına geçekten çok önemli bir öğe. Onu özellikle Batı’da yaptıklarını daha çok duyurmaya, Batı’da bir ses olmaya, Batılılara hitap eden bir ses olmaya davet ediyorum. Çünkü Batı’da hiç şüphesiz Batı medyasının neşrettiği korkunç bir stereotip (basmakalıp perspektif) var. Ama daha tanınan bir ses haline gelirse onun gerçekten çok şeyi değiştirebileceğini düşünüyorum.” Robin Anderson: “Sizin şarkınızı duyan ve sayenizde kendilerini bulan bir sürü insan, dünyaya gerçek birer armağan. Şahsıma da bir armağan. Size teşekkür ediyorum.”

Barbara Body: “Evden ayrılmak üzereydik ve koridorda durup tercüman aracılığıyla vedalaşıyorduk. Tercümandan, sekiz yaşındaki küçük kıza birkaç hafta içinde büyükanne olacağımı, ilk kız torunumu heyecanla beklediğimi söylemesini istedim... Yüzü bir anda aydınlandı, içeriye koştu ve bir bebekle geldi. O bebeği o akşam elinde görmüştüm ve annesi bana en sevdiği oyuncaklardan biri olduğunu söylemişti. Bebeği kutusundan çıkardı ve bana verdi. Tercümana ‘Bu, doğacak yeni bebek için.’ dedi. O anda gözlerimden yaşlar boşandı. Çünkü bu çocuğun ‘verdiğini’ fark ettim. O, Gülen ilkelerini şimdiden öğrenmişti. En sevdiği oyuncağını, hiç göremeyeceği, tanımadığı, doğmamış bir çocuğa veriyordu. Ben bir yabancıydım, orada sadece birkaç saat geçirmiştik. Beni de bir daha görmeyecekti. O kadar cömert bir davranıştı, o kadar heyecanla veriyordu ki. (...) Benim için bu hikaye Gülen hareketinin sembolü.”

Sheryll Sıddîqui: “Bana ‘Türkiye’ye tekrar gelmek ister misiniz?’ diye sordular. Doğrusu uçak kalktığında oradan ayrılmaya hiç hazır değildim. Bıraksalar birkaç ay, birkaç yıl, belki daha uzun süre orada kalmak isterdim.”

Takdim etmeye çalıştığımız misallerle, ülkemizi doğru tanıtma, Anadolu’nun güzel yüzünü gösterme ve eğitim durumu itibarıyla, dünyaya örnek olabilecek seviyemizi sergileme açısından bu diyalogların ne kadar önemli olduğu açıkça görülmüyor mu?


Kaynak: Abdullah Aymaz, Zaman, 16.05.2005

 
< Önceki   Sonraki >