Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Tarihçi Mustafa Armağan Bey ile Röportajımız (5) Yazdır E-posta
Yazar ::Genç::Adam   

5. Ütopyanızdaki milletimizin (veya insanımızın) tarih konusundaki hassasiyeti ve asgari bilgi düzeyi nedir?

Tarihe karşı belli bir hassasiyet ve saygı var da bilgiden yana aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tarihi çok seviyoruz, bol bol konuşuyoruz, tartışıyoruz ama Maalesef bilgilerimiz genellikle ya kulaktan dolma şeyler yahut iyice delillendirilmiş olmayan zayıf iddialar.

Mizancı Murad veya Ahmed Refik’ten beri aynı şeyleri tekrarlamaktan bıkmadı mı bu Türkiye’nin aydınlık çocukları? Bunca okul, bunca mezun, bunca Aydınlanma nutukları ve onca dil öğrenen genç ama sonuç yine aynı: Klişelerin savaş baltaları halinde başımızın üstünden uçuştuğu hal devam ediyor. Tabii bir de bilgiler üzerinde yeterince düşünmüyoruz. Birisi yorumluyor ve biz onu tekrar ediyoruz. Adam hala kalkmış ‘Osmanlılar basılı kitaba düşmandı, Venedik’te basılıp limanlarına kadar gelen kitapları denize döktü’ diye yazabiliyor. Evet, var böyle bir olay ama insan hiç sorgulamaz mı neydi bu kitaplar diye?

 Biliyoruz ki, bunlar Kur’an idi ve hatalı basılmıştı. Uyanık Venedikli matbaacılar İstanbul’a kadar getirmeyi başarmışlardı kitapları ama inceleyen ulema feci hataları görünce dağıtımını yasakladı kitapların. Ve imhasına karar verdi. En iyisi denize dökmekti. Şimdi bu olayın matbaa düşmanlığıyla ne alakası var? Ne yapsalardı yani? Hatalı da olsa Kur’an’ların dağıtımına ‘sevaptır’ diye izin mi verselerdi? Peki bugün böyle hatalı Kuran’lar elimize geçse ne yapardık? Ben Mushaf Kurulu’nun izinsiz ve hatalı Kur’an’ları yakarak imha ettiğini biliyorum.

Demek istediğim, söylentiler ve hazır yorumları yutarak konuşmaya bayılıyoruz. Ah biraz da düşünmeyi öğretsek tarihe, iyi olacak. Zaten onun için yapmakta olduğum işi ‘tarihle birlikte düşünmek’ olarak tarif ediyorum ya… 
 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Müminler, müminleri bırakıp, kâfirleri velî edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah ile ilişiğini kesmiş olur. Ancak onlar tarafından gelebilecek bir tehlike olursa başka!” (Âl-i İmrân, 28)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3298724
Şuanda 1 misafir bağlı