| Yükselmenin en alçakçası! |
|
|
| Yazar M. Nedim Hazar | |
|
Son birkaç günden beri elektronik posta kutuma bazıları öfke, bazıları kızgınlık, kimileri kırgınlık içeren mail’ler gönderiyor. Bu mail’ler epey süreden beri işi gücü bırakıp başkasının sevdiği insanlara, yüklendiği misyona pislik atmayı, çamur sıvamayı meşgale edinmiş bir kısım talihsizin son dönemlerde gemi iyice azıya aldıklarını ifade ediyordu. Açıkçası bu zihniyeti artık ezbere bildiğim için ne takip etmek ne de ciddiye almak gibi bir düşüncem yoktu. Hatta bu konuda okurlarıma birer birer mesaj yazıp provokasyona gelinmemesi konusunda dikkat çektim. Okurlarımın bana da yolladığı iki yazıda, neredeyse dost-düşman herkesin kabul ettiği bir konuda talihsizce yazılmış şeyler vardı. Bilen, bunların niye yazdırıldığını, perde arkasını çok iyi biliyordu. Ancak yine de iyi niyeti kaybetmeden, ‘ola ki gerçekten bilmiyorlar, hakikaten bihaberdirler’ düşüncesiyle yazma ihtiyacı hissettim. Bahsi geçen yazılarda, iki tane yazar beyefendi -seçim dönemi olmadığı için tüm enerjilerini Müslüman kişilikler ve cemaatlere harcamayı gaye edindiklerinden olsa gerek- Bediüzzaman Said Nursi’nin İstiklal Harbi’ne karşı çıktığını ileri sürüyor ve daha da hadlerini aşarak, ‘İngiliz ajanı’ suçlamasında bulunuyorlar. Meselenin öyle olmadığını -iyi niyetli olmak kaydıyla- zekası normale yakın olan hemen herkes anlayabilir şüphesiz. Zira bu konuda yapılmış çalışmalar, yazılmış kitaplar, düzenlenmiş paneller, söyleşiler ve en önemlisi Meclis tutanakları var. Yani bu beyefendilerin ajanlıkla suçladığı zevatı bizzat Mustafa Kemal, Meclis’e davet edip konuşma yapmasını istirham ediyor. Elbette yazacaklarımın bahsi geçen eşhas için hiçbir kıymet-i harbiyesinin olmadığının farkındayım. Zira onlar da kimin ne olduğunu bal gibi biliyorlar. Hangi hislerle sabah uyanıp, gün boyu nelerle uğraşıp, gece yataklarına nasıl bir haset hissiyle gidip, uykularından nasıl bir haset mızrağıyla zıpladıklarını çok iyi biliyorum. Sözümüz; ola ki, bir şekilde bu talihsizlerin saçmalıklarını okumuş ve aklına soru takılmış ehl-i vicdanadır. İşte Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan ‘Milli Mücadele’de Din Adamları’ isimli kitaptan bir bölüm: “Birinci Dünya Savaşı esnasında Van ve çevresini işgal eden Ruslara karşı silahlı mücadelede bulunan Bediüzzaman Said Nursi de Milli Mücadele’nin ilk günlerinde İstanbul’da bulunuyordu.”Ben tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Anadolu’dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum.” (Bediüzzaman Said Nursi - Tarihçe-i Hayat, Eserleri, Meslek ve Meşrebi Ankara, 1958, s. 90) diyen Said Nursi, Fevzi ve Mustafa Kemal paşaların ısrarlı davetleri üzerine Ankara’ya gitmiş, TBMM’de kendisine resmen hoşâmedî (hoş geldin) töreni ifa edilmiştir. (Bu konuda bilgi için bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, c. 24, s. 457)” Ola ki, vakitleri yoktur diye, onları bir zahmetten kurtarıp buraya TBMM Zabıt Ceridesi’ni de alalım: “Reis: Efendim Bitlis Mebusu Arif Bey’le rüfekasının takriri var. Riyaseti celileye Vilayeti Şarkiye ulemayı benamından olup Anadolu gazilerini ve Meclis-i âliyi ziyaret etmek üzere İstanbul’dan buraya gelerek samiin locasında bulunan Bediüzzaman Molla Said Efendi Hazretleri’ne beyanı hoşamedi edilmesini teklif ederiz. (alkışlar) Rasih Efendi (Antalya): Kürsüyü teşriflerini ve dua etmelerini rica ederiz.” (Cilt 2, tarih 9.11.1338) Ha diyelim ki bu bilgiler ve araştırmalar geçmişte kaldığı için arkadaşların hafızası zayıf ya da haset geni insanda hafıza zayıflığına yol açıyor. Sabah gazetesinde Emre Aköz’ün dizisine bir göz atalım: “9 Kasım 1922 günü Bediüzzaman, Meclis’te ‘hoşamedi’ edildi. Yani resmi bir ‘hoş geldin töreni’ düzenlendi. Alkışlarla karşılandı. Dua etmesi için kürsüye davet edildi. Said Nursi kürsüye çıkarak Anadolu gazilerini kutladı, zafere ulaşmaları için dua etti.” (15.12.2004 Sabah gazetesi) Aslında gayet memnun oldum bu yazıları okuduğuma. Nasıl bir haset cinneti ile karşı karşıya olduğumuzu daha net görebildik. Bu sevgili post-modern kurtarıcılar biraz daha adam yerine konulmazlarsa daha ne güzellikler yapacaklar merak da ediyorum. Hasılı bu ülke, yalapşap ‘Tosun Paşa’ların esnaf camii müezzini düzeyindeki palavralarıyla kurtarılmadı sevgili dostlarım. Kaynak: M. Nedim Hazar, Zaman, 03.05.2005 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


