Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Yeni Mesaj Gazetesinin Kasdî Tahrifleri -2- Yazdır E-posta
Yazar Dr.Abdulkadir Badıllı   

Yeni Mesaj’ın İkinci İftiralı Vesvesesi ve Ce­vapları

Şöyle diyor insafsız Bay Muharrem: “... Said-i Nursi’nin Birinci Dünya Savaşında, Müslümanlarla savaşıp ölen Hıristi­yanlar için söylediği: ‘Kafir de olsalar onlar hakkında Rahmet-i İlahiyenin mükafatları vardır’ şeklindeki dudak uçuklatan sözleri idi.”35

 

Cevap: Bu tahrifçiye cevaba, Fuzuli-i Bağdadînin bir gü­zel ve hikmetli sözüyle başlamak istiyorum:

“Kalem olsun eli ol katib-i bed tahririn,[81]

Ki fesad-ı rakamı surumuzu şur eyler”

Yani; “Kötü yazan, kalem karıştıran o katip, bir rakamın oy-natılmasıyla, ‘sûr’ kelimemizi ‘şûr’ yapar”.

Bu insafsız adam da aynen öyledir. Çünkü Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri 1942’lerde, Kastamonu vilayetinde 66 yaşında sürgün hayatı yaşarken bahse konu mektubunu yazmış olduğu halde, gördüğünüz gibi, bu tahrifçi ve insafsız adam, “Said-i Nursi’nin Birinci Dünya Savaşında...” diye başlıyor ve devam ediyor: “Müslümanlarla savaşıp ölen Hıristiyanlar için söylediği: ‘Kafir de olsalar onlar hakkında Rahmet-i İlahiyenin mükafatları vardır’...” Yani kasıtlı tahrifçiye göre bu sözleri Bediüzzaman söylemiş!..

Oysa ki, 1942’de “Müslümanlarla savaşan kafirler” diye bir şey yoktur. Çünkü müslümanların katıldığı savaş yoktur. Amma İkinci Cihan Harbinin en şiddetli günleri yaşanmakta­dır. Almanlar, Ruslarla ve İngilizlerle savaşıyor. Her iki taraf da gayr-i müslimdir. Hal böyle iken, Hazret-i Üstad’ın şeriata ve hakikate uygun ve hakikatli sözlerini böylesine iftiralı tahrif eyleyenin, acaba hükmü şeriatta nedir? Elcevap: İslam mah­kemelerinde şahitliği gayr-ı muteber, sözüne inanılmaz bir fasıktır.

İşte biz de, Hz. Bediüzzaman’ın bahse konu 1942 tarihli mektubunu asıl metniyle vererek bir iki söz daha edeceğiz.

“Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber mânevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden biçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şid­detle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musi­betlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musi­bet-i semaviye mâsumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.”[82]
Bu mektubun, İkinci Cihan Harbi ortalarında yazıldığını gösteren alttaki paragraftır. Şöyle diyor: “Üç dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiç haberim yokken, Av­rupa, Rusya’daki çoluk-çocuğa acıyarak tahattur ettim.”[83]

Şimdi gelin beraberce şu insafsız muharrifin haline baka­lım, iftirakarane sözlerine dikkat edelim ki, bu yazar Bediüzzamana atfen: “Müslümanlara karşı savaşıp ölen Hıris­tiyanlar için söylediği” diye yazmış. Ey ehl-i iman! Üstad’ın şu sözleri içinde böyle bir kelime gördünüz mü?.. Elbette ki “ha­yır” diyeceksiniz. Çünkü karanlık mihrakın yazarı yalan uydu­ruyor, gerçeği tahrif ediyor... Dinini, imanını zındık şeytanlara peşkeş çekiyor.

Bu yazar bir de, Bediüzzaman için: “... dudak uçuklatan sözleri idi” diye sözlerini, bir herzeleme olarak tanıtıyor. Amma iyice bilinsin ki, şu iftiraların uydurulduğu ilk günün­den ve başından beri Hz. Üstad Bediüzzaman ve Nur mesle­ğiyle böyle zendeka hesabına yalan ve iftiralarla uğraşanlar, bila-istisna alemde rezil ve rüsvay oldukları gibi, akibetleri de hüsran olmuştur.

 

[81] Bir nüshada “Ol kafir-i” şeklinde geçmektedir. Burada “kâfir”den kasıt, hakikati saklayan, gömen manasındadır.
[82] Kastamonu Lâhikası, s. 111.
[83] A.g.e., s. 111.
 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Zulmedenleri hariç, ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah’ımız da sizin İlah’ınız da bir ve aynı İlah’tır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 46)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3102593