Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Diyaloğun Meyveleri Yazdır E-posta
Yazar Hüseyin Gülerce   
DiyalogÖnceki akşam Samanyolu Televizyonu’nda gözyaşlarıyla seyredilen bir program vardı: Diyaloğun Meyveleri... Amerika Birleşik Devletleri’nin değişik yerlerinden bir grup insan, Türkiye’yi tanımaları amacıyla ülkemize getirilmişlerdi.
Şanlıurfa’dan Konya’ya, İstanbul’dan İzmir’e uzanan on günlük gezinin ardından izlenimlerini, kanaatlerini, tespitlerini, duygularını bizlere anlatıyorlardı. O kadar samimi, o kadar temiz, o kadar güzel bir halleri ve üslupları vardı ki, etkilenmemek mümkün değildi. Diyaloğun, hoşgörünün meyveleri işte buydu.


Diyaloğa karşı çıkanların, “Hıristiyanlarla, Yahudilerle oturup kalkmanın zararlı ve tehlikeli olduğu”nu iddia edenlerin bütün karalamalarını yüzlerine çarpan, ama ondan daha önemlisi diyalog ve hoşgörünün her şeye rağmen devam ettirilmesinin ne kadar önemli olduğunu anlatan bu program için Samanyolu Televizyonu yöneticilerini tebrik etmek gerekiyor.

Fakat asıl tebrik edilmesi gereken; gönüllüler hareketinin isimsiz kahramanları ve o kahramanlarda sevgiyle diriliş ruhunu harekete geçiren muhterem Fethullah Gülen’dir.

Artık “Gülen hareketi” diye adlandırılan gönüllüler hizmetinin dışımızdaki insanlar tarafından kısa bir sürede böylesine derinden anlaşılmasının, tam da insani özünün kavranmasının, bu hareketin içindeki milyonlar tarafından nasıl bir ümit ve heyecan kaynağı olduğunu elbette tahmin edebiliyorum. Atılan hiçbir adımın boşa gitmediğini, küçük gibi görünen ilgilerin, toplantıların, ziyaretlerin, çabaların nasıl bir “kelebek etkisi” yaptığını görmek, metafizik gerilimin devamı adına şüphesiz büyük bir değer ifade ediyor. (Kelebek etkisi; Amazon’da kanat çırpan kelebeklerin sebep olduğu hava akımlarının büyüyerek okyanuslarda fırtınalara dönüşmesi olayı.)

Bu bir avuç entelektüel Amerikalıyı etkileyen ne olmuş? Sırasıyla onlarla Amerika’da tanışan, sonra Türkiye’de onları misafir eden, gezdikleri sevgi okullarında konuştukları öğrenci ve öğretmenlerden oluşan muhabbet fedailerinin hangi vasıfları onları adeta büyülemiş? Yedi kelimeyle cevap veriyorlar: Sevgi, samimiyet, tevazu, nezaket, cömertlik, fedakarlık ve hayırseverlik. Yani hâl dili...

Demek ki bizim inancımızı ve öz değerlerimizi temsil kabiliyetimiz olduktan sonra taht kuramayacağımız hiçbir gönül olmayacaktır.

Şahsen ben “Diyaloğun Meyveleri”ni izlerken şunları tespit ettim: Türkiye dışarıda yanlış tanınıyor. Gönüllüler hareketi bütün dünyada gerçek bir Türk lobisi oluşturuyor. Özellikle ABD’de ve Avrupa’daki olumsuz Müslüman imajı diyaloglar sayesinde yıkılacaktır.

Yurtdışında ilgilenilen insanların bir süre sonra Türkiye’ye davet edilmeleri, gezdirilmeleri çok çok önemli. O insanları asıl etkileyen de aslında bizim çok da farkında olmadığımız güzelliklerimiz. Ezanla ilgili olarak söylenen şu ifadelere bakınız:

“O duygulu çağrıyı ilk kez duyduğum ânı hatırlıyorum. İstanbul’daydık. Bir minarenin tam dibinde duruyorduk. Sanki ezan her şeye nüfuz ediyordu. Gerçekten içten geliyordu. Beni de çok derinden etkiledi. Mistik bir tarafı olduğu kesindi. Öylesine kalakaldım. Olduğum yere çakıldım. Öylesine şoke ediciydi ki... Bunlar normalde Amerika’da sokakta duyabileceğiniz sesler değildi.”

Onları, gezdikleri okullardaki öğretmen ve öğrenciler de çok etkiliyor:

“Çocuklar mutlu, cana yakın, nazik ve konuşmaya istekliydiler. Bir çocuğun azmi, mutluluğu ve neşesi eğitim ile birleştirilmiş; ideal bir bileşim... Bu çocuklarda şimdiden bir şey var. Bir dizi değerler taşıdıkları besbelli. Bir davranış ahlâkları var.. hayat dolular. Hareketliler; ama aynı zamanda çok terbiyeli, düşünceli, cömert ve şakacılar. Şunu fark ettik ki, öğretmenleri onlara nasıl olunacağı konusunda örnek oluyorlar. Sahip oldukları değerlerle bu öğrenciler inanıyorum ki dünyayı değiştirecekler. Gülen okulları dünyayı değiştirebilir. Keşke Amerika’da da bu okullardan birkaç tane kurabilsek...”

Kaynak: Hüseyin Gülerce, Zaman, 05.05.2005

 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Zulmedenleri hariç, ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah’ımız da sizin İlah’ınız da bir ve aynı İlah’tır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 46)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3454474
Şuanda 4 misafir bağlı