Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -7 Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   

Genc::Adam  :

Yeni Mesaj Grubunun , Bediüzzaman Hazretlerini İngiliz ajanı – 2.Lawrence

 

-Fethullah Gülen Hocaefendi’yi de Amerikan ajanı-gizli kardinal olarak

 

nitelendirmelerine katılıyormusunuz ? Bu “Küfür” ithamını , Ehl-i Sünnet

 

akidesi içinde nasıl değerlendiriyorsunuz ?

 

Ali Eren:

Sevgili Emin Bey,
Berat gecesinden sonra ara verdiğimiz röportajımıza bu 9. soru ve cevabıyla
tekrar başlamış oluyoruz. Bu vesileyle, sizin ve okuyucularınızın Ramazan ayınızı tebrik eder, iki cihan saadeti
dilerim.
4 satırdan ibaret sorunuz kısa ve net. Ancak, sorudan önce uzun bir giriş yapmışsınız. Önce bu girişe
bir göz atıp, esas sorunuza gelmek istiyorum. Mümkün oldukça uzatmamaya çalışacağım.
a)      Yazınızın başında, “Muhterem Ali Bey, sizi yakalamışken kolay kolay bırakmayı
düşünmediğimizi belirtmek isterim” demişsiniz.
Bu haberiniz güzel... Röportajın aniden kesilmeyeceğini ve her iki tarafın, söylemek istediklerini rahatça
söylemek imkanı bulacağını anlamış oldum.
Ayrıca, “izin verirseniz hangi soruları soracağımıza röpotajı yapan Genc::Adam takdir etsin.
Soruları beğenmiyorsanız cevab vermeme hakkınızı her zaman kullanabilirsiniz” diyorsunuz.
Soru sorma hakkı tabii ki size aittir. Benim tereddüdüm, söylemek istediğim bazı şeylerin içimde
kalması korkusu idi. “Sizi yakalamışken kolay kolay bırakmayı düşünmediğimizi belirtmek
isterim” demeniz beni rahatlattı.
Objektifliğin bir ifadesi olarak, “Soruları beğenmiyorsanız cevab vermeme hakkınızı her zaman
kullanabilirsiniz” diyorsunuz. Bu da iyi… Olur ki, ilerde gelecek sorularınızdan, cevap vermek
istemediğim olabilir.
b)Sevgili Emin Bey, şöyle diyorsunuz:
“…İbrahimi dinler denmesinde bir sakınca (olmaması) bir yana, mesela bir Hıristiyan ruhaniyi
(veya mensubunu) şu yönde düşünmeye sevk edecektir: “Madem İslam da bir İbrahimi din,
o halde Tevhid inancını bir inceliyeyim” diyerek “teslis inancı “ nı sorgulayabilecektir.”
Şu iyi niyetinize bakınız hele!Emin Beyciğim, siz bu gâvurcukların diyaloğ toplantılarına tevhit inancını
incelemeden geldiklerini sanıyorsunuz galiba. Yok öyle bir şey. Bunların yaptıkları bile bile lades, yani
bile bile gâvurluk.
İleriki satırlarınızda da bizim diyalogcuları savunarak, “İbrahimi dinler” tabirini kullananlar bu
“niyet” ve “düşünce” çerçevesinde kullanmaktadırlar” diyorsunuz. Yani hırıstiyanları, tevhit
inancını araştırmaya sevketmek niyetiyle, Hıristiyanlığın “İbrâhîmî din” olduğunu söylüyorlar
diyorsunuz.
a-
Niyetlerinin böyle olduğunu nasıl tesbit ettiğinizi merak ettim doğrusu. Bizimkiler, “Niyet okumayınız
lütfen” derlerse ne diyeceksiniz?
Önceki sorularda, muarızımızı niyet okumakla suçlarken, sıra kendi tezimizi kabul ettirmeye gelince
niyet okumak câiz olmasa gerek.
b-
Bunu başka yerlerde söylememenizi tavsiye ederim; size gülerler. Çünkü iyi niyetinizle, Hıristiyanların
öyle düşüneceklerini söylemeniz ancak güzel bir temennin olarak kalır. Keşke dediğiniz gibi olsa ama ne
gezer.. Yok böyle bir şey. Biz Hıristiyanlığa İbrâhimî din deyiverdiğimiz zaman, gayri müslimler,
“Madem İslam da bir İbrahimi din, o halde Tevhid inancını bir inceliyeyim” deyiverecekler ha!
Güldürmeyin adamı.
Böyle bir şeyin olması için karşımızdaki adamların iyi niyetli olmaları lazım. Oysa onlar baştan peşin
fikirlidirler. Onlar, Diyaloğu, gerçekleri yakalamak için değil, Hıristiyanlığın Katoliklik versiyonunu
insanlara kabul ettirmek için başlattılar. Diyaloğu Vatikan’ın başlattığını, Papa’nın da, “Diyaloğa evet,
ama hak din olarak Katolikliği kabul etmek şartıyla” dediğini hepimiz biliyoruz.
Bir de şu var sevgili dostum:
Siz, diyalog için bizim karşımıza gelen Hıristiyanların İslam hakkında zır cahil olduğunu mu
sanıyorsunuz da, “Biz Hıristiyanlığa  İbrâhîmî din dersek, tevhid inancını araştırırlar”
diyorsunuz? Araştırmadan bön bön karşımıza çıktıklarını sanmak, saflıktan da öte bir şey.
Devamla şöyle diyorsunuz:    
“Sizin endişeniz, acaba Müslüman bir kimse: ”Madem Hıristiyanlık da bir İbrahimi din, o
zaman teslis inancı da doğru olabilir, bir araştırayım “ şeklinde bir düşünceye gitmeleri ise,
buna en güzel cevabı yine Bediüzzaman Hazretlerinden dinliyelim:”
Böyle söyledikten sonra, Bediüzzaman Hazretleri’nden güzel bir izah aktarıyorsunuz.
Ancak, benim şahsen sizin bahsettiğiniz gibi bir endişem yok. Hıristiyanlığa “İbrâhîmî din” denildi diye
hiçbir Müslüman, ”Madem Hıristiyanlık da bir İbrahimi din, o zaman teslis inancı da doğru
olabilir, bir araştırayım“ diyecek değildir.
Ben, bugünkü Hıristiyanlığın İbrahim Aleyhisselam’a nisbet edilmesini ve şimdiki Hıristiyanların cennete
gireceklerini söyleyenleri tenkit ediyorum.
Devamla, bugünkü Hıristiyanlığa, “İbrâhîmî din” diyen diyalogcuların suçlanmaması için, “Bir
samimi mümine düşen Hüsn-ü zanetmek olmalıdır” diyorsunuz.
Yapmayın! Adam, “Üç ilah kabul eden bir dini” getirip Hazreti İbrahim’e yamayacak, yani İslam inancına
taban tabana zıt şeyler söyleyecek, ben de onun hakkında hâlâ iyi niyet besleyeceğim öyle mi?
Ne niyetle söylerse söylesin, câhil olmayan bir müslümanın böyle bir sözü söylemesi asla caiz olmaz.
İnat ve israrla buna devam ediyorsa, orada iyi niyetten eser yoktur. İyi niyetin olmadığı yerde ise hüsnü
zanna de yer yoktur.
c-
Diyorsunuz ki, “Günümüzde Hz.İsa (AS) ma ve onun getirdiği İncil’e inandığını söyleyen
Hıristiyanlar ile yine günümüzde Hz.Musa (AS) ma ve onun getirdiği Tevrat’a inandığını söyleyen
Yahudiler, neseb itibari ile Hz.İbrahim (AS) ataları olmaktadır.”
Cümlede düşüklük olsa da, anladığım kadarıyla  Hz.İbrahim’in, günümüzdeki  Hıristiyan ve Yahudilerin
neseb itibariyle atası olduğunu söylüyorsunuz.
Hiç öyle olur mu Emin Bey? Nesep başka inanç başka?
Ayrıca bir düzeltme yapmama izin veriniz.
Diyalogcular, Hazreti İbrahim’in, nesep olarak değil, inanç olarak Yahudi ve Hıristiyanların atası olduğunu söylüyorlar. Benim itirazım buna.
d-
“Hiçbir ifademizde “Hak dinler” diye bir çoğul kullanmış değiliz” diyorsunuz.
Ayrıca, “Hak dinler” şeklinde bir tane ifade bulmanız mümkün değildir” diyorsunuz.
Sizin, Emin Bey olarak böyle bir ifadenizin olmaması mümkündür Sevgili Emin Bey. Ancak, bu hususta
sizin zatınızı tenkit etmediğimi hatırlatmak isterim. Ben, Türkiye’de diyalog faaliyetini yürütenleri tenkit
ediyorum. Bildiğiniz gibi, “Medeniyetler Buluşması” adıyla Sayın Başbakan da epeydir diyalog
yolcusudur. İnternette 12 Temmuz 2002 tarihli Yeni Şafak gazetesine girerseniz, Trabzon’un Of kazasında
Tayyip Bey’in bugünkü dinler hakkında “Hak dinler” dediğini görürsünüz. O zaman, ““Hak dinler”
şeklinde bir tane ifade bulmanız mümkün değildir” demekten vaz geçeceksiniz.
e-
Diyorsunuz ki,
“Diyalog diplomasiyi getireceğinden, vad edilmiş topraklara kavuşmaları için öldürmeleri
gereken Müslümanları öldürme imkanları kalmıyacaktır”
Demek, diyalog diplomasiyi getirecek, dolayısıyla Yahudiler vaat edilmiş topraklara kavuşmak için
Müslümanları öldüremeyecekler ha?
Arada bir tekrarladığınız buna benzer sözler, Yahudi ve Hıristiyanları tanımadığınızı, onların cibilliyetlerini ve
ideallerini –kusura bakmayın ama- hiç mi hiç bilmediğiniz gösteriyor.  
Emin Bey, vadedilmiş topraklara kavuşmak, yahudilerin 3 bin yıllık idealidir. Adeta bu onların imanlarının
şartıdır. Bir müslüman ne pahasına olursa olsun imanından vaz geçer mi ki, onların diyalog neticesinde bu
ideallerinden vaz geçebileceğini söylüyorsunuz! Genlerine zalimlik yapışmış olanları diyalogla bu
huylarından vaz geçirmeyi ummak, Ecevit’in mavi gömlekle anarşistlerin üzerine gitmesine ve onları
anarşiden uzaklaştıracağına inanmasına benziyor.
Bir de şuna benziyor:
Milli Eğitim bakanı Hüseyin Çelik, “Van’ın Akdamar Adasındaki Ermeni kilisesini tamir ettirirsek bu jestimiz
karşısında Avrupa kamuoyu bizim hakkımızda fikrini değiştirir ve bizim Ermeni soykırımı yapmadığımız
kabul eder” diyordu. Buna kargalar güler. Şimdi tamir ettirdiler. Hiç öyle bir şey olmadı.
Sizin “Hıristiyanlığa da İbrahimi din dersek Hıristiyanlar demek öyleymiş diyerek teslisten vaz geçerler” demeniz de aynen öyle.
Buna sadece gülünür.Siz bu sözünüze kendiniz de inanıyor musunuz?  
f-
Bundan önce şöyle bir soru sormuştunuz: "Siyonist Yahudiler ve evanjelist Hıristiyanlar da diyaloğa
karşıdırlar. Diyaloğa karşı olmakta, onlarla birleşmiş oluyorsunuz. Onlarla bir olmak sizi rahatsız
etmiyor mu?”  
Bu sorunuza verdiğim cevap, çok keskin ve susturucu olduğu için, muecburen başka yönlere çektiğimi
söylüyorsunuz. Diyorsunuz ki:
“Gelelim , Diyaloğa karşı çıkan Siyonist Yahudiler ve evanjelist Hıristiyanlar ile ortak
noktada buluşmanız sorumuza vermeye çalıştığınız cevaba. Çünkü gayet net ve açık bir soru
olmasına mukabil, konuyu başka yönlere çekme gereği duymanız düşündürücü..”
Madem başka yönlere çekmişim, öyleyse size aynen sizin üslubunuzla cevap vereyim:
Müslümanlarla diyaloğu Hıristiyan ve Yahudiler istiyorlar. Diyaloğu istemekte onlarla aynı noktada
bulunmak, acaba diyalogcuları rahatsız etmiyor mu?
g-
Bazı gayri Müslimlerin diyaloğa karşı çıkmalarının bir sebebini şöyle izah ediyorsunuz:
“Diyalog vesilesi ile Hakiki müminlerin edeb ve ahlak timsali hallerine şahit olacak olan o
dinlerin mensublarının , kendi dinlerinden çıkıp İslam ile müşerref olma endişelerinden
kaynaklanmaktadır.”
Hangi edep ve hangi ahlak timsali müminlerden bahsediyorsunuz? Bu bahsettiğiniz mü’minler Hz.
Resulüllah’dan daha mı edepli ve ahlaklı?
Varsayımları geçelim, gerçeklere bakalım.
İnsanların edep ve ahlakta en üstünü olan Hz. Peygamberi bir ömür boyu gördüğü halde bile iman etmeyen
nice müşrik vardı. Sadece görmek kafi olsaydı, Hz. Resulüllah zamanında hiçbir müşrik kalmaz hepsi iman
ederdi.
Gayri Müslimler, Osmanlı imparatorluğundan bu zamana, edep ve ahlak timsali nice Müslümanları görüp
durdukları halde imansız yaşayıp duruyorlar.
Demek ki gerçekler düşünüldüğü gibi değil.
Şimdi size en mühim noktayı söyleyeceğim:
Bir gayri Müslimin Müslüman olması için İslam hakkında az çok bilgi sahibi olsı lazım. İslam hakkında bilgi
de tebliğ ile olur. Oysa Diyalog toplantılarında İslamın tebliğ edildiği yok. Tebliğ edilmediği gibi, tebliği
düşünmek bile diyalogcular tarafından dinsizlik kabul ediliyor. Bunu size önce de söylemiştim. Belgesi de
var: 2. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri isimli kitap. C:2, S: 321
Ve bu toplantılarda Peygamberimizin ismi de asla anılmıyor…
Böyle toplantılardan hayır gelmez Emin Bey. Bunun müdafaa edilecek tarafı yok.
Sevgili Emin bey,
9. sorunuzun giriş kısmı 2.5 sahife idi. Onun için cevabını ancak bu kadar kısa tutabildim. Şimdi o
girişin sonundaki sorunuzun cevabına geliyorum:
Bana baştan beri bir kolaylık gösterdiniz. “Soruları beğenmiyorsanız cevab vermeme hakkınızı her
zaman kullanabilirsiniz” dediniz. Şimdi bu hakkımı kullanıyorum.
Gerçi bu sorunuzu beğenmemiş değilim. Ancak, sizin verdiğiniz izinle, başkalarını katmadan bu soruya
sadece kendi cihetimden cevap vermek istiyorum:
Benim zihnimde, Nur cemaati denilince en üstte Bediüzzaman Hazretleri var. Ondan sonra gelenlerin
tamamı, bana göre ikinci sıradadır. Gerçi Bediüzzaman’la beraber bulunanların daha ileri kabul edildiğini
biliyorum. Onların, diğer Nur cemaati mensuplarına göre üstünlük farkları kabul ediliyorsa da, onu kendileri
yaparlar. Benim böyle bir sınıflandırmaya gitmek haddini aşmak olur.
Benim, o zatın İngiliz ajanı olduğunu söylemem şöyle dursun, onun peşinden giden Nurcu kardeşlerime
düşman/muarız olmam bile bahis mevzuu olamaz. Meşrebim icabı böyle bir şey mümkün değildir. Ben,
“Nurculara düşman olmayınız” tenbihi aldım ve bu yolda terbiye edildim.
Bediüzzaman’ın yolunu takip edenlerin, bazı gruplara ayrıldıkları biliniyor. Bunlar içinde bir grup, doğrudan
Dinlerarası Diyalog faaliyetini yürütüyor. Onların şahit olduğum bazı kabul edilemez tavırlarından dolayı,
sadece diyalog faaliyeti aleyhinde yazılar yazdım. Bunu siz de biliyorsunuz.
Bu yazılar içinde hiçbir zaman “Nurcular”ı hedef almadım. Yazılarımda, Bediüzzaman’ı bırakın, O’nun
“Nurcular” diye anılan talebeleri/kardeşlerim aleyhinde tek satırlık bir şey bulunamaz.
Ama Diyalogcuları tenkit ediyorum.
Diyalog aleyhindeki yazılarımla ilgili olarak, bazı nurcu kardeşlerim bana,“Onlar nurcu değil, diyalogcu.
Tenkit ederken sakın nurcular diye tenkit etme” diyorlar. Zaten benim de öyle bir tavrım hiç olmadı.
Olmayacak da.
Sorunuzda Fethullah Hoca’yı da soruyorsunuz. Sizin bana tanıdığınız hakka dayanarak, “Kalanına cevap
vermek istemiyorum, cevabım bu kadar” deyip çekilebilirim. Bu benim için gayet kolay olur. Siz de
beni zorlayamazsınız. Çünkü bu hakkı bana siz verdiniz.
Aşağıdaki cümlelerimin art niyete yorulmaması ricasıyla bir iki cümle  edeceğim.
Ben dobra olmayı seviyorum. Fethullah Hoca hakkında, “ABD ajanı, gizli kardinal” demiyorum. Ortada
gezen CD’yi birçok kimseler gibi ben de seyrettim. O CD’ler birçoklarına tesir etse de, ben orada
anlatılanların üzerinde durmuyorum. Fakat, içimde cevabını bulamadığım ve mutlaka cevap almak istediğim
bazı sordular da yok değil. Bu cevapları da çok merak ediyorum.
Sizler belki, “Madem öyle sorun biz cevap verelim” diyeceksiniz ama, tatmin edecek cevaplar
alabileceğimden ümitli değilim.
Bu cemaat içinde, İslam itikadına âşinâ, Arapçaya vakıf birisiyle konuşup zihnimdeki soruların cevabını
ondan almayı çok istiyorum.
Dostum Ahmet Akgündüz ile yaklaşık 20 senedir tanışırız. O buna ehil. Ama Türkiye‘de değil. Onun gibi
birisi olsa da konuşsak, ben sorsam o cevap verse ondan sorduğum soruların cevaplarını alsam da kararımı
ona göre versem diye düşünüyorum.
Cevabım bundan ibarettir ama, bu cevabı kafi görür müsünüz bilmem. 

Genc::Adam  :
(Röportajın uzamaması adına cevablar hakkındaki duygu
 ve düşüncelerimizi röportaj sonuna saklamayı doğru buluyoruz) 

 

Diyalog Hizmetlerini yapan müslüman kardeşlerinizin , Kur'ân , 
Sünnet ve Ehl-i Sünnet itikadı perspektifinde , size göre yanlış 
olduğuna kani olduğunuz 3 tane hususu , delilleri ile kısaca izah 
edermisiniz ?
 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine röportaj -1 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -2
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -3  
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -4 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -5 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -6 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -7 
 
 
< Önceki   Sonraki >