Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -6 Yazdır E-posta
Yazar ::Genc::Adam   

 

 Genc::Adam :
Röportajın başından son soru dışındaki mevzular ile ilgili 

 

yorumlarınızdaki bariz “tenakuz” ve “sonuca gidememe” hususları ile 

 

ilgili cevab hakkımı ,röportajın uzamaması ve konuların dağılmaması 

 

adına , röportaj sonunda tek tek izah edip konuyu okuyucalarımızın 

 

vicdanlarına bırakacağım.

 

 Son cevabınıza gelecek olursak ;

 

 “1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri sonrasında “ben 5 vakit namazımı kılan bir müslümandım, diyalog sonrasında gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o açıdan hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiye rastladınız mı ?” soruma cevab verememe adına olsa gerek , Mehmet Aydın Bey’in Diyalog toplantılarında ki bir takım sizce yine “ima ve izlenimler” çerçevesinde itirazlar getirmişsiniz. Burada sorumuzda geçen “dindar bir müslümanın diyalog vesilesiyle hırsitiyan olup olmadığı “ mevzumuz ile bu yazılanlar ile nasıl bir irtibat var anlayabilmiş değiliz. Şimdi , bukadar açık ve net  olan sorumuza , verilen bu alakasız cevab neticesinde biz desek ki; “ Ali Bey, Diyalog vesilesiyle Hırsitiyan olan bir müslümana şahit olamadığı açıkça dile getirmek yerine , konuyu saptırma gayretinde bulunuyor” herhalde su-i zan etmiş olmayız. Yoksa Ali Bey röportajın verdiği “heyecan” ile sorumuzu yanlış okuyarak ve yanlış anlamlandırarak mı birtakım hayali “varanlar” geliştirdiler.
 Her şeye rağmen cevablamış olalım :
 1-“İbrahimi dinler” kavramı :
 Geçmiş dönemde kullanıldığına şahit olmadığımız ancak günümüzde kullanılan pek çok ifadelerden bir taneside “İbrahimi Dinler” kavramıdır. Bu kavram ile hem biz Müslümanlar, hemde bu tabiri kabullenen diğer Ehl-i Kitabın ruhanileri , ortak atamız Hz.İbrahim
(AS) mın Hanif Dini şemsiye altında birbirimizi daha iyi tanıma , yakından görüşme ve karşılıklı konuşma çerçevesi anlaşılmaldır. Diyalog Hizmetleri dışında olan ve bu hizmetlerin içeriğini fazla bilmeyen Müslüman kardeşlerimizin , zahiri anlamına takılıp: ”Hz.İbrahim(AS) ‘mın kaç tane dini var ?” şeklinde eleştirmeleri ve bu ifadeyi kullanan mümin kardeşlerininin niyetlerini sorgularcasına onları Küfür ile itham edecek kadar maksadı aşmaları bir değer kesb etmez. Çünkü “İbrahimin(AS)‘mın Dini” tabiri muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin şahsi bir beyanı değil, Kur’anı Kerimin ifadesidir ve tam 9 yerde geçmektedir : (Ya Muhammed(SAV) De ki:“Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” (En’am, 161)
 Dikkat edilirse , Allah (CC) Efendimiz (SAV) ‘me Ehl-i Kitaba karşı İslamı tebliğ ederken , “İbrahim(AS)’mın dinine vurgu yapılmasını öğütlemektedir.Bu bir tebliğ metodudur. Hz.İbrahim (AS)’mın oğlu İshak (AS) mın soyundan gelen Hz.Musa(AS) ve Hz.İsa (AS)’ma inandıklarını söyleyen günümüz Hıristiyan ve Yahudilerine , İbrahim (AS) mın diğer oğlu İsmail (AS)mın soyundan gelen Efendimiz (SAV) min Hıristiyan ve Yahudileri “Hz.İbrahim’in dinine uymaya” davet etmiş olması, bize aslı Hz.İbrahim (AS) ma dayanan, ancak şuan tahrif olmuş Hırsitiyanlık ve yahudilik Dinlerine nazik birer davet olduğunu veciz bir şekilde işaret ediyor! “İbrahimi dinler” içinde yer aldığını kabul eden Hırsitiyan ve Yahudiler , İbrahim (AS) mın Tevhid esaslı Hanif dininiden geldiğini biliyor bu dinin teslis inancına değil tevhid inancına haiz olduğu düşüncesine sevk ediyor. Yoksa , “İslam, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin hepsini birleştirip üçüne birden “İbrâhimî dinler” telakki edildiği yok ! Bu tamamen bir kuruntudur ve su-i zandır.
 
Bugün “İbrahimi Dinler” ekseninde yapılan Diyalog Hizmetlerinin, aslında
 İslami camianın Ehl-i Kitab camiaya aynı Efendimiz (SAV) ‘ min dediği gibi: 
Gelin, Hz.İbrahim ‘in (AS) dini ekseninde Diyalog kuralım” demekten başka 
bir anlam ifade etmez! Çünkü, hem Hz.Musa (AS) ma inen Yahudilik dini 
(o dönemin İslam dini) hem Hz.İsa (AS) ‘ma inen Hıristiyanlık dini (o dönemin 
İslam dini) hemde Efendimiz ‘e (SAV) inen son İslam dini bu noktadan 
z.İbrahim (AS) ma inen Dinin devamı ve sonuncusudır! 
 Dolaysıyla, “İbrahimi dinler” kavramından şayet birileri rahatsızlık duyacaksa, o da bırakın başkaları duysun, çünkü “İbrahimi dinler”, aslı Hz.İbrahim’e dayanan, Allah’a oğulluk isnadını kabullenmeyen, Tevhid esaslı dinler manzumesidir ve bunun sonuncusu Efendimiz (SAV) ‘e inen İslam dinidir!
 Netice olarak, bugün kullanılan “İbrahimi dinler” kavramından kasıt, Hz.İsa (AS) ma inen, Hz.Musa (AS) ma inen ve Efendimiz (SAV) ma inen dinlerdir. Efendimiz (SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde buyurduğu üzere : “Peyamberler anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.”( Buhari, Enbiya 44; Müslim, Fezail 145, (2366); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675) ) Bunların(asılları) hepsi Hak dinlerdir!
Ancak, tabiki bu husus günümüz Hrsitiyan ve yahudileri için geçerli değildir. Asıllarının Hz.İbrahim (AS) ma dayanmış olması, onları tekrar asılları ekseninde İslam ile müşerref olma noktasına gelinmesi Niyeti ile ortaya atılan “İbrahimi Dinler” kavramından kalkıp:
“Hz.İbrahim (AS) mın kaç tane dini var? “ sorusu bir niyet 
sorgulamasından öteye geçmemektedir! İslamda da niyet 
okumaya Sahabeyi Kirama bile cevaz verilmemişse, 
bize düşen hüsn-ü zan etmek olmalıdır. 
 O zaman bırakalım “İbrahimi dinler” kavramına bazı Hıristiyan ve Yahudi ruhaniler itiraz etsinler.
 2-Ali Bey ve diğer bazı Diyalog karşıtı kardeşlerimizin anlayamadıkları diğer bir husus da şudur : Diyalog karşıtı cephe , Diyalog Hizmetlerini yapan İslami
cepheden “Ey Yahudi ve Hıristiyanlar , biz Diyalog yapıyoruz ama gayemiz sizleri Müslümanlaştırmaktır” şeklinde bir ifade duymak istiyorlar. Yani bu ifadeyi duyalım gerisi önemli değil demek istiyorlar. İşte bu ifade , Mehmet Aydın’ın ifadesi çerçevesinde İslam’a bir “dinsizin” yapılabileceği kadar büyük bir zarardır.. Acaba bu ifadeyi resmi ağızlardan duyan diğer dinin ruhanileri , hemen “Müslüman mı” olacaktır yoksa zaten İslam’a karşı olan önyargıları daha damı artacaktır ? İslam’da Tebliğ usul ve metodunu bilmeyen insanların iddia edecekleri bu “düz mantığı” Efendimiz (SAV) hayatında görmek mümkün değildir. O (SAV) önce güven telkin etmiş , kendisine düşman olanlar bile ona “el-emin” demekten kendilerini alıkoyamamış. İşte Diyalog süreci , bir yandan da , biz Müslümanların “ötekilere” bu güveni telkin etme , el-emin peygamberin el-emin ümmeti olduğumuzu gösterme faaliyetleridir.
Dolaysıyla , hangi uslub ve ifade İslam’a faydalıdır hangisi değildir , bunları iyi tahlil ve tetkik etmeden , Don Kişot vari söylem ve eylemlerin
ucuz kahramanlıktan öteye geçmediği ve islam’a zerre kadar faydası olmadığı bir gerçektir. Diyalog , yanlış bilinen İslam’ın temsil edilerek doğru tanıtılmasına imkan sağlayan bir “araç”tır. O açıdan “gayemiz İslamı anlatmak” olacaktır , ama bunu deklare etmeyi bu gayeyi baltalayacağından ifade etmemeliyiz. Aynı şekilde bir müslümanın İslam’ı öğretmesi kadar Genel Kültür noktasında “Hıristiyanlığı öğrenmesi” de gayet doğaldır. Bir Hıristiyanın Dinimiz hakkındaki tam bilmediği veya yanlış bildiği bir hususu eleştirmesi , bizlerin o eleştiriyi bilmemiz ve ona mukabele etmemiz adına da gayet normaldır. Mesela , bir Hırsitiyanın “İslam neden diğer din mensublarına hayat hakkı vermiyor ?” şeklinde yanlış bildiği bir konuyu eleştiri mahiyetinde dile getirmesi , bizlerin bu yanlış bilgiyi düzeltmemiz adına bir vesile olmaktadır. Bu çerçevede Diyalog biz İslami tarafın Hıristiyanlığı ,onlarında da bizi birtakım mevzularda soru sormasına ve doğruları ortaya çıkarması adına bir vesiledir.  
Sn.Mehmet Aydın Beyin “Ben Avrupa’ya gittiğimde, kiliseye çok giderim, büyük zevk duyuyorum.” ifadesini eleştirmek için , Sn.Aydın’ın bu ifadesinden sonra beş vakit namazını terk edip , acaba haftalık Pazar
ayinlerine katılıp katılmadığına bakmak lazım. Daha geçen gün İzmir Karşıyaka’da bir Camii (kilise değil !) açan Mehmet Aydın’ın , ifadesinde zevk aldığı hususun , kilisedeki mistik manada bir zevk olmadığını, “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” hakikatı ispat etmiyor mu ? Madem zevk alıyor neden kilise ayinlerine sürekli gitmiyor ? madem gitmiyor o zaman sizin anladığınız manada bir endişeye mahal olmaması gerekmiyor mu ? Yoksa Mehmet Bey’İn gizli gizli ayinlere katıldığını mı iddia ediyorsunuz?
 Günümüzda Bediüzzaman Hazretleri yaşasaydı , herhalde  “Biz Allah'a inananlar küfre karşı beraberiz.." ifadesini eleştirmekten öte ,kendisini “Küfre girmekle” itham etmiyeceklerinden emin değilim.

 8.soruma geçmek istiyorum :
 Dünya’da Diyalog Hizmetlerine karşı çıkan , İslami cephe içinde (sizin gibi) olduğu kadar , mesela yahudiler içinde Siyonistler (İsrail devleti gibi) , hıristiyanlar içinde bazı evangelesitler (Amerika’da Cumhuriyetçi Yönetimin bağlı bulunduğu mezhep) de karşı çıktığını biliyoruz. Bu noktadan sormak istiyorum : Madem Diyalog Hıristiyanlığa Hizmet ediyor ; Ali Eren’in , Siyonist ve bazı evangelesitlerle “ortak noktada” buluşması sizi rahatsız etmiyor mu ? Yoksa sizinki “samimi” bir karşı çıkmada ,onların ki “takiyye” mi?
Ali Eren:
Sevgili Emin bey,
Mübârek Berat gecesinden önceki gün verdiğim bu cevaba başlarken, sizin ve bütün 
okuyucuların kandillerini tebrik eder, iki cihan saadeti dilerim.
8. sorunuzun başında şöyle diyorsunuz: “1994 yılından bu yana Diyalog 
Hizmetleri sonrasında “ben 5 vakit namazımı kılan bir müslümandım, 
diyalog sonrasında gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi 
hak dinmiş , o açıdan hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiye 
rastladınız mı?” soruma cevab verememe adına…” deyip beni cevap 
verememekle suçluyorsunuz. Halbuki, öyle bir durum yok.
Sevgili Emin Bey, bana iddia ettiğim şeyleri sorun lütfen. Benim böyle bir iddiam 
olmadığına göre, bana böyle bir soru da sormamanız icap eder. Çünkü ben yukarıda 
ortaya attığınız sözleri söyleyen bir şahsın varlığını iddia etmedim. Böyle bir şahıstan 
bahsetmedim. Ettimse yerini söyleyin. Bahsettiğimi varsayıp ondan sonra bir soru 
ayarlayarak, bana, “Böyle bir kişiye rastladınız mı?” diyorsunuz. Bu bir taktiktir ve
 ben bu taktiğin yabancısı değilim. “Böyle birine rastlamadım” dersem, “Gördünüz
 mü? Hem böyle birine rastlamadığını söylüyor, hem de diyalogcuları suçluyor” 
diyeceksiniz. “Rastladım”  dersem o zaman da “Öyleyse o kişiyi göster” diyeceksiniz.
 Kendi bulduğunuz böyle hayali bir kimseyi bana sormayın. Geçin bunları… 
Esasen, bu sorunuzu taa 6. sorunun cevabının en sonunda cevap vermiştim; oraya 
bakılabilir. Hâlâ okuyucunun unutmuş olma ihtimalinden medet ummaya lüzum yok. 
Ve görüyorum ki, hâlâ 7 sorunuzdaki tavrınızı sürdürüyorsunuz. Yaptığınız şu: 
7. sorunuzda: “Okuyucu eski cevaplara tekrar bakacak değil ya, Ali Bey’in böyle 
bir şey söylemediğini ne bilsin” düşüncesiyle, şöyle diyordunuz: “Zaten siz de 
kabul ediyorsunuz ki, “Hıristiyanlar Hak dindir” şeklinde bir beyanın olmadığını …” 
Kaçıncı cevapta kabul ediyorum anlayamadım? Kabul ettiğim falan yok. zaten, Ben öyle 
bir şey söylemedim demiştim siz de susmuştunuz.Müsadenizle soruyorum orada niçin, 
“Hayır söyledin” diyemediniz? Söylemediğim bir şeyi söylemişim gibi göstermek, 
en hafif tabiriyle okuyucuya karşı ayıp olmadı mı?  Geçin bu üslupları sevgili dostum geçin. 
Söylemediğim şeyleri okuyucuya söylemişim gibi gösterip, “Böyle bir kişiye rastladınız mı?” 
demeyin. Bu soruyu, “Böyle bir kişiye rastladım” iddiasında bulunanlara sorun. Bana, niçin
 kendi iddialarımla ilgili şeyler sormuyorsunuz? Neden çekiniyor, neden korkuyorsunuz Emin Bey?
 Gerçeklerin ortaya konulmasından korkmuyorsanız önümü açın. Daha önce de söyledim; tekrar 
ediyorum: Hırıstiyanlığı cici göstermek sadece sizin sorduğunuz şekilde olmaz; çeşitli şekillerde 
olabilir. Bana izin verin, Diyalogcuların hıristiyanlık lehine yaptığı konuşmaları, yazdığı yazıları, 
devirdiği çamları teker teker ortaya koyayım. Var mısınız? Niçin, “ Diyalogcuların, İslam 
inancına ters nesi varsa buyur söyle” diyemiyorsunuz?
Zaten konumuz diyalog değil mi? Röportajın  şimdiye kadar oraya buraya sündürüldüğü 
yeter. Bana, İslam inancına uymayan hallerini sorun lütfen söyleyeyim. Nasıl olsa 
değerlendirecek olan okuyucu değil mi? Biz karşılıklı konuşalım onlar değerlendirsin.
*****
“İbrahimî dinler” tabirini kullanan diyalogcuları tenkit ettiğim için, benim bu tenkidimi 
anlamazlıktan gelip, “İbrâhimî dinler” tabirine kendinizce cevap vermeye kalkışarak 
“İbrahim’in dini” ifadesinin Kur’an’da 9 yerde geçtiğini söylüyorsunuz. Ve böyleceeeee, 
farkında olmadan bana hak vermiş oluyorsunuz. Çünkü zaten benim söylediğim de aynısı. 
Ben diyorum ki, Hazreti İbrahim’in üç değil tek çeşit dini vardır; o 
da islamdır. Onun için “İbrahimî dinler” yok, “İbrâhimî din” var. Beni teyid eder 
mahiyette sizin de söylediğiniz gibi, Kur’an da “ibrahimin dini” buyurur zaten. 
Beni aynı soruyu sormaya tekrar mecbur ediyorsunuz. Soruyorum: Kur’an’da, hadiste, 
ehli sünnet inancında, geçmiş alimlerin eserlerinde, veya İslami eserlerin herhangi birinde, 
diyalogcuların çoğul olarak kullandığı “İbrâhimî dinler” tabiri geçiyor mu? Geçiyorsa söyleyin, 
geçmiyorsa diyalogcuların bu yaptıkları ne? İslam dini, 2000 yılına doğru şekil mi değiştirdi? 
Ayrı ayrı hak din mi var? Emin Beyciğim, size tebrikler. Daha soru gelmeden cevabını 
vermişsiniz zaten. Demişsiniz ki, “İslam, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin hepsini birleştirip
 üçüne birden “İbrâhimî dinler” telakki edildiği yok ! Bu tamamen bir kuruntudur ve su-i zandır.” 
Böyle söylüyorsunuz ama, maalesef kabul edemeyeceğim. Çünkü, bu sözünüz “deveyi 
hamuduyla yutmak” tabirine çok uygun düştü. Çünkü bu söz, yani “İslam, Hıristiyanlık ve 
Yahudiliğin hepsini birleştirip üçüne birden “İbrâhimî dinler” 
denilmesi, diyalog toplantılarının hepsinde oluyor. Kendi kendinizi mahcup etmekten 
çekinmezseniz, “İbrahimî dinler” deyip demediklerini bizzat Gazeteciler ve Yazarlar 
Vakfı’ndan sorabilirsiniz.  Hem de bu ne perhiz, ne lahana turşusu. Hem ibrahimî dinler denilmediğini 
uyduruyorsunuz hem de çekinmeden, Hz. İbrahim için “ortak atamız” 
diyebiliyorsunuz. Hz. İbrahim, Hıristiyan ve Yahudilerle beraber bizim ortak atamız ha!!! 
Hz.İbrahim, sadece Peygamberimiz’in ve onun ümmetinin atasıdır. Üç ilaha inanan 
Hıristiyanlar ile peygamberlere zina isnat eden Yahudilerin değil…Asrı saadette de hıristiyan 
ve Yahudiler, Hz. ibrahimi sahiplenmek istemişlerse de, Allah (c.c.) bizzat Kur’an ayetiyle 
onları reddetmiştir. (Âli İmran, 65,66,67) Bu âyet, “İbrahimî dinler” diyen diyalogculara da ilâhî bir cevaptır. 
Sevgili Emin Bey, diyalogcular –sizin iddia ettiğiniz gibi- Hz. Musa ve Hz. İsa’nın tebliğ ettiği hak inanç 
sistemlerini kastederek “İbrahimî dinler” demiyorlar. Bugünkü Hıristiyan ve Yahudileri karşılarına alıp, 
onların inandığı bugünkü BOZUK HIRİSTİYANLIK VE YAHUDİLİK için “İbrahimî dinler” diyorlar. Dolayısıyla,
 sizin “ Netice olarak, bugün kullanılan “İbrahimi dinler” kavramından kasıt, Hz.İsa (AS) ma inen, 
Hz.Musa (AS) ma inen ve Efendimiz (SAV) ma inen dinlerdir.” sözünüz doğru değil. Ayrıca,
 bu konuda büyük bir de yanlış yapıyorsunuz. “Hz.İsa (AS) ma inen, Hz.Musa (AS) ma inen ve 
Efendimiz (SAV) ma inen dinler” diyerek, üç peygamberin ayrı ayrı dinleri olduğunu zannediyorsunuz.
 Öyle zannettiğiniz için de “Dinler” diyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki, Âdem aleyhisselam’dan beri gelen 
bütün peygamberlerin dini tekdir o da İslamdır. Onun için, “Ayrı ayrı dinler” yok “Tek din var” var. Dolayısıyla, 
“İbrahimî dinler” tabiriyle, Hs. İsa ve HZ. Musa zamanındaki tek hak din kastedilse bile, yine “dinler” denilemez. 
Bir taneye “dinler” denilir mi hiç! Peygamberlerin tamamının dini aynı ve tekdir, fakat şeriatları farklıdır. 
 Farklı da olsa, “ibrahimî şeriatlar” da denilemez. Çünkü Hz. İbrahim’in şeriatı da tek çeşittir. 
Demem o ki, “din” ile “şeriat” tabirlerini iyi öğrenmemiz gerekiyor. 
***
Sorunuz içindeki 2 rakamının devamında , kendi tenkit ettiğiniz yanlışı yapıyor, niyet 
okuyorsunuz. İşte söyledikleriniz: “2-Ali Bey ve diğer bazı Diyalog karşıtı kardeşlerimiz... 
“Ey Yahudi ve Hıristiyanlar , biz Diyalog yapıyoruz ama gayemiz sizleri Müslümanlaştırmaktır” 
şeklinde bir ifade duymak istiyorlar. Yani bu ifadeyi duyalım gerisi önemli değil demek istiyorlar.” 
Emin Bey, burada açıkça niyet okuyorsunuz. Zararı yok okuyunuz da keşke doğru okusaydınız. Benim
 düşüncem sizin söylediğiniz gibi olsa, sizin bu söylediğinizi kabul etmem icap eder. Çünkü benim düşüncemi 
dile getirmiş olurdunuz. Oysa ben bunu reddediyorum. Gayri Müslimlere, sizin bize yakıştırdığınız tavırla yaklaşmak, 
ahmaklıktır desem o bile az gelir. Oysa, ben günahkâr bir kulum ama ahmak değilim. Hem niyet okumanız
 yanlış, hem de söylediğiniz vaziyet bende yokken, varmış gibi sözü uzatıyor da uzatıyorsunuz. Bu arada 
Donkişot kelimesini kullanıyorsunuz. İyi güzel de,  olmayan bir vaziyeti var kabul edip hayale hücum etmek 
esas Donkişotluk olmaz mı? 
***
Hele şükür sorunuzun sonuna yaklaştık. 
Cümlelerinizi okuyalım:“Sn.Mehmet Aydın Beyin “Ben Avrupa’ya gittiğimde, kiliseye 
çok giderim, büyük zevk duyuyorum.” ifadesini eleştirmek için , Sn.Aydın’ın bu ifadesinden 
sonra beş vakit namazını terk edip, acaba haftalık Pazar ayinlerine katılıp katılmadığına bakmak lazım.”
 Emin Bey, yukarda din ve şeriat hakkında yanıldığınız gibi burada da iman ve amel hususunda yanılıyorsunuz. 
Topluluk karşısına çıkıp kiliseyi övmek itikadî, namaz ise amelî/fıkhî bir meseledir. Onu ona delil getiremezsiniz. 
Namaz kılmak itikâdî bir hatayı ortadan kaldırmaz. Ortada devasa bir hata var, siz kalkmış onu kapatmaya 
çalışıyorsunuz. Size şunu söyleyeyim. Mehmet bey kendisi sizin gibi düşünmüyor. Yaptığının, yenilir yutulur cinsten 
bir şey olmadığını bildiği için, “Ne olmuş söylemişsem! Siz benim namaz kılıp kılmadığıma bakın” diyemedi. 
Tamiri imkansız bir hata olduğunu bildiği için önce inkara yeltendi, sonra onu da yapamadı. Diyorsunuz ki, 
“Daha geçen gün İzmir Karşıyaka’da bir Camii (kilise değil !) açan Mehmet Aydın’ın , ifadesinde zevk aldığı 
hususun, kilisedeki mistik manada bir zevk olmadığını , “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” hakikatı ispat etmiyor mu?”
 Boşuna zorluyorsunuz işi? Mistik manaya değil de ne manayadır? Âinesi iştir kişinin ama lafa öyle bakılır ki. Bir gayri Müslim 
kelimei şehadet getirse fakat namaz kılmasa, ianesi iştir lafa bakılmaz diye onun iman ettiğini kabul etmeme hakkımız var mı? Bir adam
 hiç içki içmediği halde, içki niçin haram olsun dese onda iman kalır mı? Demek ki lafa bakılıyormuş. Diyorsunuz ki.
“Madem zevk alıyor neden kilise ayinlerine sürekli gitmiyor?” Kendisine sormalı. 
Diyorsunuz ki,“madem gitmiyor o zaman sizin anladığınız manada bir endişeye 
mahal olmaması gerekmiyor mu?” Kardeşim! Sizin namınıza endişe var sizin! Çünküüü,
 kiliseden zevk aldığını söyleyen bir zatı getirip diyalog oturum başkanı yapıyorsunuz. Diyorsunuz ki,  
“Yoksa Mehmet Bey’İn gizli gizli ayinlere katıldığını mı iddia ediyorsunuz?” Hayır etmiyorum. 
Sözümde öyle bir suçlama olmadığı gibi öyle bir iddiaya ihtiyaç da yok. Gizliye lüzum yok ki zaten. 
Çünkü, kendisi açıktan açığa gittiğini söylüyor ya. Bizim gibileri suçlayarak diyorsunuz ki, 
“Günümüzda Bediüzzaman Hazretleri yaşasaydı , herhalde kendisinin dönemin Vatikan 
papazı Papa XII. Pius’a yazdığı mektubunda geçen : “Biz Allah'a inananlar küfre karşı beraberiz.." 
ifadesini eleştirmekten öte , kendisini “Küfre girmekle” itham etmiyeceklerinden emin değilim.” 
Emin Beyciğim, ne yapalım, sizin bizim hakkımızdaki husn-i zannınız(!) demek ki böyleymiş. 
Yukarılarda Müslümanlara karşı hüsni zan sahibi olmak icap ettiğini bize siz tavsiye ediyordunuz, 
şimdi söylediğinizin tatbikatını yapıyorsunuz. Ve nihayet sorunuzun sonuna geldiniz. Geldiniz ama, 
benim Diyalog meselesine girememem için, bu soruda da daha önce konuştuğumuz meseleleri tekrar 
ederek uzatabildiğiniz kadar uzattınız. 
Esas sorunuz şöyle:
“Dünya’da Diyalog Hizmetlerine karşı çıkan , İslami cephe içinde (sizin gibi) 
olduğu kadar , mesela yahudiler içinde Siyonistler (İsrail devleti gibi) , 
hıristiyanlar içinde bazı evangelesitler (Amerika’da Cumhuriyetçi Yönetimin bağlı bulunduğu mezhep)
 de karşı çıktığını biliyoruz. Bu noktadan sormak 
istiyorum : Madem Diyalog Hıristiyanlığa Hizmet ediyor ; Ali Eren’in , Siyonist 
ve bazı evangelesitlerle “ortak noktada” buluşması sizi rahatsız etmiyor mu ? 
Yoksa sizinki “samimi” bir karşı çıkmada onların ki “takiyye” mi?
Son cümlenizden başlayayım:
Ben onları bilmem, ama benimki samimi karşı çıkma. Eğer 9. sorunuzda yine başa 
dönüp eski cümleleri tekrar etmezseniz, niçin karşı çıktığımı açıklamaya çalışacağım. 
Biliyorsunuz, yukarda “Varan 1” demiştim. Devamını açıklamama imkan lütfediniz. 
Madem benim söylediklerim yanlış, bırakın bu yanlışları dile getireyim de okuyucular 
benim yanlışlar içinde yüzdüğümü görsünler. Öyle değil mi ama? Diyaloğa karşı çıkan 
bazı Hıristiyan ve yahudileri kastederek, “onlarınki “takiyye” mi?”  diyorsunuz. Valla, 
onlarınkinin takiyye olup olmadığını ben bilemem. Onların dilinden diyalogcular daha iyi anlarlar.
 Onlara sormak lazım. Bizim diyalogcularun nasıl olsa diyalogcu gayri Müslimlerle diyalogları gayet iyi. 
O yolla sıhhatli cevap alınır zannediyorum.Bana, “Onlarla ortak noktada buluşmak 
sizi rahatsız etmiyor mu?” diye soruyorsunuz.
Herkesin kendi düşüncesi ve kendi değerleri vardır. Başkaları beni ilgilendirmez. Ama
 ille de bir noktada buluşmayı suç sayacaksak, size şunu mu sormalıyım: Hoca Efendi
 Vatikan’a gitti. Orada Papa’yla aynı noktada buluştu. Onun Papa’yla aynı noktada 
buluşması sizi rahatsız etmedi mi? Senelerdir Mekke’de değil, ABD’de olması sizi rahatsız
 etmiyor mu? Bunu mu sormalıyım? Bu soru yerinde bir soru olur mu? İki kişiden biri 
Hac niyetiyle, diğeri de gayri meşru bir niyetle Cidde uşağına binmiş ve yan yana oturmuşlarsa…
 Hacca giden, diğeriyle aynı noktada bulundu diye, yol arkadaşından dolayı suçlu mu olacak?..
Madem rahatsız olmayı soruyorsunuz, ben de şunları sormak isterdim: Diyalogcular, 
“Kilisede haz ve lezzet aldığını söyleyenlerle” beraber olmaktan, “Camide ne manevi hava
 varsa kiliside de aynısı var” diyenlerle beraber olmaktan.“Son Peygamber, “Bir kimse bana da
 inanmasa cennete girer dedi” diyerek Peygamberimiz’e iftira edenlerle beraber olmaktan, Gayri 
Müslimler cennete işte böyle girecekler dercesine, gâvurları sembolük sırat köprüsünden geçirenlerle 
beraber olmaktan, “Bir hadisin Peygamberin ağzından çıktığı kesin de olsa ona itiraz hakkımız 
ortadan kalkmaz” diyenlerle beraber olmaktan, Ayasofya resminin üzerine, duvarda asılı haçın gölgesi 
düşünce alkış tufanı koparanlarla beraber olmaktan, Bal ile kokmuş eti karıştırırcasına, ezan sesiyle haç 
sesini karıştıranlarla beraber olmaktan, Sıkılmıyorlar mı acaba…

 Genc::Adam  :

Muhterem Ali Bey,
Sizi yakalamışken kolay kolay bırakmayı düşünmediğimizi belirtmek isterim. Bu vesile 
ile Ramazan-ı Şerifinizi mübarekler , İslam Aleminin uyanmasına vesile olmasını Cenab-
ı Mevladan niyaz ederim. 
Daha önce belirttiğim üzere, önceki mevzular ile ilgili söz hakkımı röportaj bitiminde 
yapacağımdan dolayı , “cevab vermediniz” veya ”sustunuz” şeklindeki uslublara 
girilmemesini de ayrıca istirham etmek istiyorum. 
“Niçin,“Diyalogcuların, İslam inancına ters nesi varsa buyur söyle” 
diyemiyorsunuz?” ifadenize bir anlam verebilmiş değilim. Çünkü sorduğum soruların 
tümü diyaloğa sıcak bakmayan kardeşlerimizin mütereddit oldukları mevzular idi ve 
bizlerde bunu İslam Fıkhı çerçevesinde müzakere ettiğimize inanıyorum. Dolaysıyla , siz 
önce mevcut sorulardaki mevzuların İslam inancına ters hususlarını dile getirirseniz, ve 
bu konuda bizi ikna ederseniz , belki sizin birtakım bahaneler ile sığındığınız “el-
öpmeme”  mevzuunda , bizler bir Hakikatı bize öğretmiş olacağınızdan, Hz.Ali’nin(K.V.) 
tabiri ile “kırk yıl kölesi” olmaya –bahanesiz- hazırız. O açıdan , izin verirseniz hangi soruları 
soracağımıza röpotajı yapan Genc::Adam takdir etsin. Soruları beğenmiyorsanız cevab vermeme 
hakkınızı her zaman kullanabilirsiniz. Bugün “İbrahimi Dinler” ekseninde yapılan Diyalog Hizmetlerinin, 
aslında İslami camianın Ehl-i Kitab camiaya aynı Efendimiz (SAV) ‘ min tebliğ uslubunda Kur’anın emrettiği üzere 
dediği gibi: “Gelin, Hz.İbrahim ‘in (AS) dini ekseninde Diyalog kuralım” demekten başka bir anlam ifade etmediğini 
ifade etmiştim. Konunun daha net anlaşılması adına sormak istiyorum : 
1-) Hıristiyanlığın aslı ( o günkü İslamiyet ) Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir? (EVET) 
2-) Yahudiliğin aslı ( o günkü İslamiyet ) Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir? 
(EVET) 
3-) İslamiyet Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinemidir ? (EVET ! )
Demek her üç dinin asılları , Efendimiz (SAV) beyanı çerçevesinde :” Peyamberler 
anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.” (Buhari, Enbiya 44; Müslim, 
Fezail 145, (2366); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675) , şeriatları farklılık arz etmekle 
beraber Hz.İbrahim (AS) mın dini üzerinedir. İşte buna isnaden , İbrahimi dinler 
denmesinde bir sakınca oluşturması bir yana , mesela bir Hıristiyan ruhaniyi (veya mensubunu) 
şu yönde düşünmeye sevk edecektir : “Madem İslam ‘da bir İbrahimi din , o halde Tevhid 
inancını bir inceliyeyim” diyerek “teslis inancı “ nı sorgulayabilecektir. Sizin endişeniz ,acaba Müslüman 
bir kimse :” Madem Hıristiyanlıkta bir İbrahimi din , o zaman teslis inancıda doğru olabilir , bir araştırayım “ 
şeklinde bir düşünceye gitmeleri ise , buna en güzel cevabı yine Bediüzzaman Hazretlerinden dinliyelim :” 
“Demek bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hıristiyan ve Yahudi, 
hususan bolşevik gibi olmak... Çünkü, bir İsevi, Müslüman olsa, İsâ Aleyhisselâmı daha 
ziyade sever. Bir Mûsevî, Müslüman olsa, Mûsâ Aleyhisselâmı daha ziyade sever. Fakat 
bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, 
daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; ruhunda kemâlâta medar hiçbir hâlet kalmaz. 
(Emirdağ Lahikası , Sayfa 458 )
“İbrahimi dinler” tabirini kullananlar bu “niyet” ve “düşünce” çerçevesinde 
kullanmaktadırlar. Madem ameller niyetlere göredir , ve niyet sorgulama ruhsatı 
Sahabe-yi Kiram Efendilerimize bile verilmediğini Usame bin Zeyd(RA) rivayetinde kabul 
ettik , o halde bir samimi bir mümine düşen hüsn-ü zanetmek olmalıdır. 
Demişsiniz ki : Hz. İbrahim, Hıristiyan ve Yahudilerle beraber bizim ortak atamız ha!!! 
Hz.İbrahim, sadece Peygamberimiz’in ve onun ümmetinin atasıdır. Üç ilaha inanan 
Hıristiyanlar ile peygamberlere zina isnat eden Yahudilerin değil…
Hz.İbrahim (AS) mın oğullarından İshak (AS) mın soyundan gelen Hz.İsa(AS) ve 
Hz.Musa (AS) ile , diğer oğlu Hz.İsmail (AS) mın soyundan gelen Efendimiz (SAV) neseb 
itibari ile ataları ortaktır ; oda Hz.İbrahim (AS) dır. Günümüzde Hz.İsa (AS) ma ve onun 
getirdiği İncil’e inandığını söyleyen Hıristiyanlar ile yine günümüzde Hz.Musa (AS) ma 
ve onun getirdiği Tevrat’a inandığını söyleyen Yahudiler , neseb itibari ile Hz.İbrahim 
(AS) ataları olmaktadır. Siz rahatlatacak bir örnek vereyim: Hz.Nuh (AS) mın oğlu 
gemiye binmemiş ve küfür ehli olarak ahrete gitmiş olması , onun atasının Hz.Nuh (AS) 
olduğu gerçeğini değiştirmez. Ama elbette baba/ata peygamber de olsa , ölen imansız 
ise bir fayda olmaz. Bu husus ile , “ortak ata” olma mevzusunu karıştırmayalım. 
Ayrıca , Kur’an-ı Kerimde geçen “İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O 
hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi.” (Ali İmran:67) Ayet-i Kerimesi , 
İbrahim (AS) mın Yahudi ve Hıristiyan olmadığını beyan ediyor. El-hak aksini iddia eden bir beyana 
mı şahit oldunuz ki bu Ayeti delil getiriyorsunuz ? İbrahimi
dinler ifadesi , İbrahim (AS) mın bir Yahudi veya Hırsitiyan olduğunu değil , tam tersine 
günümüzdeki Yahudi ve hırsitiyanların , İbrahim (AS) Hanif dinini asılları olarak kabul etmeleri noktasında , 
kendilerini Muvahhid İbrahim (AS) ma göre gözden geçirerek tadil ve tekmil etmelerine bir vesile olacaktır kanaatindeyiz. 
Yine diyorsunuz ki ; “Ayrıca, bu konuda büyük bir de yanlış yapıyorsunuz. “Hz.İsa (AS) ma inen, 
Hz.Musa (AS) ma inen ve Efendimiz (SAV) ma inen dinler” diyerek, üç 
peygamberin ayrı ayrı dinleri olduğunu zannediyorsunuz. Öyle zannettiğiniz için de 
“Dinler” diyorsunuz. Bilmiyor musunuz ki, Âdem aleyhisselam’dan beri gelen bütün 
peygamberlerin dini tekdir o da İslamdır. Onun için, “Ayrı ayrı dinler” yok “Tek din 
var” 
İslam Fıkhında , Dinler genel anlamda üç kısma ayrılır :
1. Hak Din, İlahi Din veya Semavi Din: Bir peygamberin, Allah'tan vahiy yoluyla aldığı 
ve insanlara tebliğ ettiği hükümler ve düsturlar demektir.
2. Aslı Bozulmuş Dinler: Aslı bakımından birer gerçek din iken, sonradan bozulmuş dinlerdir. 
Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi. Bu dinlerde ilah inancından da,tevhid akidesinden de uzaklaşma görülür.
3. Batıl Dinler: Bunlar asılları bakımından tevhid inancı ile ilgisi bulanmayan dinlerdir. 
Bunların kaynağı vahiy değil, insandır. Hinduizm, Budizm, Mecusilik gibi. 
Hak din tektir , ama aslı bozulmuş ve batıl olan dinlerde vardır. Hiçbir ifademizde “Hak dinler” diye bir 
çoğul kullanmış değiliz. “İbrahimi dinler” ile aslı İbrahim (AS) dayanan dinler kastedildiğinden ,bize 
göre bir tane Hak din (İslam) diğerleri aslı bozulmuş olan “İbrahimi dinler” olarak kabullenilmelidir. 
Merhum Elmalı Hamdi Yazır , Bakara suresi 62.Ayetinin tefsirinin başında , bu Hakikate parmak basmaktadır :
 “İslâmiyet'e zahirde iman etmiş olanlar, yani, Muhammed dinini dilleriyle ikrar ettiklerinden dolayı 
insanlar arasında müslüman sayılanlar, Musa dinine mensup olan yahudiler, İsa dinine mensup 
hıristiyanlar, bu üç dinin dışındaki dinlerden olanlar…..” 
Dolaysıyla , hiçbir yerde telaffuz edilmemiş , sadece çarpıtmaya matuf “Hak dinler” 
şeklinde bir tane ifade bulmanız mümkün değildir. Dolaysıyla , din ve şeriat kavramlarında 
bir yanılgı söz konusu olamaz. Olan , kavramların sizin tarafınızdan yerli yerine oturtulmamış olmasıdır. 
Gelelim , Diyaloğa karşı çıkan Siyonist Yahudiler ve evanjelist Hırsitiyanlar ile ortak 
noktada buluşmanız sorumuza vermeye çalıştığınız cevaba. Çünkü gayet net ve açık bir 
soru olmasına mukabil , konuyu başka yönlere çekme gereği duymanız düşündürücü..
Neden soruya net cevab vermek yerine , dallandırma gereği 
hissediyorsunuz. Hem sizin hemde okurlarında bilgilenmesi adına kısaca izah etme 
gereği hasıl oluyor : 
Bugün dünya’da Müslüman kardeşlerimize zulmeden ve bu zülmü reva gören Siyonist 
ve evanjelistlerin Diyaloğa karşı çıkmalarında başlıca iki neden vardır : 
Birincisi ; 
Diyalog diplomasiyi getireceğinden , vad edilmiş topraklara kavuşmaları için öldürmeleri 
gereken Müslümanları öldürme imkanları kalmıyacaktır. 
İkincisi , Diyalog vesilesi ile Hakiki müminlerin edeb ve ahlak timsali hallerine şahit olacak 
olan o dinlerin mensublarının , kendi dinlerinden çıkıp İslam ile müşerref olma endişelerinden kaynaklanmaktadır. 
Şimdi , siz ve sizin gibi Diyalog istemeyen ve diyaloğu acımasızca eleştiren bazı kardeşlerimizin , 
bu gerçekleri bilerek hala nasıl Diyaloğa karşı çıktıklarını anlayamıyorum ! Anlaşılan , 
cevabınızdan gördüğümüz kadarıyla , hala anlıyamıyacağız.
9.soruma geçmek istiyorum : 
Yeni Mesaj Grubunun , Bediüzzaman Hazretlerini İngiliz ajanı – 2.Lawrence –
Fethullah Gülen Hocaefendi’yi de Amerikan ajanı-gizli kardinal olarak 
nitelendirmelerine katılıyormusunuz ? Bu “Küfür” ithamını , Ehl-i Sünnet 

akidesi içinde nasıl değerlendiriyorsunuz ?

Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine röportaj -1 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -2
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -3  
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -4 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -5 
 
< Önceki   Sonraki >