Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Papa , Şiddet ve Diyalog Yazdır E-posta
Yazar Ali Bulaç   
Papa’nın İslamiyet’i ve Hz. Peygamber Efendimiz (sas)’i tezyif edici mahiyetteki konuşmasını nasıl yorumlamak lazım? Soğukkanlı düşünüp önümüzdeki dönemde beklenen gelişmeleri kestirmeye çalışmamız lazım

Önce bir durum tespiti yapalım: Ben ortaöğrenimin birinci sınıfında iken rahmetli Seyyid Kutup’un kitaplarıyla tanıştım, ilk okuduğum kitabı “İslam’da Sosyal Adalet” idi. Sonraları diğer kitapları ve elbette en önemli eseri Fizilal ile tanıştım. 40 senedir Seyyid Kutup ve Mevdudi’yi tanıdığımı söyleyebilirim. Fakat hayatım boyunca ne şiddete ilgi duydum ne masum insanların hayatına kasteden siyasi amaçlı terörün İslami bir meşruiyete dayanacağını düşündüm. Aksine her zaman İslam ile terör arasında herhangi olumlu/meşru bir ilişki kurulmayacağını savundum, “İslam radikalizmi” deyiminin -fundamentalizm (köktendincilik), siyasal İslam ve şimdi İslamfaşizmi gibi tanımlamaların- dışarıdan Müslüman dünyaya sipariş edildiğini, modern dünyaya çok şey anlatan ve vaat eden İslami entelektüel, ahlaki, toplumsal ve siyasi uyanışa birer deli gömleği olarak giydirilmek istendiklerini yazdım.

Merhum S. Kutup-Mevdudi ve radikalizm arasında zorunlu bir bağ yok. Buna rağmen birileri bu türden bir bağ kurmaya çalışıyor. Bu fikri pompalayan merkezlerin kastı başka. Onlar bilinçli, sistemli ve ısrarlı bir biçimde Selefilik ile terör arasında illiyet bağı kuruyor. Bu önerme doğru olsaydı, İbn Hanbel ve Ebu Hanife’den M. Akif’e kadar sayısız mütefekkiri terörist saymak lazım. İşgal edilen toprakların savunulması, eğer “terör” sayılıyorsa, Afrika’dan Kafkaslara kadar bu meşru mücadelelere katılan Sufi tarikat ve hareketler de aynı sınıfa girer.

Bu, kendi başına örgütler kurup şiddet hareketlerine başvuranların kendilerini “Selefiler” şeklinde tanımlamadıkları anlamına gelmez. Bunlar yanında Selefilikle terör arasında hiçbir ilişki kurulamayacağını savunanlar da var. Tıpkı kendilerini Müslüman diye takdim edenlerin gözlerini kırpmadan şiddete başvurmaları gibi. Mensubiyet temel belirleyici değil. Terörün ortaya çıkışında başka faktörler belirleyici olmaktadır. Birilerinin Müslüman kimliğiyle şiddete başvurması İslamiyet’in bir şiddet ve terör dini olduğu anlamına gelmez. İşte Papa bunun farkında değilmiş gibi tamamen aktüel ve politik bir genellemeye eşlik ederek İslamiyet’i şiddetle bir arada tutmuş, Hz. Peygamber’in “kılıç”tan başka insanlığa bir şey getirmediğini söylemiştir. (Türkçe tam metni için bkz. www.bilgihikmet.com

“İslam ve şiddet/terör” söylemindeki şifreyi çözmek lazım. Sorun, İslamiyet’in şiddeti öngördüğü veya Müslümanların terörü tek ifade biçimi olarak seçtikleri sorunu değildir, sorun Müslümanlara şiddet ve terörün empoze edilmesi, başka ifade biçimlerine başvurmalarının önüne geçilmesidir. “İslam şiddeti öngörüyor veya Müslümanlar terör yapıyor” dendiğinde, aslında “Ey Müslümanlar terör yapın” denmek isteniyor. Tıpkı Huntington’ın “Medeniyetler savaşı çıkacak” demesinin aslında “Medeniyetler savaşı çıksın” demek istemesi gibi.

Bu durumda sorumlu mevkideki insanların, kanaat önderleri ve İslam bilginlerinin ısrarla “İslam ile terör arasında hiçbir ilişki yoktur” demelerinden ve diyaloğu öne çıkarmalarından daha makul ne olabilir? Diyalog, çatışma zeminini engeller. İlişkiler tümüyle koparılırsa, savaş notaları verilmiş olur, bu da “İslam terörü” söylemi üzerinden askeri ve politik operasyonlar yürüten küresel güçlerin işine gelir. Papa bu küresel sürecin içinde yer almıştır, bu doğru. Ama mesela Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hayrettin Karaman Hoca gibi ne olup bittiğini çok iyi gören zatlar “yine diyalog” dediler ki, bu Müslümanların basiret ve ferasetlerinin dipdiri olduğunun göstergesidir. Bence de büyük bir komplonun önüne geçmenin en doğru yolu, “diyalog kapılarının açık tutulması”dır. Diyaloğun cevazını Papa vermiyordu ki, onun vazgeçmesiyle bu iş sona ersin. Diyaloğa inanan sayısız Hıristiyan var. Bundan sonra bu sürecin başını İslam çekecek, dünyanın hızla büyük bir felakete doğru gidişini büyük endişe ile gören erdemli insanları kendi şemsiyesi altında konuşmaya, müzakere etmeye ve yeni Hilfu’l-fudullar akdetmeye davet edecektir.

20.09.2006


 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız." (Al-i İmran Suresi, 64)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3001121
Şuanda 2 misafir bağlı