Çok sıradan bir soruma bile “net” cevab vermek yerine ,çetrefilli bir yolu
tercih etmeniz röportajımızı zora sokuyor Ali Bey. Bakınız 6. sorum olan :
“Diyalog önderleri” içinde günümüzdeki Hırsitiyanlık dini “Hakdindir “
şeklinde bir ifadeye şahit oldunuz mu ? Böyle bir izlenim elde etmekten
veya böyle bir imadan bahsetmiyorum , böyle bir ifadeye şahit oldunuz mu ?”
ifademe cevab vermek yerine sorumu tahlil ediyor ve “neden izlenim veya
ima’ya izin vermediğimi , cevabınızın alanını daralttığımdan”şikayet
ediyorsunuz . Halbuki sizin gibi samimi bir mümine düşen bu soruya cevaben:
”Hayır , hiçbir Diyalog önderinden Hıristiyanlığın Hak bir din olduğu
yönünde bir tane bile cümleye şahit olmadım” demeniz olmalı değimliydi ?
Madem şahit olmadınız neden dile getirmiyorsunuz ? Bunu dile getirmek
yerine sorumu eleştiriyor ve “İzlenim ve îmâ mühim değil mi?” diyorsunuz.
Halbuki hiçbir röportajda soru soranın sorusu eleştirilmez , soruyu
beğenmiyorsanız ”susma hakkınızı” kullanabilir veya bu soruya cevab vermede
ehliyetli olmadığınızı dile getirebilirsiniz. Neden ima ve izlenimi
istemediğimi kısaca açıklıyayım : Bir şeyin İma’sını veya izleniminı
değerlendirmek subjektif bir yaklaşımdır , objektif olamaz. Çünkü ima
etmenin arkasında ima edenin “niyeti” önemlidir , halbuki niyetleri
Allah’tan başkası bilemez. Adamın biri su kuyusundan su çıkarmak için
eşeğini bağlamak için bir kazık aramış , bulamayınca ileride de su
dolduranlara faydası olur mülahazası bir kazık çakmış. Bir müddet sonra
başka birisi aynı kuyudan yine eşşeği ile su doldurmaya gelmiş. Ayağı daha
önce çakılan kazığa takılmış , oda ileride başka birisinin ayağına takılır
endişesi içinde kazığı çıkarmış. Şimdi , her iki fiil birbirinden 180
derece farklı olduğu halde , niyete göre her ikiside doğru olabilmektedir.O
açıdan elde edilen izlenim veya imadan ziyade, hadis-i şerifin beyanı
çerçevesinde “Ameller niyetlere göredir” kaidesini kendimize Rehber
edinmeliyiz. Hatırlayınız , Efendimiz (SAV) min çok sevdiği Sahabe-yi
Kiramdan Usame bin Zeyd (R.A) bir savaşta düşmanını köşeye sıkıştırmış ,
onu tam ölüreceği anda , düşmanın Kelimeyi Şehadet getirdiğini görür.
Kendince elde ettiği ima ve izlenim ; ölüm korkusundan düşmanın şehadet
getirdiği ve bu ifadesinde samimi olmadığı yönündedir. Boynunu vurduktan
sonra , savaş sonrası hadise Efendimiz (SAV) anlatılır , Efendimiz(SAV)
Usameyi(R.A.) çağırttırır. Ona konuyu sorar , Usame (R.A.) cevab olarak :”
Ya Resulullah , öleceğini anladı , ölmemek için göstermelik şehadet
getirdi” der. Efendimiz (SAV), hepimize ölçü olması gereken şu veciz itabı
yapacaktır : “Ya Usame , kalbini yarıpta mı baktın , kalbini yarıpta mı
baktın ? “ Usame (R.A) bu itab karşısında şunu diyecektir : “Keşke o
güne kadar Müslüman olmasaydım da bu itaba muhatab olmasaydım”. Evet ,
subjektif mana ifade eden izlenim ve ima’ların arkasındaki niyet okumaya
“ruhsat” Sahabeyi Kirama bile verilmemişse , bizim o kapıyı açmaya
çalışmamız yakışıksız ve gereksizdir , ve sadece müminler arası uhuvveti
zedelemeye matuf olur. Ama , “günümüz Hırsitiyanlığı Hakdindir” şeklindeki
bir ifade objektif bir tesbittir ve söyleyeni bağlar. Madem söylenmemiş o
halde bir sorun gözükmemektedir.
Diyorsunuz ki; “bir kimse, “hıristiyanlık dini hak dindir” demez de,
“Hıristiyanlar hak yoldadır” diyebilir.” İşte bunu söyleyen kişi günümüz
Hıristiyanlığını mı kast ediyor yoksa aslını mı kast ediyor ? Veya
diyorsunuz ki ; “bugünkü İncillere göre hareket edenler de cennete
giderler” diyebilir.” Bunu söyleyen kişi İncil’de Hz.İsa(AS)’mın, açık bir
dil ile, kendisinden sonra gelecek bir Resule -Efendimiz (SAV)- işaret
etmesini ve ona tabi olması anlamında mı demiştir ? (bakınız: Johanna
16,7.13). Yine diyorsunuz ki ;“Sadece camilerde manevi haz ve lezzet yok.
kiliselerde de manevi hava var” diyebilir. Kiliselerde de manevi hava var
diyen bir kişi, acaba Allah’a ibadette günde 5 defa alnını secdeye koymayı
terk etmiş ve artık haftada bir kilise ayinlerine talib olmuş bir kişi mi ?
Yoksa, kilisede de havrada da Budist tapınaklarında da mistik (istidraci)
manada manevi bir hava olabilir. Önemli olan bunu telaffuz eden kişinin
Allah ve Reslune (SAV) bağlılığıdır. İşte bundan dolayı size sormuştum :
“Hırsitiyanlık hakdindir” şeklinde bir ifadeye şahit oldunuz mu diye. Gönül
isterdi ki ,net soruma net bir cevab vermiş olsaydınız.
Diyorsunuz ki; “Oysa, bunların hepsi de Hıristiyanlık lehine söylenmiş söz
ve hareketler olabilir ki, Müslümana yakışmaz.” Halbuki , günümüz
Hıristiyanlığının tahrif olması , onun her şeyinin batıl olduğu anlamına
gelmez. Hıristiyanlık dininde “güzel ahlakın” teşvik edilmesi , “zinanın
yasak olması” , gibi İslam dinimizle ortak güzelliklerine vurgu
yapılmasında neden bir sakınca görelim ? Konuya daha müdrik olmanız
bakımından size yine Bediüzzaman Hazretlerinden birkaç kesit sunayım:
a) Hırsitiyanlara hitab ederken onlara Kafir diye hitab edilmesine karşı
çıkan edeb timsali Üstad Hazretleri sebeb olarak : “Kör adama, hey kör
demediğiniz gibi... Çünkü eziyettir. Eziyetten nehiy var : Kim zimmî olan
birine eziyet ederse..." Hadis-i şerifin devamı "Ben onun hasmı olurum."
şeklindedir. (el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr: 6:19, hadis no: 8270.) – (Münazarat
:sayfa 72)
b) Avrupayı eleştirdiği bir yazısında : “Yanlış anlaşılmasın, Avrupa
ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı
içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden
fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i
tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri
sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum.”
(Lemalar ,Sayfa 119)
c) Ehl-i Kitab ile dost olma (Maide:51) mevzusunu tefsir ederken “Hem de
bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san’atı içindir.
Öyleyse herbir Müslümanın herbir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı
gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san’atları kâfir olmak lâzım
gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir san’atı, istihsan
etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? (Münazarat :sayfa 70-71)
demektedir.
Evet , Hıristiyanlığı ve Hırsitiyanları bu çerçevede ele almamız , hem
Kur’anın hem Sünnetin hemde Üstad’ın yoludur.
Diğer mevzular ile ilgili olarak röportajı çok uzattığı son izninizle son
kez dile getiriyorum :
a) Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının toplantılarına sizi daha sonraları
davet etmemeleri, içinize birhayli oturmuş anlaşılan , röportajımız ile
çok ilgili olmadığından , Vakfımızdan ricam , Ali Bey’i bundan sonraki
toplantılarına istisnasız davet etmeleridir. Vakfın faaliyetlerindeki
“cazibe” benim gibi Ali bey’ide etkilemiş anlaşılan…
b) Ahirzamanın, İtikat İmamlarımızın “Fetret devri” kavramı içinde yer
almasını kabulleniyor , “Fetret Devri kavramı içine girmeyen hiçbir insan ,
Hz.Muhammed (SAV)‘me kalben inanmadıkça ve lisanen tasdik etmedikçe cennete
giremez.” beyanımı “çok doğru buluyor , ama buna rağmen “dünyadaki tüm
yahudi ve hıristiyanlar ehl-i necattır” diyemiyeceğimiz gibi “dünyadaki tüm
Yahudi ve hıristiyanlar ehl-i nardır” diyemez.” tesbitime itiraz
ediyorsunuz. Bu sanki biraz tribünlere (niyet okuduğumu zannetmeyin)
oynuyorsunuz gibi geldi fakire. Fetret kavramı içinde bazı “Hırsitiyanlar
veya Yahudilerin” olmadığına deliliniz nedir ? Ne İtikat imamlarımızın nede
Bediüzzamanın böyle bir ayrımı yok. Kısaca hatırlıyalım : Eşariye , Cenab-ı
Hakk'ın adını duymayan, O'na dair hiç bir tebliğe şahit olmayan kimse,
nerede, nasıl yaşarsa yaşasın, ehl-i fetret, dolayısıyle de ehl-i necattır.
Maturidîler derler ki; "bir insan, aklıyla Yaratıcısını bulursa, adını
ünvanını bilsin bilmesin kurtulur. Ama aklıyla mücerred olsun Yaratıcıyı
bulamamışsa o kurtulamaz." İmam-ı Rabbani de Mektubatında , bu hususta
kısmen Eşariyeyi kendisine rehber alır ancak fetret devri insanlarını
cennete girmeselerde, cehennemden kurtulacaklarına ve toprak olacaklarına
hükmeder. Şimdi size sormak istiyorum , İtikat imamlarımızın ve İmamı
Rabbaninin tüm bu ifadelerini kabul etmenize rağmen , nasıl oluyorda :
“günümüz dünyasındaki tüm yahudi ve hıristiyanlar ehl-i nardır”
diyebiliyorsunuz ? Ya Ahirzamanı fetret devri içinde kabul etmeyin –ki
ettiniz- , ya da kabul ediyorsanız Ehl-i Sünnet içindeki hükmünü lütfen
doğru beyan edin. İşte bu noktada diyoruz ki ; Bizim (Müslümanlar)
vazifemiz dinimizi halen , kavlen ve tavren temsil ve tebliğ etmektir ,
madem günümüz dünyasında Fetret ehlinin kim olup olmadığını hangi budistin
hangi hıristiyanın olup olmadığını biz bilmiyoruz , bunu ancak Allah(CC)
bilir, o halde neden Allah’ın vazifesine karışıyoruz?. Diyorsunuz ki ;
“Rabbimiz kitabında,kimlerin cennetlik, kimlerin cehennemlik olduğunu beyan
etmiş mi? “ Evet etmiş , ama aynı zamanda ““Biz peygamber göndermedikten
sonra azap edicilerden değiliz.” (İsrâ, 17/15) de demiş. Ve bu Ayet-i
Kerimeye isnaden de İtikat İmamlarımız birtakım hükümler icra etmiş. Buna
Bediüzzaman Hazretleri (bir Eşari olarak) ve İmamı Rabbanide (bir Maturidi
olarak) izah etmiş. Şimdi bize ne oluyorki , bunca Hakikate rağmen farklı
kulvar arayışlarına giriyoruz ?
Prof. Bekir Karlığa Hocamızın :”… Hıristiyanların, Yahudilerin,
Zerdüştilerin, hatta Budist gibi herhangi bir şekilde bir tanrıya
inananların cennete girecekleri...” hususuda yine Fetret Mülahazası
çerçevesinde doğru bir tesbittir. Bir yaratıcıya inanma –yani Maturidi
anlayışı çerçevesinde – fetret ehl-i kavramı içine giren tüm gayr-i
Müslimler inşallah ehl-i necattır. Hürriyet Gazetesi muhabirinin anlıyacağı
bir dilde beyan edilen bu cümleye , fakirin izahı anlayıdığı bu
doğrultudadır. Bekir Hocanın “fetret kavramı içine giren” şeklinde bir
ifadeyi paragrafın başına koyması elbette daha doğru kaçacaktır , lakin
hüsnü zan eden her mümin , Bekir Hocamız gibi Ehl-i Sünnet anlayışına en az
sizin kadar bağlı bir büyüğümüzün bu anlam dışında bir ifadeyi kast
etmediğini müdriktir.
Toparlamak gerekirse ; Arabistanda , Türkiye’de veya Mısır gibi
Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadıkları bölgelerde iakmet eden gayri
Müslimlere İslami tebliğin ulaşmama ihtimali zayıftır ve bu noktada
buralarda yaşayan gayri Müslimlerin fetret kavramı içinde dahil edilmesi
elbette zordur. Ancak , 1 milyarlık Müslüman coğrafyası dışında kalan, 5
milyarlık gayri müslimin Fetret Kavramı içine girip girmemesi , kendisine
İslamın seviyeli temsil ve tebliğinin ulaşıp ulaşmaması çerçevesinde sadece
Allah’ın bileceği bir husustur. Bize düşen dinimizi yaşayıp , en güzel bir
yol ile anlatmaktır. Hadisin ifadesi ile ; Soğutmadan , küstürmeden –
sevdirerek ve kolaylaştırarak dinimizi sevdirmektir. Bunun dışında , bizler
Rabbimizin cehenneme sokma veya cennetten çıkarma memuru olmadığımızı
unutmamalıyız.
c) Risale-i Nur’larda geçen “Zulmen öldürülen kafirler cennete girecektir”
ifadesini Risalelere sokulmuş bir ifade olarak telakki etmeniz , hem fakiri
hemde Nur camiasını üzmüştür. Bediüzzaman Hazretlerinin hem Osmanlıca hem
Latin alfabeleri ile yazdığı Risalelerin asılları Barla’da mevcuttur.
Bizzat kendisinin tashih ettiği Orijinal Risaleler başta Mustafa Sungur
ağabey , Abdullah yeğin ağabey , Said Özdemir ağabeylerde de mevcuttur.
Risalele-i Nurlarda geçen o günki dönemlerde bir bölge ismi olan
”Kürdistan” şeklindeki kelimelerin , yanlış anlaşılmalara sebebiyet
vermemesi noktasında , bazı Risalelerde “şark vilayeti” olarak geçmesi ,
bir sokuşturma değil ki , siz bunu kendinize referans kabul ederek
8herhalde) “zulmen ölen ve baliğ olmayan hırsitiyanların cennete girmekten
öte şehit olacağı” ifadesini sokuşturulma olarak telakki ediyorsunuz.
Bediüzzaman sizin gibi düşünmüyor diye , “sokuşturulmuş” olabilir demek ,
Bediüzzamanın varisi olan tüm talebelerine bir hakarettir sözümü
tekrarlamış olayım. Fetret Devri insanları iman ile mükellef
olmadıklarından o tip insanlar bir istisna kuşağıdır. Bundan dolayı
Eşariye göre iman ile mükellef değillersede maturidilere göre yaratıcıya
iman ile mükelleftirler. Bediüzzaman Hazretleride Eşari olduğundan , iman
etmeyen fetret devri insanlarını detaylı izah ettiğimiz üzere ehl-i necat
kabul etmiştir. Bunu kabul ederken kendisine Eşari Hazretlerini dayanak
yapmıştır. Dolaysıyla , burada yapılacak bir eleştiri itikat imamlarımızada
yapılmış olmaktadır. Çünkü , İtikat imamlarımızın görüşü bu eksende
olduğundan Asrımızın Müezzini olan Bediüzzamanda bu Asra uygun hükmünü bu
zemine göre yapmıaktadır.
Bunlar Bediüzzamanın kendi beyan ve sözleridir , aksi deliliniz varsa ,
ilgili mektubun orijinal bir nüshasını tarafımıza gönderin bizde size hak
verelim. Veya bir mümine yakışır vaziyette maksadını aşan bu ifadenizden
dolayı Nur camiasından -röportaj bitmeden- özür dileyiniz.
d) ”Diyalogcular, Türkiye’ye “Hz. Muhammed’e inanmadıkça kimsenin Cennet’e
girmesinin mümkün olmadığını” duyururlarsa, onların ellerinden öpeceğim;
ben de yanıldığımı ilan edeceğim.” dediğiniz halde , gereğini yerine
getirmediniz. Fakir Ehl-i Sünnet itikadının olmazsa olmaz bu hükmünü”
Fetret Devri kavramı içine girmeyen hiçbir insan , Hz.Muhammed
(SAV)‘me kalben inanmadıkça ve lisanen tasdik etmedikçe cennete giremez.”
dile getirince . bu sefer “sen Diyaloğun önünde gidenlerden değilsin , bunu
Diyaloğun önde gidenleri desin o zaman öpme meselesini düşünürüz” dediniz.
Halbuki , elini öpmeye vaat ettiğiniz o yazınızda Diyalogcuların önde-sonda
diye bir şartı yok. Kaldı ki , sizden beklenen de “ Bu Hakikatı dile
getirdiğinizden dolayı , Hakikat aşkına verin elinizi öpeyim” de değil idi.
Ancak , en azından bundan sonraki bazı yazılarınızda daha temkinli
tesbitlerde bulunmanızdır. “Her söylediğin doğru olmalı , ancak her doğruyu
her yerde söylemek doğru değildir .” kaidesi gereği , bazen Hakikatler
mevsimi gelmeden ulu-orta dile getirilmez. Çünkü getirildiğinde İslama
zarar verebilir . Ebu Zer Gifari (RA) tahattur ediniz , Efendimiz (SAV)
kendisini fevri çıkışlarından dolayı oymağına geri göndermiş ve mevsimi
gelinceye kadar geri dönmemesini öğütlemiştir. Kaldıki , siz hangi Diyalog
önderine sordunuzda onlar fakirin bu ifadesi dışında bir beyanda bulundu ?
Zaten sizde kabul ediyorsunuz ki, “Hırsitiyanlar Hakdindir” şeklinde bir
beyanın olmadığını …
Bundan sonra sorular dışında , eski mevzulara girilmemesini röportajın daha
hızlı seyretmesi adına Ali Bey sizden rica ediyorum :
7.soruma geçmek istiyorum : 1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri
sonrasında “ben 5 vakit namazımı kılan bir müslümandım, diyalog sonrasında
gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o açıdan
hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiye rastladınız mı ? Tekrar
edeyim , falan yazara göre bir Prof. Kızı veya Rusyada bir arkadaşımın
şahit olduğu ismi emine olan bir kişinin anlattıkları “hikayeler” değil ,
şahsen sizin bizzat şahit olduğunuz bir vaka var mı?
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine röportaj -1
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -2
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -3
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -4