Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -4 Yazdır E-posta
Yazar Yusuf Ziya   
Genc::Adam  :
İzninizle 6.soruma geçmek istiyorum : Röprotajın içinde de zaman zaman dile getirdiğiniz “Hırsitiyanları 
cennete sokma” meselesine atıfta bulunarak sormak istiyorum : “Diyalog önderleri” içinde günümüzdeki
Hırsitiyanlık dini “Hakdindir “ şeklinde bir ifadeye şahit oldunuz mu ? Böyle bir izlenim elde etmekten
veya böyle bir imadan bahsetmiyorum , böyle bir ifadeye şahit oldunuz mu ?
Ali Eren : 
Sorudan ziyade “Ücretsiz dava vekili  müdafaası” şeklinde olan
bu 6. sorunun ilk paragrafından başlayayım. (Yanlış anlaşılmasın, çok uzun
demek istedim)
a- Her ikimiz de röportaj kültürüne yabancı değiliz. Bu kültürde 
konuşmacıyı cendereye almak yok. Ben buna işaret etmek istedim.
b- İki arkadaştan biri diğerine, “Tepenin üzerine bir yel değirmeni yaptım” 
demiş. Öbürü de “Suyu nereden geliyor?”diye sormuş. Adam, “Ben yel 
değirmeni yaptım“ diye tekrarladıkça, öbürü hâlâ “Anladım yel değirmeni 
ama, suyu nereden geliyor” diye israr ediyormuş. Yel değirmeninin suya 
ihtiyacı olmadığını bir türlü anlamaya yanaşmıyormuş. Ben size, “Çok israr 
etmeme rağmen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı sadece takip etmek için bile 
beni çağırmadı” derken, şunu da söylemiştim: “Kimlerin çağırılacağı daha 
tesbit edilmemişti”. Siz ise hâlâ, -aynen yel değirmeni meselesi gibi-
bunu anlamıyor. Ve şöyle diyorsunuz: “Şahsen bir mümine yakışan hüsn-ü zan 
etmek olmalıdır kanaatindeyim. Belki davetli sayıları kısıtlı ondan davet 
edilmedim şeklinde düşünmek “Muhammedi ahlaka” daha yatkın gözüküyor… “ 
Değerli Gençadam, değirmencinin yaptığı gibi, ben de bir daha 
tekrarlıyayım: “Kimlerin çağırılacağı daha tesbit edilmemişti”.Daha tesbit 
edilmediğini söyleyen de Cemal Bey’in kendisi idi. Yani sevgili dostum 
sizin anlayacağınız –daha doğrusu,anlamayacağınız- ben yel değirmeni 
yaptım, yel...
c-İkinci paragrafta diyorsunuz ki: (Sormak istiyorum , hangi ifademizde, 
“bütün gayri Müslimler ehl-i fetrettir ve buna isnaden ehl-i necattır“ 
şeklinde bir yorumumuz oldu ? Madem olmadı , neden “gayri Müslimlerin ille 
de cennete gireceklerini söyleme gayreti” ile itham ediliyoruz?)Değerli 
dostum! Bahsettiğiniz itham/suçlama, sizin üzerinizden diyalog 
faaliyetlerini sürdüren ön saftakileredir. Onları tasvip edince haliyle siz 
de bu ithamın muhatabı oluyorsunuz. Çünkü, diyalog faaliyetlerini 
sahipleniyor ve bu faaliyeti sürdürenleri müdafaa ediyorsunuz. Gerçi, bu 
ithamı şahsen kabul etmeyip, “Peygamberimiz’e ve Kur’an’a inanmayanların 
cennete giremeyeceklerini” söylemeniz güzel. Zaten yukarda ben de, “İşte 
ehli sünnet inancı budur” diye sözünüzü tasdik  etmiştim. Ancak, böyle 
söylediğiniz halde, tam tersini söyleyenleri müdafaa edince iş değişiyor. 
Eğer, “Hangi diyalogcu benim söylediklerinim tersini söylemiş?” diyorsanız, 
zaten biraz sonra ona geleceğiz.   
d- Diyorsunuz ki, “Madem Cennet ne bizim nede sizin tekelinizde o halde 
neden Allah’ın vazifesine karışıyoruz?” Değerli dostum, bi kere böyle bir 
söz ne size yakışır ne de bana. Bırakalım böyle şözleri din  cahilleri 
söylesinler. Onun için, bu sorunuza ne kadar hayret edilse azdır…Rabbimiz 
kitabında,kimlerin cennetlik, kimlerin cehennemlik olduğunu beyan etmiş mi? 
Etmiş.Bunu okuyarak, “Şöyle şöyle inanan topluluk cennete, şöyle şöyle 
inananlar da cehenneme gidecek” buyurmuşsa bunu tekrarlamak -HÂŞÂ- Allah‘ın
vazifesine karışmak mı oluyor!!! Şimdi ben size, “Niçin fetret devrinde
yaşayanların Cennete gireceğini söylüyorsunuz? Cennet sizin tekelinizde
mi? Allah’ın vazifesine karışmayın” desem haklı mı olurum? Bu hususta, olsa 
olsa “Siz bu meseleyi yanlış biliyorsunuz” demek hakkım olur. O da ya 
yanlıştır ya doğru.
 
e- ikinci paragrafta Matüridî ve Eş’arîliği hatırlattıktan
sonra, cümleniz şöyle devam ediyor:“Bugün (ahirzamanda)  hiçbir mümin , 
“dünyadaki tüm yahudi ve hıristiyanlar ehl-i necattır” diyemiyecekleri gibi 
“dünyadaki tüm Yahudi ve hıristiyanlar ehl-i nardır” diyemez.”
 
Sevgili kardeşim! Mâtüridiyye de Eş’ariyye de başımızın üstüne. Ancak , 
Dinlerarası Diyalog Platformu Başkanı Prof. Bekir Karlığa’nın, Yahudi, 
Hıristiyan, Zerdüşt ve Budistlerin bile cennete gireceğini söylediğini bile 
bile nasıl “kimse dünyadaki tüm yahudi ve hıristiyanlar ehl-i necattır” 
diyemez diyebiliyorsunuz? Denilemez dediğiniz sözü, Diyalog faaliyetlerine 
başkan yapılan zat bal gibi söylüyor işte. Bunu nasıl yok sayacağız? 
Devamla, “kimse dünyadaki tüm Yahudi ve hıristiyanlar ehl-i nardır” 
diyemez” diyorsunuz. Diyemez olur mu hiç! Bunu bizzat Kur’an söylüyor. 
Kur’an, “Hz. İsa ve Hz. Meryem’i ilah kabul edenlerin” yani Hıristiyanların 
kafir olduğunu açık açık söylüyor. Kafirlerin yeri de elbette cehennemdir.
“Fetret devri” falan diyerek bir istisna göstermeye ise yol yoktur. Çünkü 
burada istisnaları konuşmuyoruz. Bir de istisnalar genel kâideyi 
değiştirmezler. 
f- Her 10 siteden 7-8 tanesinin İslamı yanlış anlattığını söylüyor ve “Tuşa 
basan adam doğru olanın hangisi olduğunu nasıl bilecek?” diyorsunuz. 
Bunlar derin itikâdî meselelerdir, biz de –galiba- itikad imamı değiliz. 
İmamlarımız her meseleye cevap vermişler zaten. Kendilerine, din hususunda 
doğru bilgiler de yanlış bilgiler de ulaşmış olanlar, eğer doğruyu kabul 
edememişlerse, bunlar size göre mazur sayılıyorlar…Oysa, İtikadî 
mezheblerimize göre böyle bir şey yok. Zaten bütün dünyada herkes kendi 
yolunun doğru olduğu kanaatıyla o yolu tutuyor. Öyleyse, bu insanların 
hepsi kurtuluşta mı?.. Elbette hayır.Başka ülkeleri bırakalım,Arabistan, 
Türkiye ve diğer ülkelerdeki gayri müslimler de akıllarınca İslamın doğru 
bir din olmadığı düşüncesinden dolayı islamı kabul etmiyorlar. Buna ne 
diyeceğiz? N’apsınlar doğru bilgiye ulaşsalar da yanlışlar daha fazla 
olduğu için kanmışlar zavallılar diye mazur mu göreceğiz? Bunlar da mı 
cennetlik? Bugün Yahudi askerleri bile, Lübnan ve Filistin’de yaptıklarını 
doğrudur düşüncesiyle yapıyorlar. Irakta çocukları öldürmemek için ırak’a 
gitmek istemeyen bir İngiliz askeri intihar etti. diğerleri ise 
kandırıldılar ve gittiler. Çünkü onlara hep yapacakları katiamın doğru 
olduğu söylendi ve inandılar zavallılar. Kandırılmışlar yani,. Onlar da mı 
masum???Daha önce söylediğim bir cümleyi tekrar edeyim:İslam itikadında, 
“Gayri Müslimler, Müslümanların iyi hallerini görmedikleri için İslamı 
kabul etmezlerse zararı yok. Yine de cennete giderler” diye bir madde
yok. Müslüman olmanın tek yolu, örnek müslüman görmek değildir. Müslüman
olanların hepsi, Müslümanları örnek alıpta Müslüman olmuş da değillerdir.
Öyle olan var, olmayan var. Mesela, iman eden  birisi, “İyi ki siz 
Müslümanların hallerinizi görmeden Müslüman olmuşum” demiştir. Bu söz, 
gayri Müslimlere iyi örnek olmanın ehemmiyetini gösterdiği gibi, 
Müslümanların iyi veya kötü hallerini görmeden de müslüman olanlar olduğunu 
da göstermektedir. İyi örnek olmayalım demiyorum. İyi örnek olacağız diye, 
şartlarını onların çizdiği “Diyalog oyunu”nun figüranları olmayalım 
diyorum.  
g- Risalei nur câmiasına hakaret etmem bahis mevzu olmadığı gibi, hakaret 
ettiğimin söylendiğini kabul etmem de mümkün değil. Benim bu câmia içinde 
tertemiz sayısız dostum var.Meseleye şöyle yaklaşalım: Sizin göre mümkün 
değil ama, bir an için Risalei nurlara ilaveler yapıldığını farzedelim. 
Binlerce, onbinlerce, belki yüzbinlerce Risalei Nur camiası toplanıpta mı 
bu ilaveyi yapmış olurlar. Tabii ki hayır.Öyleyse niçin bütün bir câmiaya 
hakaret etmiş olayım. Ben hepsi mi suçluyorum? Bu kardeşlerimize hakaret 
etmek şöyle dursun, ben hakaret edenlere hakaret ederim. Onlar benim din 
kardeşlerimdir. Üslüb olarak anlaşamadığımız noktalar olabilir. Ama bu, 
asla hakareti gerektirmez. Kardeş kardeşi itermiş, yar kenarına gelince 
geri tutarmış. Ben şunu söylüyorum: “İmansız cennete giren yoktur” diyen 
bir zat, bunun tersine “Zulmen öldürülen kafirler cennete girecektir” demez 
diyorum. Eğer bir değerlendirme yapacaksanız, bu sözümün yanlış olduğunu 
söyleyebilirsiniz. Yanılmada da hakaret manası olmaz. Benim bu sözlerime 
karşılık, Kastamonu Lahikası 49. sahifeyi delil getiriyorsunuz.Benim itiraz 
ettiğim yer de zaten orası…Hatırlar mısınız, yukarılarda, bu cümleleri 
aslına yakın ifadelerle aktarmıştınız da ben de “İntikaliniz yanlış. Orada
kâfir kelimesi de olacak” diye düzeltme yapmıştım. Şimdi tam ve doğru 
olarak aktardınız. Ben de cevabımı vermiş oldum.Üstadın, tebliğ ulaşmadığı
için iman etmemiş olanlar hakkındaki şu cümlelerini aktarıyorsunuz:“İtaat 
etse sevap görür;etmezse azap görmez. Çünkü mahfî kaldığı için hüccet 
olamaz. “(Mektubat  sayfa 374) . Ali Bey , bunlarda mı Nur’lar içine 
sokulmuş ifadeler” Şimdi bu ifadelere dikkatinizi rica edeceğim.Ahirette 
sadece iki yer var: Sevap karşılığı cennet, azap karşılığı cehennem. 
Üstat, “itaat edenler de etmeyenler de sevap kazanıp cennete girer” 
demiyor. Kendinizin söylüyorsunuz; üstada göre, sevap kazananlar sadece 
itaat edenlerdir. İtaat etmeyenler içinse sadece “Azap görmez” diyor. Peki 
azap görmeyecek ama, ne olacak? İtaat etmedikleri halde, itaat edenler gibi 
onlar da mı sevap kazanacak/cennete gidecek? Böyle bir şey söylüyor mu? 
Söylemiyor. Öyleyse? Öyleysesi şu: Azap görmeyecek, ama cennete de 
girmeyecek. Aynen İmamı Rabbani Hz.nin buyurduğu gibi toprak olacaklar. 
Dolayısıyla üstadın da i. Rabbani Hz.nin de söyledikleri bir noktada 
birleşiyor.Yukarıda, “İmamı Rabbani Hz.nin söyledikleri içinde sizin de 
kabul etmediğiniz yerler olabilir” mealinde bir şeyler söylemiştiniz. 
Hayır. Benim İmamı Rabbani Hz.nin sözleri içinde kabul edemediğim bir şey 
yok. 
 
h- Şu cümleniz ne size yakışır ne bana. Diyorsunuz ki: “Şayet bir tenakuz 
varsa , o zaman o tenakuzu Bediüzzamana değil , bizzat İtikat İmamlarına 
mal etmelisiniz.” Hangi tenakuz? Ben, bir tenakuzdan bahsetmedim. Bir 
tenakuzu Bediüzzaman’a da mal etmedim. Ona etmeyeceğim gibi, mezhep
imamlarına da mal etmem.“Bir tenakuz varsa.. bizzat mezhep imamlarına mal 
etmelisiniz” sözünü de çok ağır bulduğumu ifade etmek isterim. Çünkü, bu şu 
manaya geliyor: Ortada bir tenakuz görülüyorsa, bu, itikad imamlarına ait 
olabilir ama asla Bediüzzaman’a ait olamaz. Onlar tenakuza düşebilir ama, 
Bediüzzaman düşmez. Böyle bir karşılaştırma ikimize de yakışmaz.Ben diyorum 
ki, sizin gördüğünüz bir tenakuz varsa, bu tenakuz o mübarek zatların hiç 
birine ait değil bana aittir… 
Şöyle söylediğimi hatırlatıyorsunuz: “Son cümleniz tamamen doğru. Tam 
ehli sünnet inancı bu işte.”Bu hatırlatmadan sonra bana diyorsunuz 
ki:(“tesbitinizle doğrulamakla beraber “bunu diyalog önderlerine de 
söyletin”diyorsunuz. Sonra, ”sizi daha da şaşırtayım: Sizin son cümlenizde
söylediğinizi, hususi konuşmalarda diyaloğun önde gelenleri bile 
söylüyorlar” diyerek yine bir tenakuza giriyorsunuz. O zaman karar verin , 
diyalog önderlerine söyletmelimiyim yoksa , onlar zaten bu tesbiti 
söylüyorlar mı?)
  
Ali Eren olarak, bu sorunuza şaşırdığımı söylemeye mecburum. Tenakuz üstüne 
tenakuz yakalamış gibi, ”yine bir tenakuza giriyorsunuz” diyorsunuz. Zararı 
yok, tenakuza girmiş olayım ama tenakuz nerede?  Siz mi anlamak 
istemiyorsunuz, ben mi anlatamıyorum bilmem? Daha önce ne söylediğim, 5. 
sorunun cevabının son taraflarında duruyor. Okuyucular zahmet buyurup 
tekrar bakarlarsa göreceklerdir.Ne demişim? “Söyletebiliyorsanız, bunu 
diyalog önderlerine de söyletin. Diyaloğu nasıl herkese duyurarak 
yapıyorlarsa, bunu da öyle aynı şekilde yapsınlar” demişim. Diyaloğu alâ 
melei’n-nâs yaparken doğruları dar mahfillerde, yapıyorlar, bu yanlış 
demişim. Hususi görüşmelerde bize karşı düzgün konuştukları halde, diyalog 
toplantılarında tersini söylüyorlar demişim.Aynen “Karakolda doğru söyler 
mahkemede şaşırır misali” demişim. Bunu anlamak imkansız mı ki 
anlaşılmıyor?. Zararı yok siz buna tenakuz deyedurun. Ben, tenakuzumu(!)
bulduğunuz şu cümlenizi ele alacağım. Diyorsunuz ki, “diyalog önderlerine
söyletmelimiyim yoksa , onlar zaten bu tesbiti söylüyorlar mı?” Herhalde 
yine anlatamayacağım ama, bir deneyim bakalım. Cevap veriyorum: Bu tesbiti 
yapıyorlar ama siz yine insanların duyacakları şekilde söyletebilirseniz 
söyletin. Ama onlarü, doğru tesbitleri ancak özel konuşmalarda, çoğunluğun 
duymadığı yerlerde yapıyorlar.  Diyaloğu nasıl, milletin gözü önünde açık

 

açık yapıyorlarsa, gayri Müslimlerle alakalı İslami hükmü yani gayri 
Müslimlerin peygamberimize ve Kurana inanmadan cennete gidemeyeceklerini de 
açık açık söyletin lütfen. Aynen diyaloğun açık açık yapıldığı gibi. 
Diyaloğun açıkça yapıldığı gibi… Söylemek istediğimi bu sefer de 
anlatamadımsa ne yapayım. Babamın adı hıdır, elimden gelen budur.
j- Esas sorunuz olarak şunu soruyorsunuz: (“Diyalog önderleri” içinde 
günümüzdeki Hırsitiyanlık dini “Hakdindir “ şeklinde bir ifadeye şahit 
oldunuz mu? Böyle bir izlenim elde etmekten veya böyle bir imadan 
bahsetmiyorum, böyle bir ifadeye şahit oldunuz mu?” )
Eğer değerli dostum, serbestçe cevap verme hakkım varsa, önce sorunuz 
hakkında bir değerlendirme yapayım: Belki farkında değilsiniz ama, sorunuz 
vereceğim cevapları daraltır mahiyette. Çünkü, “izlenim ve îmâdan 
bahsetmiyorum, Hıristiyanlık dini hak dindir şeklinde bir ifadeye şahit
oldunuz mu?” diye soruyorsunuz. İzlenim ve îmâ mühim değil mi? Onu niçin 
kabul etmeyeceksiniz? Îmâ da, ifade usüllerinden bir  usüldür. Bir kimse 
Hıristiyanlığı açıktan değil de îmâ yollu övmüş olabilir. Bunu normal mi 
kabul edeceğiz? Mesela bir kimse, “hıristiyanlık dini hak dindir” demez de, 
“Hıristiyanlar hak yoldadır” diyebilir. Bu hata sayılmayacak mı? Veya öyle 
demez de “bugünkü İncillere göre hareket edenler de cennete giderler
diyebilir. Veya ne bileyim, “Sadece camilerde manevi haz ve lezzet yok. 
kiliselerde de manevi hava var” diyebilir. Veya kiliseleri sevimli 
göstermek için, îmâ yollu bir usul kullanır ve “Ben kiliseye gidiyorum 
lezzet alıyorum” diyebilir. Bunlar birer îmâdır, normal de 
değildir.Hıristiyanlık tarafına yapılan îmâlar suç değil mi size göre? Bir 
adam, hiçbir söz söylemez de bu manaları taşıyan bir harekette bulunur.O 
zaman, “Canım adamın yaptığına bakma, ne söylemiş ona bak” mı diyeceğiz?  
Oysa, bunların hepsi de Hıristiyanlık lehine söylenmiş söz ve hareketler 
olabilir ki, Müslümana yakışmaz. Velhasıl, sizin de takdir edeceğiniz gibi, 
Hıristiyanlığı övmek “İlla da Hıristiyanlık hak dindir” demekle olmaz. 
Bunun çeşitli yolları vardır.Öyleyse, lütfen sorunuzun çerçevesini 
genişletin ki rahat cevap verebileyim.Eğer mahzuru yoksa, beni bir cümleyle 
bağlamayıp, “Bu hususta ne biliyorsanız söyleyiniz” deyin ben de 
bildiklerimi ortaya dökeyim.Böyle bir sorunuzu bekliyorum efendim…
 
Genc::Adam  :
 
Çok sıradan bir soruma bile “net” cevab vermek yerine  ,çetrefilli bir yolu 
tercih etmeniz röportajımızı zora sokuyor Ali Bey. Bakınız 6. sorum olan : 
“Diyalog önderleri” içinde günümüzdeki Hırsitiyanlık dini “Hakdindir “ 
şeklinde bir ifadeye şahit oldunuz mu ? Böyle bir izlenim elde etmekten 
veya böyle bir imadan bahsetmiyorum , böyle bir ifadeye şahit oldunuz mu ?”  
ifademe cevab vermek yerine sorumu tahlil ediyor ve  “neden izlenim veya 
ima’ya izin vermediğimi , cevabınızın alanını daralttığımdan”şikayet 
ediyorsunuz . Halbuki sizin gibi samimi bir mümine düşen bu soruya cevaben: 
”Hayır , hiçbir Diyalog önderinden Hıristiyanlığın Hak bir din olduğu 
yönünde bir tane bile cümleye şahit olmadım” demeniz olmalı değimliydi ? 
Madem şahit olmadınız neden dile getirmiyorsunuz ? Bunu dile getirmek 
yerine sorumu eleştiriyor ve “İzlenim ve îmâ mühim değil mi?” diyorsunuz. 
Halbuki hiçbir röportajda soru soranın sorusu eleştirilmez , soruyu 
beğenmiyorsanız ”susma hakkınızı” kullanabilir veya bu soruya cevab vermede 
ehliyetli olmadığınızı dile getirebilirsiniz. Neden ima ve izlenimi 
istemediğimi kısaca açıklıyayım : Bir şeyin İma’sını veya izleniminı 
değerlendirmek subjektif bir yaklaşımdır , objektif olamaz. Çünkü ima 
etmenin arkasında ima edenin “niyeti” önemlidir , halbuki niyetleri 
Allah’tan başkası bilemez. Adamın biri su kuyusundan su çıkarmak için 
eşeğini bağlamak için bir kazık aramış , bulamayınca ileride de su 
dolduranlara faydası olur mülahazası bir kazık çakmış. Bir müddet sonra 
başka birisi aynı kuyudan yine eşşeği ile su doldurmaya gelmiş. Ayağı daha 
önce çakılan kazığa takılmış , oda ileride başka birisinin ayağına takılır 
endişesi içinde kazığı çıkarmış. Şimdi , her iki fiil birbirinden 180 
derece farklı olduğu halde , niyete göre her ikiside doğru olabilmektedir.O 
açıdan elde edilen izlenim veya imadan ziyade, hadis-i şerifin beyanı 
çerçevesinde “Ameller niyetlere göredir” kaidesini kendimize Rehber 
edinmeliyiz. Hatırlayınız , Efendimiz (SAV) min çok sevdiği Sahabe-yi 
Kiramdan Usame bin Zeyd (R.A) bir savaşta düşmanını köşeye sıkıştırmış , 
onu tam ölüreceği anda , düşmanın Kelimeyi Şehadet getirdiğini görür. 
Kendince elde ettiği ima ve izlenim ; ölüm korkusundan düşmanın şehadet 
getirdiği ve bu ifadesinde samimi olmadığı yönündedir. Boynunu vurduktan 
sonra , savaş sonrası hadise Efendimiz (SAV) anlatılır , Efendimiz(SAV) 
Usameyi(R.A.) çağırttırır. Ona konuyu sorar , Usame (R.A.) cevab olarak :” 
Ya Resulullah , öleceğini anladı , ölmemek için göstermelik şehadet 
getirdi” der. Efendimiz (SAV), hepimize ölçü olması gereken şu veciz itabı 
yapacaktır : “Ya Usame , kalbini yarıpta mı baktın , kalbini yarıpta mı 
baktın ? “ Usame    (R.A) bu itab karşısında şunu diyecektir : “Keşke o 
güne kadar Müslüman olmasaydım da bu itaba muhatab olmasaydım”. Evet , 
subjektif mana ifade eden izlenim ve ima’ların arkasındaki niyet okumaya 
“ruhsat” Sahabeyi Kirama bile verilmemişse , bizim o kapıyı açmaya 
çalışmamız yakışıksız ve gereksizdir , ve sadece müminler arası uhuvveti 
zedelemeye matuf olur. Ama , “günümüz Hırsitiyanlığı Hakdindir” şeklindeki 
bir ifade objektif bir tesbittir ve söyleyeni bağlar. Madem söylenmemiş o 
halde bir sorun gözükmemektedir. 
Diyorsunuz ki; “bir kimse, “hıristiyanlık dini hak dindir” demez de, 
“Hıristiyanlar hak yoldadır” diyebilir.” İşte bunu söyleyen kişi günümüz 
Hıristiyanlığını mı kast ediyor yoksa aslını mı kast ediyor ? Veya 
diyorsunuz ki ; “bugünkü İncillere göre hareket edenler de cennete 
giderler” diyebilir.” Bunu söyleyen kişi İncil’de Hz.İsa(AS)’mın, açık bir 
dil ile, kendisinden sonra gelecek bir Resule -Efendimiz (SAV)- işaret 
etmesini  ve ona tabi olması anlamında mı demiştir ? (bakınız: Johanna 
16,7.13). Yine diyorsunuz ki ;“Sadece camilerde manevi haz ve lezzet yok. 
kiliselerde de manevi hava var” diyebilir. Kiliselerde de manevi hava var 
diyen bir kişi, acaba Allah’a ibadette günde 5 defa alnını secdeye koymayı 
terk etmiş ve artık haftada bir kilise ayinlerine talib olmuş bir kişi mi ? 
Yoksa, kilisede de havrada da Budist tapınaklarında da mistik (istidraci) 
manada manevi bir hava olabilir. Önemli olan bunu telaffuz eden kişinin 
Allah ve Reslune (SAV) bağlılığıdır. İşte bundan dolayı size sormuştum : 
“Hırsitiyanlık hakdindir” şeklinde bir ifadeye şahit oldunuz mu diye. Gönül 
isterdi ki ,net soruma net bir cevab vermiş olsaydınız.  
Diyorsunuz ki; “Oysa, bunların hepsi de Hıristiyanlık lehine söylenmiş söz 
ve hareketler olabilir ki, Müslümana yakışmaz.” Halbuki , günümüz 
Hıristiyanlığının tahrif olması , onun her şeyinin batıl olduğu anlamına 
gelmez. Hıristiyanlık dininde “güzel ahlakın” teşvik edilmesi , “zinanın 
yasak olması” , gibi İslam dinimizle ortak güzelliklerine vurgu 
yapılmasında neden bir sakınca görelim ? Konuya daha müdrik olmanız 
bakımından size yine Bediüzzaman Hazretlerinden birkaç kesit sunayım:
a) Hırsitiyanlara hitab ederken onlara Kafir diye hitab edilmesine karşı 
çıkan edeb timsali Üstad Hazretleri sebeb olarak : “Kör adama, hey kör 
demediğiniz gibi... Çünkü eziyettir. Eziyetten nehiy var : Kim zimmî olan 
birine eziyet ederse..." Hadis-i şerifin devamı "Ben onun hasmı olurum." 
şeklindedir. (el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr: 6:19, hadis no: 8270.) – (Münazarat 
:sayfa 72)
b) Avrupayı eleştirdiği bir yazısında : “Yanlış anlaşılmasın, Avrupa 
ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı 
içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden 
fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i 
tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri 
sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum.” 
(Lemalar ,Sayfa 119)
c) Ehl-i Kitab ile dost olma (Maide:51) mevzusunu tefsir ederken “Hem de 
bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san’atı içindir. 
Öyleyse herbir Müslümanın herbir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı 
gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san’atları kâfir olmak lâzım 
gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir san’atı, istihsan 
etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? (Münazarat :sayfa 70-71) 
demektedir. 
Evet , Hıristiyanlığı ve Hırsitiyanları bu çerçevede ele almamız , hem 
Kur’anın hem Sünnetin hemde Üstad’ın yoludur. 
Diğer mevzular ile ilgili olarak röportajı çok uzattığı son izninizle son
kez dile getiriyorum :

 

a) Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının toplantılarına sizi daha sonraları
davet etmemeleri, içinize  birhayli oturmuş anlaşılan , röportajımız ile
çok ilgili olmadığından , Vakfımızdan ricam , Ali Bey’i bundan sonraki
toplantılarına istisnasız davet etmeleridir. Vakfın faaliyetlerindeki
“cazibe” benim gibi Ali bey’ide etkilemiş anlaşılan…
b) Ahirzamanın, İtikat İmamlarımızın “Fetret devri” kavramı içinde yer 
almasını kabulleniyor , “Fetret Devri kavramı içine girmeyen hiçbir insan , 
Hz.Muhammed (SAV)‘me kalben inanmadıkça ve lisanen tasdik etmedikçe cennete 
giremez.” beyanımı “çok doğru buluyor , ama buna rağmen “dünyadaki tüm 
yahudi ve hıristiyanlar ehl-i necattır” diyemiyeceğimiz gibi “dünyadaki tüm 
Yahudi ve hıristiyanlar ehl-i nardır” diyemez.” tesbitime itiraz 
ediyorsunuz. Bu sanki biraz tribünlere (niyet okuduğumu zannetmeyin) 
oynuyorsunuz gibi geldi fakire. Fetret kavramı içinde bazı “Hırsitiyanlar 
veya Yahudilerin” olmadığına deliliniz nedir ? Ne İtikat imamlarımızın nede 
Bediüzzamanın böyle bir ayrımı yok. Kısaca hatırlıyalım : Eşariye , Cenab-ı 
Hakk'ın adını duymayan, O'na dair hiç bir tebliğe şahit olmayan kimse, 
nerede, nasıl yaşarsa yaşasın, ehl-i fetret, dolayısıyle de ehl-i necattır. 
Maturidîler derler ki; "bir insan, aklıyla Yaratıcısını bulursa, adını 
ünvanını bilsin bilmesin kurtulur. Ama aklıyla mücerred olsun Yaratıcıyı 
bulamamışsa o kurtulamaz." İmam-ı Rabbani de  Mektubatında , bu hususta 
kısmen Eşariyeyi kendisine rehber alır ancak fetret devri insanlarını 
cennete girmeselerde, cehennemden kurtulacaklarına ve toprak olacaklarına 
hükmeder. Şimdi size sormak istiyorum , İtikat imamlarımızın ve İmamı 
Rabbaninin tüm bu ifadelerini kabul etmenize rağmen , nasıl oluyorda : 
günümüz dünyasındaki tüm yahudi ve hıristiyanlar ehl-i nardır” 
diyebiliyorsunuz ? Ya Ahirzamanı fetret devri içinde kabul etmeyin –ki 
ettiniz- , ya da kabul ediyorsanız Ehl-i Sünnet içindeki hükmünü lütfen 
doğru beyan edin. İşte bu noktada diyoruz ki ; Bizim (Müslümanlar) 
vazifemiz dinimizi halen , kavlen ve tavren temsil ve tebliğ etmektir , 
madem günümüz dünyasında Fetret ehlinin kim olup olmadığını hangi budistin 
hangi hıristiyanın olup olmadığını biz bilmiyoruz , bunu ancak Allah(CC) 
bilir, o halde neden Allah’ın vazifesine karışıyoruz?. Diyorsunuz ki ; 
Rabbimiz kitabında,kimlerin cennetlik, kimlerin cehennemlik olduğunu beyan 
etmiş mi? “ Evet etmiş , ama aynı zamanda ““Biz peygamber göndermedikten 
sonra azap edicilerden değiliz.” (İsrâ, 17/15) de demiş. Ve bu Ayet-i 
Kerimeye isnaden de İtikat İmamlarımız birtakım hükümler icra etmiş. Buna 
Bediüzzaman Hazretleri (bir Eşari olarak) ve İmamı Rabbanide (bir Maturidi 
olarak) izah etmiş. Şimdi bize ne oluyorki , bunca Hakikate rağmen farklı 
kulvar arayışlarına giriyoruz ? 
Prof. Bekir Karlığa Hocamızın :”… Hıristiyanların, Yahudilerin, 
Zerdüştilerin, hatta Budist gibi herhangi bir şekilde bir tanrıya 
inananların cennete girecekleri...” hususuda yine Fetret Mülahazası 
çerçevesinde doğru bir tesbittir. Bir yaratıcıya inanma –yani Maturidi 
anlayışı çerçevesinde – fetret ehl-i kavramı içine giren tüm gayr-i 
Müslimler inşallah ehl-i necattır. Hürriyet Gazetesi muhabirinin anlıyacağı 
bir dilde beyan edilen bu cümleye , fakirin izahı anlayıdığı bu 
doğrultudadır. Bekir Hocanın “fetret kavramı içine giren” şeklinde bir 
ifadeyi paragrafın başına koyması elbette daha doğru kaçacaktır , lakin 
hüsnü zan eden her mümin , Bekir Hocamız gibi Ehl-i Sünnet anlayışına en az 
sizin kadar bağlı bir büyüğümüzün bu anlam dışında bir ifadeyi kast 
etmediğini müdriktir. 
Toparlamak gerekirse ; Arabistanda , Türkiye’de veya Mısır gibi 
Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadıkları bölgelerde iakmet eden gayri 
Müslimlere İslami tebliğin ulaşmama ihtimali zayıftır ve bu noktada 
buralarda yaşayan gayri Müslimlerin fetret kavramı içinde dahil edilmesi 
elbette zordur. Ancak , 1 milyarlık Müslüman coğrafyası dışında kalan, 5 
milyarlık gayri müslimin Fetret Kavramı içine girip girmemesi , kendisine 
İslamın seviyeli temsil ve tebliğinin ulaşıp ulaşmaması çerçevesinde sadece 
Allah’ın bileceği bir husustur. Bize düşen dinimizi yaşayıp , en güzel bir 
yol ile anlatmaktır. Hadisin ifadesi ile ; Soğutmadan , küstürmeden – 
sevdirerek ve kolaylaştırarak dinimizi sevdirmektir. Bunun dışında , bizler 
Rabbimizin cehenneme sokma veya cennetten çıkarma memuru olmadığımızı 
unutmamalıyız.
c) Risale-i Nur’larda geçen “Zulmen öldürülen kafirler cennete girecektir” 
ifadesini Risalelere sokulmuş bir ifade olarak telakki etmeniz , hem fakiri 
hemde Nur camiasını üzmüştür. Bediüzzaman Hazretlerinin hem Osmanlıca hem 
Latin alfabeleri ile yazdığı Risalelerin asılları Barla’da mevcuttur. 
Bizzat kendisinin tashih ettiği Orijinal Risaleler başta Mustafa Sungur 
ağabey , Abdullah yeğin ağabey , Said Özdemir ağabeylerde de mevcuttur. 
Risalele-i Nurlarda geçen o günki dönemlerde bir bölge ismi olan 
”Kürdistan” şeklindeki kelimelerin , yanlış anlaşılmalara sebebiyet 
vermemesi noktasında , bazı Risalelerde  “şark vilayeti” olarak geçmesi , 
bir sokuşturma değil ki , siz bunu kendinize referans kabul ederek 
8herhalde) “zulmen ölen ve baliğ olmayan hırsitiyanların cennete girmekten 
öte şehit olacağı” ifadesini sokuşturulma olarak telakki ediyorsunuz. 
Bediüzzaman sizin gibi düşünmüyor diye , “sokuşturulmuş” olabilir demek , 
Bediüzzamanın varisi olan tüm talebelerine bir hakarettir sözümü 
tekrarlamış olayım. Fetret Devri insanları iman ile mükellef 
olmadıklarından o tip insanlar bir istisna    kuşağıdır. Bundan dolayı 
Eşariye göre iman ile mükellef değillersede maturidilere göre yaratıcıya 
iman ile mükelleftirler. Bediüzzaman Hazretleride Eşari olduğundan , iman 
etmeyen fetret devri insanlarını detaylı izah ettiğimiz üzere ehl-i necat 
kabul etmiştir. Bunu kabul ederken kendisine Eşari Hazretlerini dayanak 
yapmıştır. Dolaysıyla , burada yapılacak bir eleştiri itikat imamlarımızada 
yapılmış olmaktadır. Çünkü , İtikat imamlarımızın görüşü bu eksende 
olduğundan Asrımızın Müezzini olan Bediüzzamanda bu Asra uygun hükmünü bu 
zemine göre yapmıaktadır. 
Bunlar Bediüzzamanın kendi beyan ve sözleridir , aksi deliliniz varsa , 
ilgili mektubun orijinal bir nüshasını tarafımıza gönderin bizde size hak 
verelim. Veya bir mümine yakışır vaziyette maksadını aşan bu ifadenizden 
dolayı Nur camiasından -röportaj bitmeden- özür dileyiniz. 
d) ”Diyalogcular, Türkiye’ye “Hz. Muhammed’e inanmadıkça kimsenin Cennet’e 
girmesinin mümkün olmadığını” duyururlarsa, onların ellerinden öpeceğim; 
ben de yanıldığımı ilan edeceğim.” dediğiniz halde , gereğini yerine 
getirmediniz. Fakir Ehl-i Sünnet itikadının olmazsa olmaz bu hükmünü” 
Fetret Devri kavramı içine girmeyen hiçbir insan , Hz.Muhammed 
(SAV)‘me kalben inanmadıkça ve lisanen tasdik etmedikçe cennete giremez.”
dile getirince . bu sefer “sen Diyaloğun önünde gidenlerden değilsin , bunu
Diyaloğun önde gidenleri desin o zaman öpme meselesini düşünürüz” dediniz.
Halbuki , elini öpmeye vaat ettiğiniz o yazınızda Diyalogcuların önde-sonda
diye bir şartı yok. Kaldı ki , sizden beklenen de “ Bu Hakikatı dile
getirdiğinizden dolayı , Hakikat aşkına verin elinizi öpeyim” de değil idi.
Ancak , en azından bundan sonraki bazı yazılarınızda daha temkinli
tesbitlerde bulunmanızdır. “Her söylediğin doğru olmalı , ancak her doğruyu
her yerde söylemek doğru değildir .” kaidesi gereği , bazen Hakikatler
mevsimi gelmeden ulu-orta dile getirilmez. Çünkü getirildiğinde İslama
zarar verebilir . Ebu Zer Gifari (RA) tahattur ediniz , Efendimiz (SAV)
kendisini fevri çıkışlarından dolayı oymağına geri göndermiş ve mevsimi
gelinceye kadar geri dönmemesini öğütlemiştir. Kaldıki , siz hangi Diyalog
önderine sordunuzda onlar fakirin bu ifadesi dışında bir beyanda bulundu ?
Zaten sizde kabul ediyorsunuz ki, “Hırsitiyanlar Hakdindir” şeklinde bir
beyanın olmadığını …
Bundan sonra sorular dışında , eski mevzulara girilmemesini röportajın daha 
hızlı seyretmesi adına Ali Bey sizden rica ediyorum : 
7.soruma geçmek istiyorum : 1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri 
sonrasında “ben 5 vakit namazımı kılan bir müslümandım, diyalog sonrasında 
gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o açıdan 
hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiye rastladınız mı ? Tekrar 
edeyim , falan yazara göre bir Prof. Kızı veya Rusyada bir arkadaşımın 
şahit olduğu ismi emine olan bir kişinin anlattıkları “hikayeler” değil , 
şahsen sizin bizzat şahit olduğunuz bir vaka var mı?
 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine röportaj -1 
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -2
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -3  
Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -4 
 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Zulmedenleri hariç, ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah’ımız da sizin İlah’ınız da bir ve aynı İlah’tır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 46)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3165870