Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Ayrılık Vesikası (Bamteli sessizliği üzerine bir Şiir denemesi) Yazdır E-posta
Yazar Ömer Asım Öztürk   

 

Bir regaib gecesinin sabahı…

 

Hakkın bize son teveccühü; büyük bir nehirden küçük sızıntıların, kesilmesi ola ki ayrılık vesikasının yırtılıp, vuslata fermanın müjdesi olsun. Zira o nimette elimizden alınırsa yeryüzü bir kez daha zeminin en derinliklerinden sarsılır, mana âleminde dünyalar yıkılır, Allah bu meralardan uzak etsin yeis dalları tekrar boy verir…

 

Toprağa dökülen kanların en temizinin ayrıldığı bedenin yüzü suyu hürmetine ver vuslata ferman,

Zira bu mücrimde yok gurbete derman.

 

 

Duyguların arasında sonsuz deniz, sonlu hasret sılası,

Ve birde anlam yüklü gurbet, aşılmazlık yasası,

En derin yerinde okyanusun vuslat ve birde ayrılık vesikası.

Ömrümün en bahtsız baharı ve ruhumun başlasın sonbaharı.

 

Yürekler bu sıcaklara nasıl dayansın, nasıl yanmasın,

Haydi, sızsın yarıktan nağmeler ruhlar manaya kansın,

Haydi, kalbim bir nağme bekler, bekler ki uyansın,

Kalbimden içeriye kırık testiden dökülenler aksın,

Aksın zira gönül bahçemde güllerim soldu,

Bir kuraklıktır geceden, geldi beynime vurdu,

Öylece hissiyatım ayrılık duyar gibi kalakaldı,

Kaç gece, kaç rüya, şu mücrim yalvardı,

Eyvah, eyvahlar ki susuz kaldı ve yandı.

 

Savruldu küller.

Savrulsun her sayfası,

Zira bitsin ayrılık vesikası…

 

Bamteli susmuş yine hicranını hissedememek var,

Hicranlı bir gönül sahibini,

Sızıntılar testiden durmuş, yine anlayamamak var,

Yaralı bir resul habibini,

 

Bamteli sussun mu ya rab!

Sızıntı bitsin mi ya rab!

Şu kalb dursun mu ya rab!

Şu ışık sönsün mü ya rab!

Ya rab nolur ferman vuslata,

Ya rab nolur son ver gurbete.

 

 

 

Son bulsun, yırtılıp gitsin, acı kâbuslardan çıksın, ayrılık vesikası…

Artık başlasın kararan geceden ulu bir devrin yapılanması,

Görülsün ulu çınarın tohumunun boy vermesi,

Artık ürperten sönüşten kalan kıvılcımlar alev alsın,

Aydınlatsın dört bir yanı ışığı dünyayı sarsın,

Allah’ım nolur şu kulun o ateşin bir odunu olsun,

O alevde yansın,

Sıbgatullaha boyansın,

Ya ayrılık vesikası yırtılsın,

Ya emanet mühleti bitsin,

Bitsin ki büyük vuslat gelsin.

Toplansın ala-ı şura,

İki vuslattan birine ferman verilsin.

Ayrılık vesikaları toptan silinsin…

 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Zulmedenleri hariç, ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah’ımız da sizin İlah’ınız da bir ve aynı İlah’tır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 46)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3273589