Bamteli “sessizliği” Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   

Hakikate susamış gönüllere doğrudan ulaşan bir iksir , gönülleri metafizik gerilimden düşürmeyen bir ba'su bad’el mevt iklimi olan “Bamteli sohbetleri” , İsrail’in Lübnan zulmüne başlamasından birkaç gün önce sessizliğe bürünerek, bu menba’dan feyizlenenleri üzüntüye sevk etmiştir. Acaba bu sükut , Efendmiz (SAV) ‘min “Deccal’ın mühim bir kuvveti yahudilerdir.” (1)  hakikatı’ının tecellisi ile sınırlı mıydı , yoksa düşmanların hüsumetindan daha önemli olan dostların vefasızlığı da etkilemişmiydi ?

Sahabe-yi Kiramdan günümüze , nice sükut edilerek verilen mesajları vardır ki ; sesli dile getirilmesinden daha çok tes’ir icra etmişlerdir. Heyhat ki , her babayiğit bunu anlamamış , anladığını zanntesede asıl anlamın çok dışında kalabilmiştir.

Sessiz mesajların ilkini , Ka’b bin Malik (R.A.) ve diğer 2 Sahabe arkadaşına sormuş olsaydık herhalde derin bir mana öğrenmiş olurduk…Hani Tebük seferinden geri kalmış , bugün-yarın yetişirim mülahazası içinde dünyaya – sehvende olsa – dalarak, sefere yetişemeden ordunun geri dönmesi karşısında ezilmiş , bedelini de 40 günlük bir “konuşma yasağında”  idrak edebilmişlerdi. Rasulullah’ın (SAV) ve Ashab-ı Kiramın Bamteli tam 40 gün Allah’ın emri ile sükut edecek , Kab bin Malik (RA) manen hayatının en sıkıntılı dönemini yaşıyacaktır.

Benzer bir sessizliği Selehaddin Eyyübi’de göreceksiniz…Mescid-i Aksa’nın boynu büküklüğü karşısında , kimseyle konuşmayarak , en yakınlarına bile gülmeyi çok görüyor ve Hatib minberde gülmenin faziletinden bahsedince kendisine :” Hocam , biliyorum bu sohbeti benim için yaptın , ama Allah aşkına söyle , Mescid-i Aksa yetimken , ben nasıl gülerim” diyecektir. Hakikat tecelli edinceye kadar , “Hakikatın Bamteli” yine susacak, Allah hakikatı lisandan hayata resmedenlere Mescid-i Aksa ile birlikte Kalblerin Fethini nasib edecektir …

Mescid-i Aksa yine hüzünlü ve kederli . Her dine hoşgörüyle bakacak , her dinden insanlara kendi dini inançlarını yaşama imkanına izin verecek Selehaddin-i Eyyübisini bekliyor ! Selehaddin-i Eyyübi ise “Gönüllerin Fethini “ aksatan , geciktiren , uzatan , hatta zaman zaman bu fethin sorgulanmasına sebebiyet veren “Gönül Erlerini” , her şeye rağmen okşuyor , başlarını sıvazlıyor ve en önemli Hakikatı dillendiriyor :

Düşen İslam olunca , Mescid-i Aksa’nın düşmesi bir şey ifade etmiyor. İslam doğruluncaya kadar diğerinin ayağa kalkması bir hayalden öte sadece bir macere …(Pensilvanya günlüğü , 69)

Evet , bamteli sessizliğinin perde arkasını büyüğümüzün muhteşem tesbitleri arasında arayalım :

1-) Hak ile irtibatımızı gözden geçirmeliyiz :

“….mevcut donanımımız, metafizik gerilimimiz, Hak karşısındaki duruşumuz yeterli mi.! Değilse, böyle pasif bir duruşa beklenti denmeyeceği açıktır; o hâlde, eğer beklediğimiz “ba’sü ba’de’l-mevt” duyguda, düşüncede, kalbî ve ruhî hayatta kendimiz olma şeklinde bir diriliş unvanı ise –ki öyle olduğunda şüphe yok– beklentilerimizle beraber durumumuzu bir kere daha gözden geçirmemiz icap edecektir.”(Sızıntı Dergisi , Haziran 2006 sayısı , Başyazısı)

“Uhrevi teftişe nekadar hazırsınız ? Allah Müslümanları bizimle utandırmasın. Üstadı , öğütlerinde ve düşüncelerinde yalancı çıkarmaya hakkımız yok.” (Pensilvanya Günlüğü , 24.)

“Halihazırdaki durumu itibarıyla bu hareket çok hayırları ihtiva etmeye namzet görünüyor. Bu ilahi mevhibe ve lütufların devamı için aynı saffet aynı samimiyet aynı ihlası yaşamak mecburiyetinde değimliyiz ? “ (pensilvanya günlüğü , 66)

“Marifet bir yolda olmak değil , onun gereğini yerine getirmektir. Her şeyi ahrette alacak şekilde davranmalı.” (Pensilvanya günlüğü ,36) 

Günümüzde İslam dünyası hasta , alil ve ihtiuyaçla kıvrım kıvrım …Silkinip özüne dönmesi İlahi lutufla mümkün. (Pensilvanya günlüğü , 82)

2-) Dünyevi beklentilere girmeme konusunda hassas olmalıdır :

“Dini Hizmetler , dünyevi beklentilerin ötesinde kalmalıydı. İşin tabiatı bunu icab ettiriyordu.Ancak çatlamalar ve hülyayı bozan hisler devreye girdi. (Pensilvanya günlüğü ,77)

“Bazen de, bu diriliş erleri, şöyle-böyle belli bir kısım dünyevî beklentiler içine girip gönüllerini makam, mansıp, pâye, ikbâl düşüncelerinden arındırıp tam bir hasbîlik ortaya koyamayabilirler; bu açıdan da böyleleri bütün bütün ağyâr mülâhazasından sıyrılıp hâlisâne bir teveccühle O’na yönelecekleri âna kadar diriliş nefhasını da elde edemeyebilirler.” (Sızıntı Dergisi , Haziran 2006 sayısı , Başyazısı)

“Bu davanın yiğitleri çok vefalı olmalı ama asla beklentiye girmemelidirler. Çünkü hizmet burada mükafat alınsın diye değil , Allah emrettiği için yapılmalıdır. Şayet burada mükafat verilirse , oda bir ulufe olarak değerlendirilmeli ve asla şahıslara mal edilmemelidir. “(Pensilvanyagünlüğü , 74)

“Paye , makam ve mansıblar caiz değildir. Boyunlarını kırdığınız veya gıbta ve hased çukuruna attığınız insan sayısından haberiniz var mı?” (Pensilvanya günlüğü , 78)

3-) Hadiseleri dile getirmedeki Uslub ve tavrımız :

“Hatayı ben yaptım, mevcudiyetim hizmetin genel ahengini bozuyor..” demek , bir dava adamı için olması gereken bir mazhariyettir….Onda mevhibeler sağnak sağnaktır. ( Pensilvanya günlüğü , 35)

Vakalar olduğu gibi rapor edilmeli ve yoruma girilmemelidir. (Pensilvanya günlüğü , 22)

Ne olursa olsun , ahirzamandaki diriliş “hal-i leyin, tavr-ı leyin , kalb-i leyin ve kal-i leyin” ayırlmaz vasıfları olan Hak erleri tarafından gerçekleştirilecektir. Artık söz devri , hamle ve aksiyon devrine ayna oluyor. (Pensilvanya günlüğü , 32)

Sevmediğim şeyleri dinlemekten nefret ediyorum. Beni hiç alakadar etmeyen meseleleri dinlemek zorunda kaldığımda içim geçiyor ve bayılacak gibi oluyorum.(Pensilvanya günlüğü , 93)

bir araya gelmelerimizde gayemiz sadece bazı meseleleri görüşmek olmamalı ; istişare mevzuu olan konular bizim için tali meselelerdir. Toplantılarımızınasıl mihveri de sohbet-i canan olmalı. Önde koşanları görmüyorsanız neden koşacaksınız ? (Pensilvanya günlüğü , 414)

Söylenmesi gereken sözler zamanında söylenmezse , sonradan söylenmesinin kıymet-i harbiyesi olmaz.(Pensilvanya günlüğü , 409)

Bize ait meşaleyi en iyi kim tutuşturacaksa ona bırakılmalıdır. (Pensilvanya günlüğü,455)

Tebliğ hastası olmalısınız. Bunun yanında uslub ustası olmak da sizin için vecibedir. ( Pensilvanya günlüğü,527)

4-) Bizden kaynaklanan hata ve kusurlar düzelmeden , dıştaki sorunlar düzelmez:

Problemleri dışarıda aramayalım. Onlar bizim içindedir. Biz içimizdeki problemleri çözdüğümüz zaman, peşi peşine dıştaki bütün problemler de çözülecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.(Pensilvanya günlüğü , 30)

Bir yerde ki , küçük kusur başka bir yerde hırpalanmaya sebeb olabilir. Onun için duruşun hakkını vermelisiniz . (Pensilvanya günlüğü , 22)

Hiçbir zaman ,inkisar-ı hayale vesile olmamalısınız.Yaptığımız işlerin bir döneme ait bir macera olmadığı bilinmelidir. (Pensilvanya günlüğü , 23)

Nağmelerinizle akrebi deliğinden çıkarıp dans ettirmeyi hiç denediniz mi? Bize ait handikaplardan dolayı kendi uslubumuzu yi yakalayamadık….. Tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Hasaasiyetin küçük bir ihmale ve maceraya tahammülü yok.(Pensilvanya günlüğü , 24)

Bugün yapılan yanlışların bir gün karşımıza çıkabileceğini bilmeli , o hassasiyetle yaşamalıyız ( Pensilvanya günlüğü , 51)

Önemli olan hatalarımız söylendiğinde, hemen o hatadan dönmesini bilmektir. Aksi takdirde , yani enaniyete aldanıp hatada ısrar etmekle , bütün isimlerin mazhariyetlerine karşı kapanma söz konusu olabilir. Asıl talihsizlik ise bunu fark edememektir.(Pensilvanya günlüğü , 56)

Neden alelade yerde alelade insanlarla konuşuyor ve derdinizi anlatıyorsunuz ? Boşalacaksınız da ne olacak ? Mefkurenizi faydası yoksa ne diye mefkureniz adına gevezelik ediyorsunuz ? (Pensilvanya günlüğü , 67)

Sürçmemizi fırsat bilenlere , kendimiz ve sıkıntılarımız arz etmemeliyiz. Statükoculuk çare üretmeye mani. (Pensilvanya günlüğü , 70)

Aktif bir şey yapamıyorsanız , bari bereket havuzunuzu kirletmeseniz. (Pensilvanya günlüğü , 79)

Siz hayır adına ne kaybediyorsanız , onlar şer adına o kadar güçleniyorlar demektir. Bu sizin adınıza bir kayıp , onlar adına bulunmaz bir kazanç..(Pensilvanya günlüğü , 81)

Şahsi itibar ve onurunu önde tutanlar , neden sıl onura ve itibara dokunulduğunda sessiz kalırlar hayret ediyorum. Kendi onurları söz konusu olduğunda kan kustuklarını söyleyenler , asıl onurların zedenlenmesinde ne kusacaklar merak eiyorum. .(Pensilvanya günlüğü , 81)

Meselelerinizin karanbole tahammülü yok. Geç kalmışlık dezavantaj. Kolektif bir çalışma gerek. Tercih şansınız yoksa işiniz zor demektir.(Pensilvanya günlüğü ,87)

Çok işler var , ancak bazı işlerin ifası için hazır olmadğıımız  da ortada. Hayıflanmaktan öte elden bir şey gelmiyor.(Pensilvanya günlüğü , 100)

5-) Kötü hasletlerden ve mazeretlerden uzak durmalıyız :

Tembellik ve ümitsilik hedefe varmaya mani en büyük iki engeldir. (Pensilvanya günlüğü , 39)

Bir hizmet fertleri arasında hile ve aldatmaca akıllılık sayılıyorsa , o fertler artık en tehlikeli kanserin onulmaz noktasına ulaşmış demektir. (Pensilvanya günlüğü , 56)

Asırlardan beri yaşamaya mecbur ettikleri bir hayatın vebalinden kurtarın neslinizi. Uydurma mazeretlerin ardına sığınmayın. (Pensilvanya günlüğü , 63)

Şahs-ı maneviyeye ait başarılar ve ikramları tek başına şahsın kendine alması bir gasptan öte bir cinayettir. (Pensilvanya günlüğü , 67) 

Gayr-ı memnunların yıktığı medeniyetler vardır.Ancak kurdukları bir köy bile yoktur. Bunlar kocaman devletleri çarçur etmişlerdir. Spartaküslara meydan verilmeyelim.İnsanda bir kötülük gördüyseniz , onda bir kötülük daha var demektir. Her türlü problemi küçükken önleyebilrisiniz. Asiler isyanlarını başkalarına bulaştırmaktan zevk arlılar. Arızalar hassasiyetle çözülmelidir. Size küsenler dininize ve düşüncelerinize de küserler.(Pensilvanya günlüğü,419)

6-) Küçük sorunları büyütenler dava adamı olamazlar :

Az bir sıkıntı ile yerini ve yönünü değiştiren ve kapının önünden ayrılanlar Hakk’ın temsilcisi olamazlar. Dışa verilen kavgaya iştirak etmeyenler , kendi içlerinde verdikleri kavgayı kazanamıyacaklardır. (pensilvanya günlüğü , 39)

Bizler birbirimiz için potansiyel bela ve fitneyiz. Bunu irademizle rahmete çevirmeye çalışmalısınız. Muhabbetin çözemediği kilit yoktur. Ben onunla kör düğümün açılacağına inanıyorum. ( Pensilvanya günlüğü,525)

Herhalde hepimiz az-çok bamteli’nin bize bakan suskunluğunu biliyor , fakat buna rağmen birtürlü o kıvama layık adımlar atmada cesur ve kararlı davranamıyoruz ! Büyüğümüzün bizden istedikleri , aslında bizim ahretimizi kurtarma adına en kolay ve hızlı yol değil mi?

Sözlerimi “münacat yerine” yine bamteli’nin sahibine bırakıyor , ve bamteli sohbetlerinin en kısa zamanda tekrar eski rehberliğine devam etmesi adına muhterem hocamızdan istirham ediyoruz :

Çaresizliğimiz her hâlimizden belli. Her zaman iç içe hayretler yaşıyor ve bir türlü isabetli karar veremiyoruz. Yaptıklarımız sadece bizim ve bugünün değil, bütün bir tarihin yüzünü karartacak kadar çirkin ve olabildiğine geniş alanlı. Hâlimiz, mâzimizle mukayese edilince simsiyah ve gelecek adına ümitlerimizi alıp götürecek kadar da belirsiz, bulaşık ve iç bulandıracak mahiyette…… Canımız çıkacak şekilde dört bir yandan sıkıştırılmış gibi bir hâlimiz var. Yakın kabul ettiklerimiz katmerli bir vefasızlık içindeler ki düşmanların kinini, nefretini aşkın; düşmanın iftirası, isnadı, tazyiki lütfedilecek sabra kalmış. Birbirimize karşı duyduğumuz kin, nefret, haset ve hazımsızlık vahşilerin vahşeti seviyesinde. Her olumsuzluk bizi bulunduğumuz noktadan aşağıya doğru çekiyor; kendimize takılıyor ve sürekli irtifa kaybediyoruz………. Ey Rab! Tam yolda değiliz; "dâllîn" den sayılmayacağımızı ümit ederim. Zihnî, fikrî, ruhî boşluklar içinde bulunduğumuz muhakkak. Anlayış ve düşünce fakirleri olduğumuzda ise hiç şüphe yok. Kendi iç dünyamızla ayakta durduğumuz söylenemez. Fakr ve cehaletlerimizin yanında hele bir de tefrika zaafımız var ki hiç sorma.. Senin ölçü ve kıstasların muvacehesinde günahlarımız, tarihin en günahkârlarını arattıracak seviyede. Maruz kaldığımız musibetler, helâk olmuş kavimlerin başlarına gelenlere denk. Bütün bunlardan bir şey anlamayanlar serâzad ve çakırkeyf; anlayanların hüznü, kederi ise yürekleri çatlatacak ölçüde. Gelip gelip kendi ürettiğimiz problemlere takılıyor; yapalım derken yıkıyor ve kendi enkazımız altında kalıyoruz. Kötülük düşüncesine bağlı meyillerimiz tabiatımız hâline gelmiş ve olabildiğine azgın; iradelerimiz çelimsiz, yüreklerimiz de bomboş…… Ey Yüce Dost, seneler var ışığına hasret gidiyoruz ve kopkoyu bir gölgedeyiz; ne simalarımızda renk kaldı, ne düşüncelerimizde hayat. Kendi vehimlerimizin cinnetini yaşıyor ve sürekli kendi kendimizi mıncıklıyoruz. İki büklümüz, harekete geçip doğrulamıyor ve bir türlü beklenen yenilenmeyi gerçekleştiremiyoruz. Ektiklerimizi küfür fırtınaları tehdit ediyor. Yeşeren düşüncelerimiz nifak rüzgârlarının baskısı altında. Bir türlü ayaklarımız üzerinde duramıyor, bir türlü tevhid-i kıbleye muvaffak olamıyor ve bir türlü zihnî, fikrî teşevvüşten, ikilemden kurtulamıyoruz. Bir sürü başıboşlar hâline geldik; bu hâlimizle İslâm'ın çehresini karartıyor; çevremizdeki mütereddit ve mütehayyirleri de şüphelere sevk ediyoruz. Konuştuğumuz sözler, kalb ve kafa izdivacından doğmuş nesebi sahih beyanlar değil; yazıp-çizdiklerimize gönüllerimizin sesi diyemeyeceğim. Her hâlimizde ayrı bir ukalâlık ve iddia nümâyan. Çoğu hareketlerimiz mele-i âlânın sakinlerini utandırmaya karşılık şeytanları sevindirecek mahiyette. Affına sığındık, bize nezdinden bir ışık gönder ve zulmetlerin oyununu boz ve bir Süleyman lütfeyle ki çevremizi saran bütün şeytanları zincire vursun…… Düşüncelerimizde boşluk, sözlerimizde tutarsızlık, tedbirlerimizde kararsızlık her hâlimizle âdeta bir sevimsizler topluluğu hâline geldik. Şimdilerde, her şey o denli alt-üst oldu ki, inayetin olmazsa Mehdi bile gelse bu işler düzelecek gibi görünmüyor... Problemlerimizin bütün bütün çözülmez bir hâl aldığı, işlerimizin her gün biraz daha çetrefilleştiği, yapma teşebbüslerimizin bile yıkımlara sebebiyet verdiği ve iç içe yanlışlıklar ağına takılıp kaldığımız bir kapkara zamanda ey her hâlimize nigehban olan Efendimiz, ruhlarımıza, Zâtına sığınma ihtiyacını tam duyur, gönüllerimizi yakarış hissiyle coştur; solgun ve tadı-tuzu kalmamış dualarımızı hususî teveccühlerinle renklendirerek onları kabul ufkuna ulaştır. Âcizlere, fakirlere, muhtaçlara ve ihtiyaçları zaruret çizgisinde bulunanlara iltifatın türünden bizleri de teveccühlerinle sevindir. Ve bu bîçarelere çare ol. Kurtuluşumuz Senin hususî iltifatına kalmış; ümidimiz Sensin, beklentilerimiz de Sendendir.

Hatalarımız bütün denizleri kirletecek kadar cesim ve ürpertici; Sana karşı tavırlarımız mahvolmuş kavimlerin hâllerinden birkaç kadem daha ileri; kalbî, ruhî hastalıklarımız cüzzamdan, kanserden daha amansız; dertlerimizi dergahına açıyor, dermanı da Senden ümit ediyoruz. Sen kimsesizler kimsesi ve bizlerin melceisin. Senden başka ilâh yok ki ona el açıp yalvaralım. Kapından gayri kapı yok ki varıp ona dayanalım. Senden başka sığınak bilmiyor, Senden başka güç ve kuvvet de tanımıyoruz. Gören, bilen, duyan sadece Sensin; aç ufkumuzu ve bize kendimiz olma idrakini lütfeyle. Amellerimizi ihlâsla derinleştir ve ümitlerimizi de ye'sin insafsızlığına bırakma...(2)

(1)   Şualar , 507.Sayfa ; Müslim, Fiten: 124; Müsned, 3:224, 292, 4:216-217 , Not: Hadisde kast edilen tüm Yahudiler değil , İslam’a düşman olan Siyonist Yahudilerdir. Nitekim , bu saldırıları Brükselde kınayan ve İsrail devletini terörist ilan eden Yahudiler ve hahamları aynı kefeye koymak mümkün değildir. (bakınız : 01.08.2006 Samanyolu Haber)

(2)   Sızıntı Dergisi , 2001 Haziran ayı , Başyazısından kesitler

 
< Önceki   Sonraki >