|
||
| Barışın önündeki engel Hizbullah mı, İsrail mi? |
|
|
| Yazar FRANSIZ MUSEVİ BİRLİĞİ BAŞKANI | |||
|
LÜBNAN-FİLİSTİN: CRIF VE AVRUPA MUSEVİ KONGRESİ'NE AÇIK MEKTUP] ‘İlan’da dile getirilenler doğru değil... Söz konusu mektubun imzacıları İsrail’in Hizbullah tehdidine karşı “ölçülü bir askeri harekatta bulunduğu”nu iddia ediyorlar. 12 Temmuz günü, iki İsrail askerini esir alan Hizbullah komandosu bu saldırı sırasında ne bir sivili öldürdü ne de yaraladı. 25 Temmuz günü bir İsrailli askeri tutsak alan Filistin komandosu ise Tsahal’in (İsrail ordusu) iki askerinin kurban gittiği saldırı sırasında iki savaşçısını kaybetmişti. Yine herhangi bir sivil kurban tespit edilmemişti. İsrail ordusu ve hükümetine gelince, tutsak değişimi (İsrail hapishanelerinde halen 10.000 Filistinli tutsak bulunmaktadır) için pazarlık masasına oturmaktansa, bu duruma karşılık en iyi çözümü Gazze ve Lübnan’daki Arap komşularına savaş açmakta buldular. Bugün İsrail saldırısının bilânçosu 450 ölü sivildir. CRIF ve imza ortakları “İsrail’in meşru savunma hakkını kullandığını” belirtiyorlar. Doğrudur, her devletin, dolayısıyla İsrail’in de, kendini savunma hakkı vardır ve [İsrailli askerlerin esir alındığı] bu saldırıların müsebbibi olan Filistinli ve Lübnanlı milislere karşı ordunun yapacağı bir mukabele Cenevre sözleşmelerinde belirlenen savaş kurallarına uygun olacaktı. Böyle bir tepki, kuşkusuz, her kesimin kendi düşüncesine göre farklı tepkiler oluşturmasına sebep olsa bile, hiç olmazsa, çatışma zamanında savaşan güçlerin davranışlarını belirleyen uluslararası kurallara uygun olacaktı. Oysa İsrail, bu kurallara uymak yerine, Lübnan’da ve Gazze’de uluslararası havaalanlarını, köprüleri, otoyolları, ticari limanları, elektrik santrallarını, sanayi altyapısını, resmi binaları ve yoğun nüfusa sahip yerleşim birimlerini bombalamayı tercih etti. Burada da uluslararası hukuk kuralları açıktır: İsrail’in böyle davranmaya hakkı yoktur. Ancak İsrail ordusunun hiçbir askeri hedefe saldırmadığını savlamak da doğru değil, çünkü Tsahal, bu saldırı sırasında Filistinli ve Lübnanlı direniş güçleriyle vuruşmanın yanı sıra bir üs bombalama görevini de yerine getirdi, 100.000 Lübnanlının sığınmacı durumuna düşmesine neden olan İsrail tank harekâtı sırasında, parçalarıyla kışlalarını süslemek için FINUL’un [Birleşmiş Milletler Lübnan Müdahale Gücü] üssünü bombaladı. Böylece İsrail’in bile bile çiğnemediği hiçbir uluslararası savaş hukuku kuralı kalmamış oldu.BM’nin 242 sayılı kararını unutuyorsunuz! Ancak CRIF ve imza ortaklarının görebildikleri yalnızca tek bir aykırılık var. Lübnan’a, sadece Lübnan’a, Birleşmiş Milletler’in bir kararını, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını öngören 1559 sayılı kararını buyuruyorlar. CRIF ve Avrupa Musevi Kongresi’nin Birleşmiş Milletler kararlarına olan ani ilgisini görmekten mutluluk duyuyoruz. Eğer Yakındoğu’yla ilgili tüm Birleşmiş Milletler kararlarının uygulanması için bir çağrıda bulunurlarsa onları gerektiği gibi destekleyeceğiz. Özellikle mültecilerin geri dönmeleriyle ilgili 194 sayılı karar, işgal altındaki toprakların boşaltılmasıyla ilgili 242 sayılı karar konusunda, Birleşmiş Milletler’in mahkemesi olan Uluslararası Adalet Divanı’nın Filistin topraklarındaki duvarın yıkılmasıyla ilgili kararını söz konusu bile etmiyoruz. İsrail’in uygulamalarını açıkça destekleyen bu kuruluşların uluslararası hukuk konusundaki aşırı seçmeci tavrı kuşku uyandırmaktadır. Bu konuda söylenebilecek en hafif söz budur. Birleşmiş Milletler mahkemelerinin geliştirdiği hukuk kurallarının dışında, CRIF ve imza ortakları siyaset alanını da ele alıyorlar. Bu düzlemde (çatışma bölgesinin uzağında olmasına rağmen bombardıman altında kalan Gazze’den, Beyrut’tan ya da Trablus’tan tek bir söz etmeksizin) Hayfa’nın bombardımanı konusuna değiniyorlar. Tüm bu kentlerdeki sivil hedeflerin bombardımanı kabul edilemez bir eylemdir ve Barış İçin Fransız Musevi Birliği (UJFP) de bunu kınamaktadır. Hayfa, Tiberiade, Nazareth kentlerine düşen (on beş sivilin hayatını yitirmesine neden olan) bombalar Hizbullah’ın Lübnan kentlerine yapılan (350’den fazla sivilin öldüğü) İsrail bombardımanına marazi bir cevabıdır. Bu ölümcül çatışmanın çözümü belki de CRIF’in açık mektubunun ilerleyen bölümündeki metnin tek anlamlı cümlesinde bulunuyor: “Sınırın içinde ve dışındaki tüm masum kurbanların ölümüne üzülüyoruz”.Savaşı dayatan İsrail’in kendisi... Barış İçin Fransız Musevi Birliği (UJFP) de bu masum kurbanlar için üzülüyor. Başka masumların da ölmemesi için CRIF ve ortak imzacıları Lübnanlıların, Filistinlilerin, pasifist İsraillilerin ve onların her kökenden Fransız dostlarının dile getirdiği taleplere destek olsalardı daha iyi yaparlardı: Bombardımanın derhal durdurulması ve tutsakların değiş tokuşu için uluslararası hakemliğe başvuru, Kudüs ile Tel-Aviv’deki gösterilerde binlerce pasifist İsraillinin talep ettiği gibi İsrail’in 1967’deki sınırlarına çekilmesi ve işgale son vermesi. Bu konuda CRIF ve imza ortakları açık mektuplarında tek söz etmemekteler. İçinde bulunduğumuz bu trajik durumda, “İsrail halkıyla dayanışmalarını” büyüleyici bir dille ifade eden mektubun yazarlarının Filistin ve Lübnan halkı hakkında söyleyecek tek bir sözü bile olamaz mıydı? Eğer İsrail halkı barışı arzuluyorsa, yöneticilerini tutum değiştirmeye zorlamalı. İsrail tüm yurttaşlarının aynı haklara sahip olmasını sağlayan ve çevresindeki halklarla yapıcı, eşitler arası ilişkiler kurarak Yakındoğu’nun realitesine uyan bir devlet olmayı reddettiği sürece, ne komşularına savaşı dayatmayı bırakacak ne de kendisi savaşların dayatmalarından kaçınabilecek. (www.ujfp.org) Zaman Gazetesi 07.08.2006
|
|||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





