Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
İncil ve Kur’an mukayeseleri Yazdır E-posta
Yazar Abdullah Aymaz   

Münih Üniversitesi Katolik teoloji fakültesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Stephan Leimgruber ile Dr. Stefan Jakob Wimmer ikisi beraber geçtiğimiz günlerde dinlerarası diyalogda kaynak olabilmesi için bir kitap yayınladılar.

 

“Hz. Adem’den (as) Hz. Muhammed’e (sas) - İncil ve Kuran’ın Mukayeseleri’’ başlıklı kitapta Hıristiyanlık ve İslamiyet’te ortak noktalar ve farklılıklar dile getiriliyor. Kitapta ayrıca farklılıkların nasıl bir tartışma zemininde hangi metotlarla tartışılabilir olduğu konusunda fikir vermeye çalışılıyor.

Arkadaşımız Eyüp Beşir’in tespitiyle kitapta dikkat çeken hususlardan biri de, meselelerin, mümkün olduğu kadar objektif ve yapıcı olmasına dikkat edilerek ele alınması. Bu manada dikkat çeken yerlerden bazılarını yazacak olursak:

Kitapta Kur’an hakkında; Kur’an’ın, Müslümanlar için, muhtevası ve şekli itibarı ile bir mucize olduğu, bu yüzden de onun bugünkü İncillerle kıyaslanamayacağı, dile getiriliyor.

Kitapta meselâ peygamberlik hakkında: Peygamberliği ele alırken İslamiyet’in peygamberlik anlayışının dikkate alınması gerektiği belirtiliyor. Bu yüzden de mesela Eski Ahit’teki bir kısım peygamber İslamî açıdan ele alındığında onların farklı özellikleri ön plana çıkıyor. Meselâ Hz. Davut (as) ve Hz. Süleyman (as) gibi hükümdar peygamberlerin peygamber ve masum, yani ismet sıfatına mazhar olduklarını göstermek için, onların hükümdar oldukları değil, peygamber oldukları dile getiriliyor. Tâlût’un (ki, Arapçada “büyük yapılı’’ mânâsına geliyor) ismi, Eski Ahit’teki gibi Saul (İbranicede “Allah’tan seçilen’’ mânâsına geliyor) olarak geçmiyor. Bu da bu insanın farklı özelliklerinin ön plana çıkmasına vesile oluyor. O yönüyle Kur’an’ın da incelenmesi büyük önem arz ediyor.

Kitabın ilerleyen yerlerinde Kur’an’da Hz. İsa (as) ile alakalı bölümler zikrediliyor. Dikkat çeken noktalardan biri de, Kur’an’daki Hz. İsa’nın (as) bugün doğrulukları kabul edilmeyen diğer İncillerde de kısmen aynı şekilde tanındığı.

Kitabın son bölümünde ise Müslümanlara göre Hz. Muhammed’e (sas) Eski ve Yeni Ahit’te işaret edilen yerler gösteriliyor ve deniyor ki: “Nasıl ki Hıristiyanlar, Eski Ahit’te, Yahudiler kabul etmese de, Hz. İsa’nın (as) geleceğine dair net işaretler görüyorlar, aynen öyle de Müslümanlar Tevrat ve İncil’de Hz. Muhammed’in geleceğine dair işaretler görüyorlar. Bu da yadırganmamalı.’’ İşaretlerden örnek olarak:

Tevrat’ta: “Ağzı tatlılıkla dolu, ondaki her şey bolluktur.’’ âyetindeki bolluk kelimesinin İbranicesi “Mahammadim’’dir ve bu da Muhammed’e işaret eden bir yerdir.

İncil’de: “Ben de Rab’dan dileyeceğim ve O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı verecek. (…) Ama Rabb’in benim adımla göndereceği Yardımcı, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak. (…) Rab’dan size göndereceğim Yardımcı geldiği zaman, O bana tanıklık edecek. (…) Gitmezsem, Yardımcı size gelmez. Ama gidersem, O’nu size gönderirim. O gelince dünyanın günah, doğruluk ve gelecek yargı konusundaki suçluluğunu dünyaya gösterecektir. (…) Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi her gerçeğe yöneltecek. O kendiliğinden konuşmayacak, yalnız işittiklerini söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek.’’

Bu bölümlerde geçen “Yardımcı’’ kelimesinin Yunanca “parakletos’’ veya “paraklütos’’ kelimelerinin tercümesi olduğu söyleniyor. “Parakletos’’ mânâ itibarı ile “çok övülen’’ mânâsını içeriyor ve Muhammed kelimesini de ihtiva etmiş oluyor. “Paraklütos’’ ise mana itibarı ile “Çağrılan’’ manasını içeriyor ve “okunan’’ mânâsına gelen “Kur’an’’ ile aynı manayı taşıyor. Kitapta ifade edildiğine göre, eski dönemdeki Hıristiyanlar da bu kelimenin tam olarak ne manaya geldiğini bilemedikleri için, bazen “öven’’ veya “övülen’’ olarak tercüme etmişlerdir. Bu yönüyle iki kelimenin de Müslümanlara göre “Kur’an’’ ve “Muhammed’’ kelimeleri ile aynı manaları içerdiği söylenebilir.

Bu bölüm ile kitap son buluyor. Bu kitabı, Müslümanlar ve Hıristiyanların birbirleri ile olan diyaloglarında kullanabilecekleri ve istifade edebilecekleri güzel, akademik ve anlaması kolay bir kitap olarak görebiliriz.

24.07.2006

 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır. (Müntehine, 8-9)

 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3182311