| Tarih boyunca dinlerarası diyalog |
|
|
| Yazar Aksiyon | |
Bütün savaşlar, taraflar arasındaki köprüler atıldıktan sonra başlar. Aynı odada yaşasalar da birbiriyle konuşmayan iki kişinin dost olması beklenemez.
İnsanlar birbirlerinin duygu ve düşüncelerini anladıkları ölçüde aralarında köprüler kurulur. Allah Rasulü’nün “Size Ehl-i Kitabı, yani Hıristiyanları ve Yahudileri emanet ediyorum.” hadisi şerifinin ve Mevlana’nın, “Bir ayağım merkezde dini esaslara bağlı, diğer ayağım da yetmiş küsûr milletle beraber.” düstûrunda hareketle ‘Tarih Boyunca Dinlerarası Diyalog’ kitabını kaleme alan Prof. Dr. Davut Aydüz’le dinlerarası diyaloğu konuştuk. -Dinlerarası diyalog nedir? Hem bir dine mensup farklı grupların, hem de farklı dinlere mensup insanların, inanç ve düşüncelerini birbirlerine zorla kabul ettirmeye çalışmadan, ortak meseleler etrafında hoşgörü içinde konuşabilmesi, tartışabilmesi ve işbirliği yapabilmesi demektir. -Peki gayesi nedir? İnsanlığın geleceği için el birliği yapmak inanan herkesin ortak yükümlülüğüdür. Bu bağlamdan yola çıkarsak, eğer dinler iyiliği, güzel ahlâkı, huzuru, adaleti tavsiye ediyorsa, aynı gayede bir araya gelip güç birliği yapmalarından, sorunlara birlikte çözüm yolları aramalarından daha tabiî ne olabilir? Tarih tablosuna baktığımızda, dinler ve inançlar arası kavgaların insanlığa felaket ve acı dışında bir şey getirmediği şuuru her geçen gün biraz daha güçleniyor. -Dinlerarası diyalog Kur’an-ı Kerim’e zıt mıdır? Tam aksine bunu Kur’an emrediyor diyebiliriz. Kur’an’a bütüncül bakan bir kimse, Kur’an için “âdeta diyalog kitabı” diyebilir. Ama aradan bazı âyetleri cımbızla çeker gibi alır ve Kur’an’ın diğer âyetlerini -ya bilgisizlikten ya da kasıtlı olarak- görmezden gelirseniz, dinlerarası diyalog Kur’an’a zıt diyebilirsiniz. -Kur’an’da kâfirleri, Hıristiyan ve Yahudileri dost edinmeyin âyetlerine ne diyeceksiniz? Böyle âyetler elbette var. Ancak, Ehl-i kitabın hepsinin bir olmadığını, onların içinde gece kalkıp gözyaşlarıyla Allah’ın âyetlerini okuyanların da bulunduğunu ifade eden ve onları diyaloğa çağıran âyetler de var. Sadece Ehl-i kitap değil, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan kâfirlere bile iyilik yapmanın bir sakıncasının olmadığını bildiren âyetler var. Kur’an’a bir bütün olarak bakarak hüküm vermek gerekir. -Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) diğer din mensuplarına karşı tavrı nasıl olmuştur? Dinlerarası diyaloğu Kur’an-ı Kerim emretmiş ve ilk uygulayıcısı da Allah Rasûlü olmuştur. O’nun hayatını inceleyen herkes görecektir ki Mekke döneminde müşriklerle iç içe yaşamış ve devamlı onlarla diyalog içinde olmuştur. İşkenceye maruz kalan ashabını Hıristiyan bir kral olan Habeşistan’daki Necâşî’ye göndermiştir. Medine’ye hicret edince, Yahudilerle “Medine Vesikası” diye tarihe geçen bir antlaşma yapmış ve devamlı diyalog içinde bulunmuştur. O’nu (s.a.v) örnek alan dört halife ve arkadan gelen nesiller diğer din mensuplarına hoşgörülü yaklaşmış ve onlarla diyalog kurmuşlardır. - “Dinlerarası diyalog faaliyetleri, Türkiye’de misyonerliğin yayılmasına sebep oluyor” deniyor, ne dersiniz? Aslında böyle söyleyenler, ne misyonerliği ne de misyonerliğin tarihini biliyor. Ya da dinlerarası diyalog yapılacaksa onu biz yapmalıyız, ayrıca gizlice, bu işte bir menfaat varsa bundan biz istifade etmeliyiz diyorlar. Zira misyonerlik dinlerarası diyalog görüşmelerinin neticesi olamaz. Çünkü asrımızdaki diyalog görüşmeleri bundan sadece birkaç sene önce başlamış olmasına rağmen, misyonerliğin tarihi çok daha eskilere dayanmaktadır. Dinlerarası veya din mensupları arası diyalog, bu asırda ortaya çıkmış yeni bir şey değildir. İslâm dini, hoşgörüyü ve diğer din mensuplarıyla diyaloğu müntesiplerinin omuzlarına bir vecibe olarak yüklemiştir. Dolayısıyla bu süreci hiç kimse reddedemez veya kendine mal edemez. Tarih Boyunca Dinlerarası Diyalog, Prof.Dr. Davut Aydüz, Işık Yayınları, 366 sayfa, 0 216 522 11 88 Kaynak: Aksiyon, Sayı: 523 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


