|
||
| İslâm ve biz Müslümanlar |
|
|
| Yazar Ali Ünal | |
Bediüzzaman Hazretleri, İsrail’in Müslüman Araplar karşısındaki galibiyetini kader açısından yorumlarken, İsrail’in mensuh da olsa kendi dinine, muharref de olsa kendi kitabına ve peygamberlerinin bakıyyelerine olan samimi bağlılığının Müslümanların İslâm’a olan bağlılığından çok daha fazla olduğunu belirtir.
Evet, İsrail’in bir şeriat devleti ve Siyonizm’in nihaî hedefinin Eretz İsrail olduğu herkesin malûmudur. Bugün İslâm dünyasına karşı topyekun saldırıya geçmiş olan güç, kendi inancının hem de batınî yorum ve eserlerine göre davranabilmektedir. Neo-conların dayandığı temel dinî kaynaklardan biri, Kitab-ı Mukaddes’in son kitabı Yuhanna’nın Vahyi’dir. Hz. İsa’nın kendisine vahiyde bulunduğunu iddia ettiği Yuhanna, burada âhir zamanda olacakları sembolik bir dille anlatır. Ona göre, âhir zamanda İblis ve Şeytan denilen büyük ejdere secde edip onun salahiyetini kullanan iki canavar çıkacak, Allah’a ve gökte oturanlara küfrederek dünyayı ateşe verecek bu iki canavar sonunda mağlûp edileceklerdir. Bugün bu anlatım, Müslümanlara uygulanmaktadır. Evet ihlâs, samimiyet ve gayret, kimde olursa olsun bir mükâfatı; ihmal, vurdumduymazlık, aşağılık duygusu ve samimiyetsizliğin ise, yine kimde olursa olsun elbette bedeli vardır. Bunu derken, muhterem bir hocamızın yazdığı gibi, falanca Müslüman kardeşlerimiz söze gelince çok gürültülü, fakat işe gelince pek orada yoklar gibi bir suçlamada asla bulunmak istemem. Her Müslüman ferdi, İslâm’ın sahipsizliğinden, Müslümanların halihazır durumundan en az diğer Müslümanlar kadar sorumludur ve öncelikle de kendisini sorumlu görmek mevkiindedir. Bugün Müslümanlar olarak en büyük iki problemimiz, hem kafa hem kalb olarak tam iman etmiş olamamamız, bazılarımız itibarıyla, yine Bediüzzaman’ın tarif ve değerlendirmesi çerçevesinde, gayrimüslim mü’min, yani İslâm’ı yaşamayan inanmışlar, bazılarımız itibarıyla ise gayri mü’min müslim, yani İslâm’ı geleneksel olarak yaşasak ve onu kabullensek de kafalarımız itibarıyla tam inanmış kimseler olamamamızdır. Bir diğer değerlendirmeyle, bazılarımız itibarıyla kalben mü’min ama zihinde problemleri bulunan, bazılarımız itibarıyla ise zihinde mü’min, yani İslâm’ı her yönden kabul açısından problemi olmayan; fakat bu zihnî-aklî kabul kalbde iman haline gelmemiş kimseleriz. Bunun neticesi olarak ortaya çıkan diğer büyük problem de, İslâm’ın izzetini kuşanamamak, izzetin Allah’a, Rasulullah’a ve mü’minlere ait bulunduğunu bir türlü idrak edip özümseyememek, dolayısıyla başka yerlerde izzet aramaktır. Bu iki problem, bizi ister istemez İslâm’ı yorumdan ibaret görmeye, her dönemde o dönemin “pazarda revaçta olan metaı”na göre gözden geçirip yeniden tarif etmeye ve her döneme adapte etme cinayetine götürmektedir. Oysa İslâm, Kitab’ı ve Sünnet’i ortada ve apaçık bir dindir; değişmez, hiç de farklı yorumlara açık kapı bırakmayan ve etrafında tarih boyu ve bugün de bütün Müslümanların birleştiği iman, ibadet, ahlâk, muamelat ve ukubat esaslarıyla en az % 90’ı muhkemat olan bir dindir. Bütün zamanları, şartları ve insanları kuşatan evrenselliği sebebiyle zaman ve şartlar çerçevesinde içtihada bıraktığı saha ise, onun % 10’unu bile bulmaz. Bu çerçevede Müslüman’a düşen, İslâm’ın zarurâtını, muhkematını yaşamak ve içtihada konu yönlerine bu pratik çerçevesinde ve zarurâtına, muhkematına göre yaklaşmaktır. Pratiği olmayan bir fıkıh yaklaşımıyla ve % 90’ını görmeden İslâm’ı yorum olarak nitelemek... Bunu belki İslâm hakkında alfabe seviyesinde bile bilgisi olmayanlar yapabilir de, ehl-i ilim yapamaz. Ayrıca bugün, muhteşem ve muazzam bir usûl üzerine oturan ve her türlü incelemesi yapılmış hadis gibi bir kaynak, İslâm’ın oluşturmadığı, hattâ gayri İslâmî şartlara ve bu şartların etkisindeki malûl mantıklara göre gözden geçirilemez. Yapılması gereken, İslâm’ın özellikle halk nezdindeki temsilcileri tarafından ona lâyık şekilde temsil edilmesi, iman, ibadet, ahlâk, muamelat esasları temelinde hem bu temsilcilerin hem de halkın eğitilmesi, derinleştirilmesidir. İslâm, bir malzeme değildir; o, hayatımıza hayat olmak için gelmiştir. 31.07.2006 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|




