Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Bizim (Hıristiyan) radikaller de diyaloğa karşı Yazdır E-posta
Yazar Aksiyon Dergisi   
 

Georgetown Üni. Rektör Yardımcısı Prof. John

 Borelli, dünya barışı için tek yol olan diyaloğa radikal Hıristiyanların da soğuk baktığını söyledi.

WASHINGTON - ABD'nin başkenti Washington'ın en mutena semtine ismini veren Georgetown Üniversitesi, küçük bir kasaba büyüklüğünde. Virginia eyaleti ile sınırı belirleyen Potomac Nehri'ne nazır okul ciddi bir eğitim kurumu. Bu ciddiyeti, okulun hemen girişinde karşılaştığımız, öğrencileri ile futbol oynayan profesör ya da çimenlere uzanıp kestiren ders yorgunları pek de zedelemiyor. Üniversitenin mütevazı mescidindeki cuma namazından çıkan birkaç öğrenci ya maça ya da çimenler üstüne serilenler arasına katılıveriyor.

Prof. Dr. Borelli, duvarlarını kitapların kapladığı küçük odasında, masasının başında karşılıyor bizi. 2004 başından beri Georgetown'daki görevini yürüten Borelli, daha önce de Amerikan Katolik dünyasının en önemli merkezlerinden olan Katolik Papazlar Birliği'nin başkan yardımcısıydı. Borelli ile özellikle Katolik dünyasında yankı bulan dinlerarası diyalog faaliyetlerini konuştuk.

-Neden dinlerarası diyalog?

Günümüzdeki modern dünyada herkes dinlerarası diyaloğun ihtiyaç olduğundan bahsediyor. Bütün dünya gibi Amerikan halkı da eskisine göre daha çok hissedilen dinî renkliliğin farkına varmış durumda. Sadece Hıristiyanlık içindeki çeşitlilik değil, dinler arasındaki çeşitlilik de fark edilmiş durumda. Durum böyle ele alındığında diyaloğun gerekliliği anlaşılmış oluyor.

-Hıristiyanlar için dinlerarası diyalog ihtiyacı nereden doğdu?

Katolik dünyası, dinlerarası diyalog ihtiyacını 1965'te "İkinci Vatikan Konseyi" isimli çok önemli bir organizasyonda kabul etmişti. Katolikleri dünyadaki dinlerin çeşitliliğine hazırlayan bu toplantıda, değişik dinlerden olan insanların, birbirlerini karşılıklı anlama, barış, adalet, özgürlük gibi çeşitli değerler üzerine çalışmalarının gerektiği ifade edilmişti. Tarihe, arkeolojik çalışmalara ve bunun dinler üzerindeki yansımalarına bakıldığında dinî farklılıkların her zaman var olduğunu ve o zamandan beri din mensuplarının birbirini anlama ihtiyacı adına diyaloğun zaruri olduğunu anlıyoruz.

-Bu diyalogda sizi zorlayan konular oldu mu?

Zorluklar, daha çok zamanın şartlarına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Uzun yıllar dinlerarası diyalog temel bir ihtiyaç değil de sanki bir hobi olarak görüldü. Son zamanlarda, dünyada yaşanan olaylardan ötürü insanlar dinlerarası diyaloğun bir ihtiyaç olduğunu daha iyi görmüş bulunuyor. Şimdi bu ihtiyaca daha çok istek ve heves var; ancak en büyük zorluk, insanların henüz bunu hayatlarının bir parçası haline getirmemeleri. Diyaloğu öğrenmek kolay değil. Tabii ki zaman, sabır, cesaret ve gayret istiyor.

-En büyük zorluk nedir?

Diyalogdaki en büyük zorluk, insanların, dinlemenin konuşmaktan daha fazla olduğunun farkına varmamalarıdır. Daha başka zorluklar da var. Önceden dinlerarası diyaloğa girmemiş insanlar böyle bir aktivitede bulunmaktan endişe ediyor. Böyle bir diyalogla dinlerinden uzaklaşacaklarından ve başkalarının inanışları yüzünden kendi inanışlarının değişeceğinden endişe ediyor. Bu endişe, yanlış biçimlendirilmiş bir korkudur. Ben, kendi tecrübemle şunu söyleyebilirim: Dinlerarası diyalogdan dolayı dinini kaybeden kimseyi görmedim, aksine insanlar böyle ilişkilerden sonra dinlerine daha fazla bağlanıyorlar. Bu, olaya dışarıdan bakanların endişesidir. Başka dinlerle diyalog yapmak, o iki dini birbirine katmak, bütünleştirmek anlamına gelmez. Biz daha çok insanî birliktelik yapmaya çalışıyoruz. Bu demek değildir ki, örneğin, İslam diniyle Hıristiyanlığı birleşik bir din haline getirmek istiyoruz. Biz sadece farklı din mensuplarının karşılıklı birbirini anlamalarını hedefliyoruz.

-11 Eylül saldırısından sonra Müslüman ve Hıristiyanlar arasında artan bir gerginlik söz konusu. Bu dönemde sizin yatıştırıcı ne gibi çalışmalarınız oldu?

11 Eylül'den çok önce Hıristiyan-Müslüman diyalog çalışmalarının içindeydim. 11 Eylül 2001'de ABD Katolik Papazlar Birliği Konferansı için çalışıyordum. Bu konferansta Müslüman ilim adamları da vardı. Bölgesel diyaloğumuz kurulmuştu, üç defa ortak toplantı yapma imkânımız olmuştu. Birbirimize saygı göstermek açısından bu olaydan dolayı bir zorluk yaşanmadı. Biz önceden de birbirimize saygı gösteriyorduk zaten. ABD'de bütün insanlara bu olayın özünü anlatabilme yolunda zorluklarla karşılaştık; ama diyaloğa katılan insanlar içinde bir gerginlik görmedim.

Müslümanlar arasında, Hıristiyanlara ve Batı'ya karşı, Hıristiyanlar arasında da Müslümanlara ve İslamiyet'e karşı bir önyargı tarihte zaten vardı. 11 Eylül'den bu yana, her iki tarafın daha çok genelleştirmesi, daha çok suçlaması sonunda birbirleri hakkında nefret ve öfkeleri daha da arttı. Basmakalıp düşüncelerin galip geldiği bu günleri tarihte birkaç kez yaşamıştık.

-11 Eylül'den sonraki süreçte ilişkilerin düzeltilmesi adına İslam dünyasından size yardım edenler oldu mu?

Evet, mesela, Fethullah Gülen'in "Bir terörist Müslüman, bir Müslüman terörist olamaz." ifadesi bunlardan birisiydi. Neredeyse Amerika'daki bütün dinlerarası çalışmalarda bulunan Müslüman birlikleri Fethullah Gülen'in söylediklerini ifade etti. 11 Eylül'den 3-4 gün sonra düzenlediğimiz bir konferansta, beraber çalıştığımız Müslüman komitelerinin liderlerinden beşiyle bu içerikte bir manifesto imzaladık; ama maalesef basında yer almadı. Diyaloğu uluslararası seviyeye çıkarabilmek oldukça zor. 11 Eylül sonrasında çok değişik kınamalar aldık. Vatikan'ın Müslümanlarla yaptığı diyalog ve dünyadaki İslam liderleri ile bağlantıları hakkında eleştiriler aldık. Müslümanlardan ve Hıristiyanlardan müteşekkil değişik seslerin bir arada bulunduğu bir yapı elde edilebilir mi bilemiyorum ancak bu çok gerekli. Bir tarafta iyi niyetli ve yardım öneren iyi insanlar var; ama öte yanda gerek Hıristiyan, gerek Müslüman radikal insanlar da var ve onlar Kur’an'dan ve diğer değişik İslamî kaynaklardan aldıkları pasajları kendi dar görüşleriyle yansıtıyorlar. Savaşa ve şiddete teşvik edici, nefret dolu bazı ifadeler kullanıyorlar. Daha da kötüsü bunlar medyada söz sahibi.

Böyle şiddetli ifadeler Hıristiyan radikaller tarafından da gündeme getiriliyor. Hatta bazı Amerikalı Protestan liderler tarafından dehşet verici ifadeler kullanıldı. Bu ifadeler Hz. Muhammed'e tarihte de yapılan çirkin saldırılar gibiydi. Ve bunlar çok fazlasıyla dikkatleri çekti. Bizler, bir platform oluşturarak liderleri dinlerarası diyalogda eğitici programlar önerebiliriz. Bu belki de çok başarılı olacaktır, ama bu diyalog çalışmaları medyaya yansırsa, bizim meseleleri bölgesel ele almamızdan çok daha faydalı ve etkili olacaktır.

-Farklı din mensupları Anadolu'da binlerce yıl hep beraber yaşadı ve bir barış örneği sundu. Bu bakımdan Türkiye'yi dinlerarası diyalogun bir müzesi hükmünde sayabilir miyiz?

Esasında ABD tarihine de baktığınızda, din çeşitliliği ve karşılıklı tolerans noktasında büyük bir zenginlikle karşılaşırsınız. Geçmişteki Müslüman-Hıristiyan ilişkilerinde bazıları iyi şeyleri, bazıları da iyi olmayan şeyleri görecektir. Maalesef, elimizdeki hikâyenin bir yarısı bir grup tarafından, diğer yarısı da diğer grup tarafından anlatıldı ve bütün olarak hikâyeyi anlama fırsatımız hiç olmadı.

Osmanlı İmparatorluğu'na baktığımızda, mesela Ortaçağ İspanya, Bağdat ve İran'a aynı anda baktığınızda, tolerans olduğunda iyi zamanların yaşandığını, hoşgörü olmadığında kötü zamanların yaşandığını müşahede edeceksiniz. Osmanlılar, herkesten Müslüman olmalarını istememişti. Onlar, her dinin kendi içinde yapılanmasına ve teşkilatlanmasına izin vermişti.

Ben Türkiye'nin dinî çeşitliliği kabullenecek derecede demokratikleşmesini görmek isterim, ki o potansiyeli var Türkiye'nin. Bu şunları içine alır: Hiçbir dinî grup bir diğerinden üstün değildir ve kanunun önünde hepsi eşittir. Devletin müdahalesi olmaz. İdeal bu olmalıdır.

İnsanlar benden bazen İslam'da demokrasi olmadığını konuşmamı ister. Ben de Endonezya'nın bir demokrasi örneği olduğuna dikkat çekerim. Hindistan, ikinci büyük Müslüman topluluğun olduğu yerdir ve dünyanın en büyük demokrasisidir.

Bence, dinlerarası diyalog ve diğer din mensuplarına tolerans noktasında Türkiye'deki demokrasi İslam âlemine ve bütün dünyaya örnek olacak mahiyette yükselebilir. Diyalog sabır ve cesaret ister. Değil Müslüman, Hıristiyan radikaller bile diyaloğa karşı iken Fethullah Gülen'in cesur çabalarını alkışlamalıyız.

-Müslümanlarla diyalog konusunda Hıristiyan dünyasından ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

İki tür eleştiri var, bunları birbirinden ayırt etmeliyim. Radikallerden gelen eleştiriler, ki bunlarda negatif bir Müslüman şartlanmışlığı ve İslam’ı yanlış anlama var. Bir de radikal olmayan, fakat diyalog meselesine farklı sebeplerden dolayı negatif yaklaşan bazı sesler var. Bunlar daha çok Ortadoğu'daki Hıristiyanlardır. "Kesinlikle dinî bir diyalog olamaz!" ifadelerini kullanırlar genellikle. Ben bu yüzden Amerika'da 'dinî diyalog' meselesinde ısrar ediyorum, çünkü insanlar bunun imkânsız olduğunu düşünüyorlar, ama bence mümkün.

-Diyalog çalışmalarınız kapsamında Kur'an'ı incelediğinizi biliyoruz. Sizi en çok etkileyen ne oldu?

Kuran'daki birçok ayet beni etkilemiştir. Kuran'ı baştan sona okumadım; ama çoğunu okuduğumu söyleyebilirim. Geçtiğimiz haftalarda 'Pastor Enstitüsü'nde Müslüman-Hıristiyan ilişkileri konulu bir haftalık seminer yaptık. 24 papazla, pazar akşamından cumartesi akşamına kadar 30 saatten oluşan sıkı bir program düzenledik. Her güne, 'Kur’an okuyarak' başladık. Aramızda Arapça bilen bir pastör okuduğu bölümün önemini aktardı. Böylece yaklaşık 12 tane bölüm yaptık.

Georgetown Üniversitesi'ne gelmeden önce de aynı programı Katolik papazlarla Bishop Enstitüsü'nde yapmıştık. Her defasında 12 papaz katılmıştı. Fitzgerald, bunlardan ikisine katıldı. Chicago'dan Scott Alexander ve Tom Michell de katılmıştı. Sabah ve akşam Kur'an üzerine çalışıyorduk. Tam 8 gün Kur'an'dan 25 sureyi inceledik. Hepsi çok dikkatli ve detaylı oldu.

Sûrelerin hepsine hayran kaldım. Aralarında Hz. İbrahim hakkında bir sûre vardı. O'nun tek tanrı dininden olduğunu açıklayan ifadeler vardı ki bu, benim için çok önemliydi. Tabii ki, Fatiha çok önemli bir sûre. Ve sadece o sûre üzerine bir sınıf bile yapılabilir. Maide isimli sure de beni çok etkiledi. Bir insanı öldürmenin, tüm insanlığı öldürmek olacağı üzerineydi. Hz. Meryem üzerine olan kısımlar ve Bakara Sûresi de beni çok etkiyenler arasındadır.

-Rumiforum ile nasıl tanıştınız?

Amerika'da Türklerin başını çektiği bir dinlerarası diyalog vakfının olduğunu ilk olarak Tom Michell ve Sydney Griffith'ten duydum. Sonra Rumiforum'un o dönemki başkanı Zeki Sarıtoprak ile tanıştım. Kendisi beni konferanslara davet etti. O zamanlar Katolik Konferansı'nda çalışıyordum. Daha sonra Georgetown'a geldiğimde şimdiki başkanı Ali Yurtsever Bey'le tanıştım. Kendisi aynı zamanda üniversitemizde derslere de giriyor. Ali Bey sık sık bana diyalog planları içeren birtakım isteklerle geliyor. Dünya barışı ve insanlık huzurunu sağlayacak olan bu çalışmaları beraber yapıyoruz. Zannediyorum ki, Katolik radikaller bizim "kafir" olduğumuzu düşünecekler. (Gülüyor.)

Aksiyon, 17.07.2006

 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Müminler, müminleri bırakıp, kâfirleri velî edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah ile ilişiğini kesmiş olur. Ancak onlar tarafından gelebilecek bir tehlike olursa başka!” (Âl-i İmrân, 28)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3165904