Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Münazaratta geçen ifadeyi,Hocaefendi farklı mı söylüyor ? Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   

Soru : Bediüzzaman Hazretlerinin Münazarat isimli eserinde kurmasını düşündüğü Medresetü’z-Zehra isimli Eğitim Merkezinde , eğitim dili olarak  “Arapça vacip, Türkçe lâzım, Kürtçe caiz “ derken , Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bir röportaj’da(*) Bediüzzaman’a atıfta bulunarak “Arapça farz, Türkçe vacip , Kürtçe caiz” şeklinde belirtmesini tahrif telakki edenlere nasıl yaklaşmalıyız ?

Risale-i Nur’larda geçen bazı Fıkhi ve İtikadi tabirleri değerlendirirken , Üstad Hazretlerinin Amelde Şafii ve İtikatte Eşar’i olduğunu göz ardı etmemek lazım gelir.Şafii Mezhebine göre “vâcib” denince Farz (yapılması mutlak olarak emredilen) anlaşılır. Dolaysıyla Üstad Hazretlerinin “arabça vacib” ifadesi , Hanefi ekolünde “arabça Farz” şeklinde telakki edildiğinden , ülkemizde ekser müminlerin Hanefi olması münasebeti ile Hocaefendi “arabça farz” şeklinde izah ettiği anlaşılıyor.

Üstad’ın “Türkçe lazım” ifadesindeki “lazım” kelimesi ,”caiz “ ile “Farz” arasındaki bir vurguyu belirtiyor ki , buda Şafii dışındaki diğer tüm mezheblerde “vacib” şeklinde anlaşılır. (Maliki mezhebinde Kurban dışında “vacib“ hükmü kullanılmaz)

Netice itibariyle , Güney ve Doğu Anadolu Bölgesinde yaşanan sorunu 80 sene önce teşhis eden Bediüzzaman Hazretleri , o bölgede açılacak Eğitim müessesesinin müsbet yönde etkili olabilmesi ve yöre halkıyla kaynaşmayı sağlayabilmesi için , lisan bazında ;

-          “arabça”nın olmazsa olmaz ,
-          “türkçe” nin gerekli
-          “kürtçe” nin caiz

telakki edilerek çözüleceği yönündedir! Kürtçenin caizliği hususunu izah eden Fethullah Gülen Hocaefendi “Caiz demek, konuşsa da olur konuşmasa da olur. Bunun manası şudur, bırakın kendi aralarında konuşsunlar.” demektedir. Bu konuşma sadece Eğitim yerleri ile sınırlı değil , aynı zamanda kendi yaşadıkları yerlerde sosyal hayatıda kapsamaktadır.

(*) Röportajın tümü : Güneydoğu sorununa çözümler

 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Zulmedenleri hariç, ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah’ımız da sizin İlah’ınız da bir ve aynı İlah’tır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 46)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3138761