Bediüzzaman ve DİYALOG, El-Ehram gazetesinde Yazdır E-posta
Yazar Risale-i Nur Araştırma Merkezi   

                              

                        "İslâm medeniyetinde çatışma değil diyalog vardır."

Ortadoğunun en yaygın gazetelerinden olan el-Ahram gazetesinde, Risale-i Nur Külliyatı'nı Arapça'ya tercüme eden İhsan Kasım Salihî ile bir röportaj yaptı.

19-20 Şubat 2006 tarihlerinde, Ezher Üniversitesi Zakâzîk Usûlüddîn Fakültesi ile İslâm Edebiyatçıları Birliği tarafından, Bediüzzaman Said Nursî'nin tasavvuf yönünün ele alandığı iki ayrı konferans düzenlenmişti. Her iki konferansta, özellikle Ezher Üniversitesinin çeşitli fakültelerinde görev yapmakta olan öğretim üyelerinin yanı sıra, önde gelen din âlimleri, yazar ve şairlerden 22 âlim ve mütefekkir, çeşitli açılardan Bediüzzaman'ın tasavvufa yaklaşımını ele almışlardı. Her iki organizasyona Türkiye'den konuşmacı ve dinleyici olarak katılanların arasında Üstad Bediüzzaman'ın yakın talebelerinden Mustafa Sungur ve Mehmed Fırıncı, İhsan Kasım Sâlihî ve Ali Katıöz de bulunuyordu.

Bu iki önemli sempozyuma Mısır'da yayın yapan medya organları da büyük ilgi gösterdiler. Bunlardan birisi de gerek Mısır, gerekse Ortadoğu ülkelerinde yakından takip edilen El-Ehram gazetesi oldu.

El-Ehram gazetesi yazarlarından Âdil el-Batrîk, aktardığımız iki sempozyum sırasında, Risale-i Nur Külliyatının tamamını Arapça'ya tercüme eden İhsan Kasım Salihî ile bir röportaj gerçekleştirdi. Bu röportaj, 24 Şubat 2006 tarihli el- Ehram gazetesinin Edebiyat ekinde yayınlandı.
Bu röportajın tercümesini aynen yayınlıyoruz:

Âdil el-Batrîk:
Doğu ve Batı medeniyetleri arasındaki diyalog konusunda ne düşünüyorsunuz?
İhsan Kasım:
Biz, Türkiye'de Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin eserlerinde belirttiği görüşlerinden hareketle, medeniyetler arası diyalog konusuyla ilgili çekindiğimiz herhangi bir konu ve önümüzde herhangi bir engel görmüyoruz. Bu noktadan hareketle diyoruz ki, Bediüzzaman Said Nursî, yaşadığı asırda medeniyetler arası diyaloğun tesisi konusunda herhangi bir mani görmemiştir. Bilakis, Doğuda ve Batıda, geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren hücum eden dinsizlik ve inkârcılık cereyanları karşısında, hakikî dindar Hıristiyanlarla ittifak edilmesi gerektiğini; bu azgın düşmana karşı verilen mücadele esnasında aradaki mevcut bazı ihtilaflı hususların gündemden çıkarılmasının lâzım olduğunu ifade etmiştir. Hattâ sadece Hıristiyanlarla değil, diğer din ve inançlara mensup toplumlarla da aynı noktada ittifak edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu noktalardan hareketle, bütün medeniyetler arasındaki diyalog kapısının her zaman açık tutulması gerektiğini; diyalogun genel mânâda hayırlara vesile olacağını düşünüyorum.

Âdil el-Batrîk:
Sizce günümüz şartları arasında çatışma mı, yoksa diyalog mu hakimdir? Samuel Huntington'un “Medeniyetler Çatışması” isimli kitabında dile getirdiği çatışma konusunda neler düşünüyorsunuz?
İhsan Kasım:
Bu düşünce, sizin de bildiğiniz gibi, hayrı müjdelemeyen, şerri öne çıkaran bir düşüncedir. Çünkü, Kur'ân ve Sünnet temelleri üzerine kurulu olan Şark Medeniyetinin en belirgin özelliklerinden birisi, bizi “çatışma”ya değil “diyalog”a davet etmesidir. Medeniyetler çatışmasını öne sürenler, aynı zamanda ırkçılık düşüncesini benimseyenlerdir. Bu düşünceyi ise biz reddediyoruz. Aynı düşünceyi Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde bulunan samimî düşünürler de reddetmekteler. Geçtiğimiz yıl Türkiye'de uluslararası bir sempozyum gerçekleştirdik. Bütün dünya ülkelerindeki farklı kültürlere mensup toplumlarda iman eksenli bir hayatın yansımaları ve neticeleri konu edildi. Sempozyuma farklı ülkelerden katılan 55 düşünce adamı ve çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi akademisyen kendi alanlarında bu konuya dair tebliğler sundular. Bunlar arasında Müslüman ilim adamlarının yanı sıra, Hıristiyan, Yahudi, Sih ve Hindu dinlerine mensup ilim adamları da vardı. Biz, “İstanbul Risale-i Nur Araştırma Merkezi” olarak sempozyumda sunulan tebliğleri bir kitap haline getirdik. Bu kitapta, her bir tebliğin İngilizce ve Fransızca tercümelerini de koyduk. Tâ ki, Batı dünyası bizim “Çatışma” değil “Diyalog” taraftarı olduğumuzu yakînen anlasınlar.

Âdil el-Batrîk:
Japon asıllı Amerikalı stratejist olan Francis Fukuyama tarafından dile getirilen “Tarihin Sonu” tezi konusundaki görüşleriniz nedir?
İhsan Kasım:
Fukuyama, ortaya attığı teziyle Batı dünyasının bütün toplumlar ve milletler üzerinde hakimiyet kurduğunu, bu hakimiyetin böylece devam edeceğini kastetmiştir. Biz, İslâm medeniyetinin istikbâlde hakimiyet kuracağına ve tarihin sonunun şimdikinden daha hayırlı ve faziletli olacağına inanıyoruz. Bu sebeple Fukuyama'nın tezini kabul edemeyiz. Dediğimiz gibi, eğer tarihin bir sonu olacaksa, bu kötü yönde değil, iyi yönde, şimdikinden daha efdal bir şekilde gerçekleşecektir.
Burada hemen, bahsettiğimiz meseleyle bağlantılı olarak büyük mütefekkir Bediüzzaman Said Nursî'nin Risale-i Nur'da yer alan bir tespitini aktarayım:
“Ümitvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadâsı olacaktır!”
Çünkü İslâm medeniyeti, insanları hem dünyevî, hem uhrevî mutluluğa davet ediyor. Bütün dünya toplumları, milletleri ve kültürleri arasında barış esaslı bir hayatı temin ediyor. Böyle bir tablo ise, hemen herkesin üzerinde ittifak edeceği gibi, şimdikinden daha efdal olacaktır.

Âdil el-Batrîk:
Türkiye'de laiklik ve İslâm arasında meydana gelen mücadele nasıl nihayete erdi? Türkiye'de İslâmın geleceği hakkında neler söylersiniz?
İhsan Kasım:
Gelecek, gerek bütün herkesin malûmu olduğu, gerekse tarihî gelişmeleri iyi bir şekilde okuyabilenlerin dile getirdiği gibi, hayırlı ve daha faziletli olacaktır. Sizin de bildiğiniz gibi, Türk toplumu, İslâm ve Doğu medeniyetlerini içinde barındıran Müslüman bir toplumdur. Kökleri İslâm tarihinin derinliklerine kadar uzanır ve bu kökler günümüzde de çok sağlamdır. Ayrıca Müslüman bir millet olan Türklerin Müslümanlığı, sadece zahirde, dış görünüşten ibâret de değildir. Ruhlarında, içlerinin derinliklerinde yerleşmiştir. Bu gün Türkiye, İslâmî yönden güzel gelişmelere sahne oluyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi konusunda, Batı ülkelerinin Müslüman Türkiye'nin sahip olduğu İslâm kültürü sebebiyle engel çıkarmaları ve almamaları konusunda da bir endişemiz bulunmuyor. Bu konuyla bağlantılı olarak Bediüzzaman Said Nursî'nin 20. yüzyılın henüz başlarındayken kendisine yöneltilen Osmanlı Devletinin sonunun ne olacağıyla ilgili soruya verdiği cevabı zikretmek gerekir. “Mü'minin ferasetinden korkunuz” hükmünü bir tecellisine mazhar olan, hadiselere Allah'ın nûruyla bakan Bediüzzaman Said Nursî, o zorlu günlerde, geleceğe dair bakışını şöyle dile getirmişti:

“Osmanlı hükümeti Avrupa ile hamiledir. Avrupa gibi bir hükümet doğuracak. Avrupa da İslâmiyete hamiledir o da bir İslam devleti doğuracak.”Bu cevapta da gördüğümüz gibi, hayrı ve saadeti hedefleyen, insanları o yöne davet eden düşünceler, gelecek günlerde de devam edecek ve güzel neticeler verecektir. Akibet, gelecek daha güzel ve efdal olacaktır.

 
< Önceki   Sonraki >