| Vekillerin en güzeline Havale |
|
|
| Yazar Av.Ramazan Kerpeten | |
|
Ey biz kimsesizlerin kimsesi Allah’ım; Zalimin zulmü, topu- tüfeği varsa da, bizim senin gibi yarimiz, yardımcımız ve de şaşmaz- şaşırtmaz bir vekilimiz var..! Hani bir keresinde Habibi’nin (s.a.s.) karşısına bir münkir, yalın kılıç dikilmiş ve şu istihza kokan soruyu sormuştu: “Söyle bakalım, şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?!” O Hak Nebi de ‘Sen’den aldığı iman gücü ile, tüm kainata (ve hususan mazlumların ‘ah’ını almaya çalışanlara) duyurmak istercesine haykırmıştı üç defa: “ALLAH..!” O vakit müşrikin kılıcı elinden kayıp yere düşmüştü… … Şimdilerin zulüm sahipleri, haşmetli silahları ve türlü imkanları ile mazlumların gözlerine aynı küstah tavırla bakmakta ve hal dili ile o meşum soruyu sormaktadırlar: “Şimdi sizi bizim elimizden kim kurtaracak?!” İşte bizler de Habibi’nin vecdi ve imanı ile o kerim adını öyle yürekten haykırabilsek, eldeki bütün silahlar düşecek, süngüler kırılıverecektir..! (O imanı ve içten nidayı bizlere nasip eyle Ya Rabbi!) O mübarek Habibi’nin “Atam” dediği Hazreti İbrahim (a.s.) de ateşlere atılırkenki en son sözü: “Allah bana yeter. O, ne güzel vekildir.” olmuştur… Sarsılmaz bir teslimiyetle keskin bıçağın altına boynunu uzatan Hz. İsmail’in (a.s.) babası Hz. İbrahim aleyhisselam, -rivayet olunur ki- ateşe atılacağı zaman melek kendisine gelip de: “Sana yardım edeyim” teklifinde bulunduğunda O Halilullah (a.s.): Ahir zaman Nebin (s.a.s.) bir yetimdi; bir saltanatı veya krallığı yoktu ama hamisi- istinadı sen olunca, onun şahs-ı maneviyesi karşısında Kisra’nın saltanatı zir-ü zeber oldu, Kayzer’in hükümranlığı dize geldi… Sen ki birisine “kulum” dersen, hele “Habibim!” dersen onun karşısında kim durabilir ki? Kime dayanıp da o şahsın karşısına dikilebilir ki? Çıkmaya çalışanlar da -Hz. Ömer’in (r.a.) dediği gibi- kendilerine ve çocuklarına yazık edeceklerdir- ki etmişlerdir de! “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol, Yol varsa budur; bilmiyorum başka çıkar yol.” … Sen bizim havlimizsin, kuvvetimizsin ve Sen bizlerin en güzel vekilisin, diğer mahlukatın da olduğu gibi..! Zira bir ince ağaç kökü bile senden aldığı güç ile “bismillah” der, koca taş ve kayaları şak eder, ikiye böler. İpek gibi yumuşacık olsalar da, birer asa-i Musa (a.s.) kesilir, taşlardan -ihtiyacı olan- suyu çıkarır. Bencileyin, küçük bir fidan kökü kadarlık bir tevekküle erebilseydim, -asrın mütefekkirinin ifadesi ile- devasa kainata bile meydan okuyabilirdim. Halbuki esen en ufak yelde bile savruluveriyorum; şedit tipilere ve boranlara yelken açmaktan dem tutarken..! Lakin zamanımızda öyle civanmertler, öyle iman ve tevekkül abideleri var ki, insanlığın şerefini kurtarıyorlar ve Sen’in sözüne canlı şahitlik ediyorlar. Hani meleklerin: “Yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak insanlar mı yaratacaksın ya İlahi?!” sorularına karşı: “Sizler benim bildiğimi bilmezsin..!” diyerek, ileride onlar içinden çıkacak ve insanlığın yüzünü ağartacak asrın diğergamları ve karasevdalılarına remzen işaret etmiştin. İşte onlar şimdilerde -gassalın elindeki bir meyyit teslimiyeti ile- istikamet buyrulan yere, Sen’in adını, nam-ı celilini duyurabilmek için dünyanın dört bir yanına hicret etmekteler; Afrika’nın sık cangıllarının içine, Orta Asya’nın siteplerine, Sibirya’nın buzullarına kadar! Dillerini, dinlerini bilmedikleri oradaki topluluklar arasında bütün imkansızlıklara rağmen Sen’in adının şehbal açmasına vesile olabilmektedirler. Sadece sana dayanmak ve bir reşha gibi Sen’le bütünleşmek suretiyle..! Öyle buyuruyorsun: “Ben sevdiğim kulumun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.” Böylesi bir rezonansa mazhar birisine kim ilişebilir ki? Böyle birisi nerede vartaya düşer ki? Zira böylesinin o “keskin ferasetinden korkulur!” Gecenin bir yarısında, gecenin şu soğuk alazında senden başka bir güç var mıdır ki karanlıklara da hükümran olsun, hem şu sözlerimi bilhakkın duysun? Baktığım şu uçsuz bucaksız gibi gözüken gökyüzünü yıldızlarla ve ay ile donatan yüce haşmetinle ancak Sen..! “Allah’ım, nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana döndüm, korkum da ümidim de senden olduğu için her işimi sana havale ettim…” (Buharî, Müslim) Binaenaleyh bir kutsi hadiste; “Kulum beni nasıl tanıyorsa, ben ona öyle muamele ederim.” buyuruyorsun ey Cenab-ı Mevlâ… Seni sonsuz kudret sahibi, inayetli, merhametli bilerek; işlerini Sana ısmarlayanı, Sana güveneni, Sana dayananı zayi etmeyeceğini, zannında yalancı çıkarmayacağını -o Yüce Adını bildiğim gibi- biliyorum ya İlahi..! Artık, görelim: “Mevlâm neyler, neylerse güzel eyler!” |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


