Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Bediüzzaman perspektifinde Mehdi-Süfyan , Hz.İsa(AS)-Deccal münasebetleri Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   
SORU : Ahirzamana yön verecek şahıslardan “Mehdi-Süfyan” ve “Hz.İsa(AS) -Deccal “’ın birbirleri ile  münasebetlerini ve mücadele keyfiyetlerini kısaca izah edermisiniz ?

El-Cevab : -Allahu Alem bissevab-

Günümüzde Hz.İsa (AS) , Hz.Mehdi , Süfyan ve Deccal tabirlerini daha çok Şahs-ı manevi ve fikri bazda değerlendirmek bizleri daha isabetli neticelere götürmesi adına tercih edilmelidir.(1) Diğer yandan her bir şahs-ı manevinin başında, kendine has bir Komutanın olduğu gerçeğinide Adet-i Sübhaniyenin bir gereği olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

Ahirzamanda Alem-i İslam içinde -Müslümanların yaşadığı ülkelerde , özellikle Türkiyede -(2)  “Hak-Batıl”, Hayır-Şer” , “ İman-Küfür” temsilcileri olan “Mehdi-Süfyan (3)” münasebetlerinde , bir tarafın manevi yıkım ve tahribatına karşın , diğer tarafın tamir ve ıslah cihetiyle mücadele edeceğini görmekteyiz. (4)

Halbuki Hz.İsa (AS) –Deccal’iyetin mücadele alanı İslam Aleminde değil , tüm insanların yaşadığı bölgelerde gelişecek ve İslam’ın inkışafını engelleme mahiyetinde olduğundan , tamir ve tadilden ziyade , doğrudan ve açıktan reddederek, inkar-ı uluhiyet fikrini çürüterek yani ilmen öldürerek gerçekleşecektir.Bu mücadeleyi Hıristiyanlığın Hakiki Dini olan Tevhid inancına mazhar ve “Müslüman İseviler” ünvanına layık kimselerin , Hıristiyanlığın İslam’a tabi olmasına çalışmaları neticesinde gerçekleşeğini Bediüzzaman Hazretleri bildirmektedir.(5)

Süfyan , Efendimiz (SAV) ‘min Risaleti yönü ile İslam’a zarar vermeye çalışırken , Deccal ise doğrudan Allah’ın varlığını inkar cihetiyle İslam’a zarar verecektir. Süfyan’ın tahribine Hz.Mehdi tadil ederken , Deccalın dehşetli hücumlarına ancak Hz.İsa (AS) mukabelede bulunup öldürebilecektir. (6)

Süfyan ve Deccal’ı insanlar bilmiyecek , hatta kendileri bile kendilerinin Deccaliyeti temsil ettiklerinibilmiyecektir. (7) Hz.İsa (AS) ‘ da ise, iman nuru ile gelişen hadiseleri tahlil edenler Onu tanıyacak , yoksa çoğu yine tanımıyacaktır (8)

Hz.İsa (AS)’mın “Mesih” ünvanı , Ahirzamanda Deccal ve Süfyan’ada verilecektir. Deccal , Hıristiyanların aslına rucü etmesini engellemeye çalışarak Yec’üc ve Mec’üc’e zemin hazırlarken (zulüm ve terör) , Süfyanda Müslümanların Tahkik-i İman yoluna mayınlar döşeyecektir. (9)

Vazifeye başlama noktasında öncelik sahibi olan Hz.Mehdi , Ana vazifeleri olan tahkik-i imanı neşretmek , İslamın Ana hükümlerini icra ve tatbik ederek son vazifesi olan İttihadı İslamın tesisi için İsevi ruhanilerle ittifak etmektir. (10) İşte bu ittifakın neticesidir ki , Hz.İsa (AS) mın nuzülü gerçekleşecek , ve Hz.İsa (AS)  İnkar-ı uluhiyet güden Dinsiz Deccaliyet fikrini öldürecektir. (11)

Hem Hz.İsa (AS) ‘mın , hem Hz.Mehdi’nin , hem Süfyan ve Deccalın birer cemaati veya komitesi vardır. Zaten asıl mücadelede bu heyetler arasında olacaktır .(12)

Netice olarak , bu ve benzeri konularda ifrat derecesinde tahlillere girerek yerli-yersiz malayani beyanlarda bulunmak , hem müminler arasında uhuvvet ve ihlasın zedelenmesine sebebiyet verir hemde konulara yabancı olan kişileri evhama sevk etmesi açısından sakıncalar doğurur. (13)

O zaman asl-i vazifemiz olan Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyye noktasında Din-i Mübin-i İslama faydalı olmaktır ! Allah bizleri İslam’ın muzafferiyeti için mücadele eden talihli kulları zümresinden eylesin !

Dipnotlar :
(1)”Bu zaman, şahs-ı mânevî zamanı olduğu için, böyle büyük ve bâkî hakikatler, fâni ve âciz ve sukut edebilir şahsiyetlere bina edilmez. (Sikkeyi Tasdik-i Gaybiyye , Sayfa 11) Hattâ şöyle bir cemâatin Şahs-ı mânevîsi bir velî-i kâmil hükmüne geçebilir; inâyâta mazhar olur.(Mektubat , sayfa 361) Madem Risale-i Nur şakirtlerinin bir şahs-ı mânevîsi var; şüphesiz o şahs-ı mânevî bu zamanın bir âlimidir. (Lemalar , Sayfa 171 ) Zaman cemaat zamanıdır. Cemaatın ruhu olan şahs-ı mânevî daha metindir (Mesneviyi Nuriye , Sayfa 87) Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı maneviye göre olur. Maddi ve ferdi ve fâni şahsın mahiyeti nazara alınmamalı. (Kastamonu Lahikası , Dayfa 8 ) bütün fazileti Kur’ân’ın tefsiri olan Risale-i Nur’a ve dolayısıyla Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsine verip kendini âdi bir hizmetkâr bilmesi… “(Şualar , Sayfa 326 )
(2) " Bir rivayette,İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek (Kenzü’l-Ummal, 11:261,301; Şerü’s-Sünne, Begavi, 7:326.) denmiş. Bunun bir tevili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu’yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder. “ (Şualar , sayfa 515)
“Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye ve hâdisât-ı istikbaliye Şam’ın etrafında ve Arabistan’da tasvir edilmiş. Allahu a’lem, bunun bir tevili şudur ki: Merkez-i hilâfet eski zamanda Irak’ta ve Şam’da ve Medine’de bulunduğundan, râvîler kendi içtihadlarıyla, daimî öyle kalacak gibi mânâ verip, merkez-i Hükûmet-i İslâmiye yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler. Hadisin mücmel haberlerini, kendi içtihadlarıyla tafsil etmişler.” (Şualar , sayfa 505) (Not: İslam’ın en son Hilafet merkezi İstanbul olması hasebi ile yine Türkiye’ye işaret vardır)
(3) Süfyan denilen İslâm deccalının varlığı hakkında bir çok hadis vardır. Bunlardan birisi için bk: (el-Hâkim, el-Müstedrek: 4:520.)
“İslâmların Deccalı ayrıdır. Hattâ bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali’nin (r.a.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccalı Süfyandır, İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccalı ayrıdır. “ (Şualar ,Sayfa 504)
(4) “Hazret-i Mehdînin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akârânesini tamir edecek, Sünnet-i Seniyyeyi ihyâ edecek, yani Âlem-i İslâmiyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr niyetiyle şeriat-ı Ahmediyeyi (a.s.m.) tahribe çalışan Süfyan komitesi, Hazret-i Mehdî cemiyetinin mucizekâr mânevî kılıcıyla öldürülecek ve dağıtılacak.”(Mektubat , Sayfa 426) “…çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılır.” (Şualar , sayfa 514)
(5) Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.(Mektubat , Sayfa 12)
“Hem Âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaati namı altında ve "Müslüman İsevîleri" ünvanına lâyık bir cemiyet, o Deccal komitesini, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak, beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.”(Mektubat , Sayfa 426)
"İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın şahsiyet-i mâneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzul edecek, halihazır Hıristiyanlık dini o hakikate karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek, mânen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâp edecektir. Ve Kur’ân’a iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı mânevîsi tâbi ve İslâmiyet metbû makamında kalacak, din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.” (Mektubat, Sayfa 12)
“Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzulüyle o dinsiz meslek mahvolur, ölür.” (Şualar,Sayfa 501)
(6) “Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek, Süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek, Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.
İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, Ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.”
(Mektubat,Sayfa 60)
"(Deccal) O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz" (Şualar, Sayfa 501)
(7) “Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhâs-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar (Şualar ,sayfa 498) “Deccâl dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidâyeten deccâl olduğunu bilmez.” (Sözler , sayfa 310)

(8)” Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u imanla onu tanır. Yoksa, bedâhet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” (Mektubat , sayfa 61)
(9) “Rivayetlerde Hazret-i İsa Aleyhisselama "Mesih" namı verildiği gibi her iki deccala dahi "Mesih" namı verilmiş ve bütün rivayetlerde denilmiş. Bunun hikmeti ve te’vili nedir?
Elcevap: Allahu a’lem, bunun hikmeti şudur ki: Nasıl ki emr-i İlâhî ile İsa Aleyhisselâm, şeriat-ı Mûseviyede bir kısım ağır tekâlifi kaldırıp şarap gibi bazı müştehiyâtı helâl etmiş; aynen öyle de, büyük Deccal, şeytanın iğvâsı ve hükmüyle şeriat-ı İseviyenin ahkâmını kaldırıp Hıristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini idare eden rabıtaları bozarak anarşistliğe ve Ye’cüc ve Me’cüc’e zemin hazır eder. Ve İslâm Deccalı olan "Süfyan" dahi, şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kaldırmaya çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddî ve mânevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer, hevesat-ı müteaffine bataklığında birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamaz.”
(Şualar , sayfa 512)
(10) “Ümmetin beklediği, âhirzamanda gelecek zâtın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikîyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak…… O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir………O zatın üçüncü vazifesi, hilâfet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâma bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip din-i İslâma hizmet etmektir.” (Sikkeyi Tasdik-i Gaybiyye , Sayfa 11)
(11) “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet, ittihad neticesinde dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken, âlem-i semâvatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şeyin vaadine istinad ederek haber vermiştir.” (Mektubat , Sayfa 60)
“Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur" 1 diye rivayeti, bu ittifaka ve hakikat-i Kur’âniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder”.(Şualar , Sayfa 507)
(12)” İsa Aleyhisselâmı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhâniye-i mücahidînin…(Şualar sayfa 508)  Büyük Deccalın komitesini ve bir kısım icraatını gösterdiler. (Şualar , sayfa 507) Hazret-i Mehdî’nin cemiyet-i nuraniyesi, Süfyan komitesinin tahribatçı rejim-i bid’akaranesini tamir edecek. (Mektubat , Sayfa 426) bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri olabilir.” (Şualar ,sayfa 620)
(13)”büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür” (Şualar,Sayfa 184)
“onlar hakikî vazifelerini yapıyorlar; mâlâyani şeylerle iştigal etmediklerinden ve kaza ve kaderin vazifelerine karışmadıklarından ve enâniyetten gelen hodfuruşluk ve tenkit ve telâş etmediklerinden.. “( Şualar,Sayfa 282)
“ Şapka ve ezan meseleleri ve Deccal ve Süfyan ünvanları, Risale-i Nur şakirtleri yabanîlere karşı lüzumsuz medâr-ı bahis ve münazaa edilmemek lazımdır ve ihtiyat etmek elzemdir ve itidal-i demmi muhafaza etmek vaciptir.” (Kastamonu lahikası , sayfa 192)

 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır. (Müntehine, 8-9)

 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3102471