İslam'da Siyasetin yeri nedir ? Yazdır E-posta
Yazar M.Fethullah Gülen   
SORU : Siyasal İslam’ın popülarite kazandığı bir dönemde İslam-siyaset ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Diğer konularda olduğu gibi zannediyorum din ve siyaset ilişkilerinde de insanlar ya ifrata veya tefrite gidiyor: Kimileri İslam dininin siyasetle şu ya da bu şekilde alakası yoktur derken, kimileri de onun birçok farklı ve zengin yönlerini görmezden gelerek dini siyaset olarak değerlendiriyor. Kur’an-ı Kerim’de idare ve siyasete müteallik pek çok ayet olduğu gibi, bu konuda Efendimiz’in uygulamaları da önemli bir yer tutar. Kur’an’da yer alan “ulül-emr”, “ulü’l-emre itaat”, “istişare”, “harp-sulh” gibi kavramlar, dinin siyaset ve hukuka ilişkin referanslarına örnektir. Bunlara ilaveten, Kur’an’da hukukî kurumlar ile yönetim ve siyasete ilişkin ayetler de mevcuttur.

Ne var ki, İslam’da ne idareyi ne de siyaseti erkân-ı imaniye ve esasat-ı diniyede olduğu gibi tek bir kalıba (paradigmaya) ifrağ etmek mümkün değildir. Tarih bize, İslam dünyasında Asr-ı Saadet’ten günümüze seçim ve seçimde aranan evsaf türünden konular istisna edilecek olursa, pek çok devlet türü ortaya çıktığını göstermektedir. Bunlar arasında usulde ciddi farklılıklar görülmese de teferruatta o kadar çok ayrılıklar vardır ki, işin temel esprisini kavrayamayanlar bu idare şekillerinden her birini ayrı bir sistem gibi görebilir/görmüştür de. Hemen arz etmeliyim ki, bu farklılıklar dinin yoruma açık yanları ve içtihad alanları itibarıyladır.

Bu konuyla alakalı sağlıklı değerlendirmeler yapabilmek ve olumlu sonuçlara ulaşabilmek için dinin temel kaynakları olan Kitap ve Sünnet’e müracaat esas olmalıdır. Aynı zamanda tarihî tecrübelerin de bu konuda önemli birer referans olduğuna şüphe yoktur.

Siyaset-din ilişkisinde çerçeve...

Kur’an-ı Kerim’de, Allah’a karşı ubudiyet vazifelerini belirleyen, muhteva bakımından taabbudîlik ifade eden ayetlerin yanında, insanın diğer insanlarla münasebetlerini düzenleyen ayetler de vardır. Her iki hususla alakalı emir ve tavsiyelerin tek kaynağı vardır, o da Allah’tır. Zât-ı Uluhiyet’e karşı vazife ve sorumluluklarımızı tanzim eden âyât u beyyinât Peygamberimiz ve Ashab’ının anlayıp kabullendiği şekliyle orijinali gibi korunmuştur ve korunmaktadır. İkinci kategorideki İlahî ferman ve nebevî beyanlar ise insanın sosyal, iktisadî, siyasî ve kültürel hayatlarıyla alakalı bir kısım esaslar üzerinde durur. Aynı zamanda satır aralarında veya fezlekeleriyle o hususların bir kısım hikmet, maslahat ve faidelerine işaretlerde bulunur. Mesela, Kur’an’ın adalet, hakka riayet, yalan söylememe, merhamet ve şefkatli olma, her işini meşverete bağlama, iffetli yaşama, kimseyi aldatmama gibi konular bu kategoriye örnek teşkil ederler.

İnsan ilişkileriyle ilgili bu ayetler, önüyle arkasıyla doğru okunabildiği takdirde Müslümanların gelecekte karşılaşacağı benzer problemlerin çözümü için de erbabına birer ipucu verebilir. Yorumcu ve müçtehidler, belli ölçüde analiz ve yorumları için bu kategoriyi referans noktası olarak alırlar.

Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnet-i Sahîha’da insan tecrübesi açısından açılımı zamanın geçmesiyle aydınlığa kavuşacak pek çok konu vardır. Tafsilatı vakt-i merhununa bırakılmış görünen bu hususlarla alakalı tafsilî emir ve tavsiye yoktur. Bu itibarla siyaset, devlet, toplumun yönetimi gibi konularda şeref-nüzul ve şeref-sudur eden icmalî emir ve tavsiyeler farklı yollarla yorumlandığı için, tarih boyunca ortaya farklı desen ve biçimler çıkmıştır. İsterseniz bunu, zamanı da önemli bir müfessir kabul ederek ona havale edilmiş olacağına bağlarsınız; isterseniz muhatapları itibarıyla “Hanefiyye-i Semha” ile gelmiş bu dinin evrenselliğine verirsiniz. Evet, Kur’an’ın muhatapları arasında en bedevîden en medenîye, çok az gelişmiş yığınlardan en mütekamil milletlere, bir kısım kuru kalabalıklardan fevkalade organize olabilmiş aydınlık cemaatlere kadar çok farklı kimseler bulunmaktadır. O, bunların hepsine bakış, görüş ve değerlendirme, hatta yaşayabilme durumlarını nazara alarak seslenmiştir. İnsanın Cenab-ı Hakk ile münasebetinde, icmali tercih etmiş ve ele aldığı konunun tafsil ve açılımını vakt-i münasibinde rical-i münasibine bırakmış, insanların birbirleriyle münasebetlerine bakan kısmında ise tafsil ve tebyinde bulunarak muhkem senetlerin hususiyetini vurgulamıştır.

Bu noktada, bir kısım sapık fırkaların yorumları istisna edilecek olursa birinci kısımla ilgili olarak her zaman bir anlayış birliği söz konusu olmuştur. İkinci kısımda ise şartlara, zamana, umumî dünya ahvaline göre bir hayli farklı yorumlamalar meydana gelmiştir. Tabii olarak bu farklılıklar yasama ve yürütme organlarına da aksetmiştir.

Bütün bunlara rağmen Kur’an’da doğrudan ve birinci derecede sarihan siyasetin, din-i mübin-i İslam’ın olmazsa olmaz temel unsurlarından biri olduğu ve muhkemat ölçüsünde dinin ilgi alanına girdiğine dair iddiada bulunmak doğru olmasa gerek. Kur’an’da yer alan bir kısım hükümlerin siyaset, devlet yapısı ve yönetim biçimleriyle alakası, biraz da ilgi kuran şahsın/şahısların bakış açıları, İslamî heyecanları, sadece tarihî tecrübeleri nazar-ı itibare almaları ve İslam toplumunun problemlerinin siyaset ve idare yoluyla daha rahat çözülebileceği düşüncesiyle hareket etmeleri bu yanlış anlamalara yol açmış olsa gerek. Bu mülahazaların hepsinin kendine göre bir mânâ ifade ettiği muhakkak; ama gerçek sadece bu yaklaşımlarla sınırlı değildir.

Gerçi toplumsal münasebetleri tanzimde fert, aile ve cemiyetin de ahengini düzenlemede idare ve hakimiyetin tesiri inkar edilemese de, yine de bunlar, Kur’anî değerler silsilesi içinde talî derecede kalır. Zira “ümmühat” dediğimiz iman, İslam, ihsan ve İlahî ahlâkın toplum tarafından benimsenmesi gibi konular hem referans konularıdır hem de idarî, iktisadî, siyasî mes’elelere birer esas mahiyetindedir. Bu yaklaşımdan hareketle, Kur’an tekvinî emirlerin ezelî bir tercümesi, gayb ve şehadet âlemlerinin tefsiri, arz u semada tecellileriyle münteşir İlahî isimlerin müfessiri, İslam âleminin çeşit çeşit dert ve problemlerinin reçetesi, dünya ve ukba saadetinin biricik rehberi, ahiret yolcularının bura ve ötelerle alakalı aldatmayan delili ve insanoğlunun bitip tükenme bilmeyen feyyaz hikmet kaynağı iken, onu siyasî söylemlere malzeme olarak görmek veya ona devlet biçimleri ve siyaset teorisi hakkında bir kitap nazarıyla bakmak Mukaddes Kitabımız’a karşı saygısızlık olduğu gibi o bereketli kaynağın diğer derinliklerinden istifadeye de manidir.

Ancak Kur’an-ı Mübin, ruhlarda hasıl ettiği enginlik ve derinlikle irfan sahibi siyaset adamlarına ilham verme ve onlar aracılığıyla da siyaseti bir kumar veya sırf bir satranç oyunu olmaktan kurtarma gücüne sahiptir.

Kaynak : Muslim World'ün Gülen ropörtajı - 3. bölüm - 10.09.2005 tarihli Zaman Gazetesinden alıntılanmıştır

 
< Önceki   Sonraki >