| Tahrik |
|
|
| Yazar Ekrem Dumanlı | |
|
5 Eylül 1955’te Selanik’te patlayan bomba Türkiye’yi yüreğinden yaralamıştı. Bombanın hedefi Türkiye’yi tahrik etmekti. Tarihe 6-7 Eylül olayları şeklinde geçen büyük kargaşada “Atatürk’ün Selanik’teki Evi Bombalandı” manşeti atıldı. Akabinde Türkiye’de Rumlar, Ermeniler ve Yahudilere ait işyerlerine saldırılar başladı. Üç kişi öldü, 30 kişi yaralandı ve 5 bin 500 ev ve işyeri tahrip edildi. Hadiseler yatıştığında geriye komplo senaryoları kalmıştı. Bazı gazetelerin olaylardan önce kağıt stoku yaptığı bile söylendi. Mesela İstanbul Ekspresi Gazetesi, günlük 30 bin tirajını bu olaylar nedeniyle 300 bine kadar taşımıştı. Yunanlı yetkililer, bombacının Türk casusu olduğunu iddia etti. Olayda suçlanan ve bir ara Nevşehir valiliği yapan kişi, Eylül 2003’te Aksiyon’a konuşarak suçlamayı reddetti… Milli Selamet Partisi’nin iktidar basamaklarına tırmandığı günlerde Konya mitingi faciası yaşandı. İstiklal Marşı’mızı protesto etmek için oturma eylemi yapanlar gazetelere yansıdı. Marşımızdaki dinî ve millî heyecan “İslamcı bir parti”yi niçin rahatsız edecekti ki!.. Olayın üzerinden nerdeyse 30 yıl geçti, hâlâ şüpheler giderilemedi? Bir zamanlar TRT tek kanaldı ve her kandil gecesinde canlı yayında mevlitler okunurdu. Mevlitte Atatürk’e dua edilince caminin bir köşesine sinmiş nâdân bir güruh, imamı yuhalamaya başladı. Cami adabı, cemaat terbiyesi; evet hepsi bir kenara bırakılmış ve Türkiye tahrik edilmişti. Mevlit protestocuları da tarihin esrarengiz sayfalarına gömülüp gitti… Yakın tarihimiz, sosyal tahriklerin cinnet sınırını zorladığı hadiselerle doludur. Maraş Olayları, Alevî-Sünnî çatışmasını kışkırtmak amacıyla senarize edilmiş hain bir tahrikti. 100’den fazla insanımız mezhep çatışmasında hayatını kaybetti. Çorum Olayları da aynı hain tuzağın bir parçasıydı. “Tahrikler bitti” derken Gazi Olayları ile karşı karşıya kaldı Türkiye. Alevî vatandaşlarımız üzerinden güç kazanmaya çalışan ve cemevlerini örgüt üssü gibi kullanan bir örgüt, Alevî-Sünnî kavgasına yol açacak tahriklere başvurdu… 20 Mart günü Mersin’de Türk bayrağına yapılan hakareti de ağır tahrik listesine eklemek gerekiyor. Çanakkale Zaferi’nin 90. yılı kutlamalarından iki gün sonra yapılması da dikkat çekici. İnsanımız bayrağa bambaşka bir anlam yükler. Bayrak, mukaddes bir emanettir; o yüzden bayrağını şort yapıp podyuma çıkan yabancılar, bayrağın Türk halkı nezdindeki değerini bilemez. Mersin’deki menfur hadiseden sonra kitleler büyük tepki gösterdi. Haklı bir infialdir bu! Ancak, şu tarihî gerçeği de unutmayalım: Türk milleti tahriklere kapıldığı olaylardan boynu bükük çıkmıştır. Çünkü tahriklerin çoğu, bu ülkeyi karıştırmak isteyen ajanların, piyonların, uşakların tezgâhıdır. Bu ülkede müslim-gayr-i müslim çatışmasının, Alevî-Sünnî kavgasının, laik-anti laik sürtüşmesinin temelinde ağır tahrikler vardır. Ve bu millet, kalleş tahriklerin faturasını çok ağır ödemiştir. Yeni faturanın Kürtler üzerinden kesilmeye çalışıldığı ayan beyan bellidir. Provokatörlerin kâbus senaryosu etnik milliyetçilik üzerine kurulu. Bayrağa yapılan saygısızlığa her Türk vatandaşı tepki gösterir, göstermelidir; ancak tahriklere kapılmak, itidal çizgisini aşmak, hadiseyi çığırından çıkarmak da ateşle oynamak gibidir. Ortaya konacak aşırı tepki, tahrikçinin ekmeğine yağ sürmektir. Devletin polisi, adliyesi, bu menfur eylemin figüranlarını saklandıkları dehlizden çıkarmaya ve cezalandırmaya yeter. Zaten bütün Türkiye’nin nefreti piyonlar üzerinedir. Demokratik tepkiler alkışa layıktır; ancak dikkatli olmakta fayda var. Tahrik etmek nasıl alçakça ve sinsice yapılan bir eylemse, tahriklere kapılmak da safça ve cahilce yapılan bir davranıştır. Türkiye’ye hiçbir faydası da yoktur. İnanmayan yakın tarihin tahrik maddesini yeniden okusun… Kaynak: Ekrem Dumanlı, Zaman Gazetesi, 24.03.2005 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


