Alternatif Olma, Devlete Sızma Yazdır E-posta
Yazar Hüseyin Gülerce   

ABD’nin Chicago ve Houston şehirlerindeki akademik toplantılardan önce Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü Sayın Gülen’i ziyarete gittim. Bir ikindi sohbetinde tarihi bir anı yaşama fırsatım oldu. Sayın Gülen, bu sohbetlerde kendisine yöneltilen sorulara cevaplar veriyor.

Soru; gönüllüler hareketinin, buna bağlı olarak yurtdışındaki eğitim faaliyetlerinin devlete alternatif olduğu iddiaları ve bu hareket mensuplarının devleti ele geçirme endişeleriyle ilgiliydi. Tarihe bir not düşme açısından Sayın Gülen’in cevabını çok önemli buluyorum. İşte Gülen’in sözleri:

Bu, çağın hadisesidir. Varsın körler ve nankörler görmesinler. Bence Türk milleti için yeni bir ikbal dönemi başlamıştır. Milletin sahip çıktığı bu meseleyi durdurmaya da kimsenin gücü yetmeyecektir. Bu mesele milletimiz, devletimiz ve geleceğimiz adına bir dönüm noktasıdır. Millet büyümeye doğru yürüyor, kendini ifade etmeye, karakterinde olan şeyleri ortaya koymaya doğru yürüyor.

Öteden beri beni tanıyanlar bilirler; ben, devlete karşı saygımı -kutsama ölçüsünde- hep gürül gürül ifade ettim. Dedim ki; devlet bir millet için önemli bir müessesedir, çok önemli bir faktördür. En kötü devlet, devletsizlikten çok iyidir. Bunu belki otuz defa tekrar ettim. ‘Devleti kabul etmeme anarşinin kaynağıdır.’ dedim. Yani bu hareketin temsilcilerinin ‘devlete alternatif olma’ mülahazaları olsaydı şimdiye kadar bunu ortaya koyarlardı. Mesela siyasete talip olurlardı. Mesela görünmek isterlerdi. Mesela dünyaya tâlib ü râgip olurlardı. Fakat hiçbir talepleri olmadı. Devlete alternatif olma meselesi, samimiyetle kendini devletine adayan, milletine hizmet eden bu insanların rüyalarına bile girmez. Onlar, gelecekte biz olmasak bile, bizden sonraki nesillerin şanı çok yüce ve uranyum gibi olan bu milleti gerçek konumuna ulaştırdığının rüyasını görmüşlerdir. Ama devlet, idare, siyaset... Bunlara gelince, biz onların rüyasını bile görmedik. Öyle bir rüya görsem ben, şahsım itibarıyla kalkarım, seccademi sererim, iki rekat tövbe namazı kılarım.

Türkiye’de esasen devlete sahip çıkma, devleti koruyup kollama meselesi kimsenin tekelinde değildir.

Devlete sızma meselesine gelince... Biz o devletin adamlarıyız. Ben öz be öz Anadolu insanıyım. Kana, deme, damara, kafatasına bağlı bir ırkçı değilim, öyle bir Turancı değilim. Fakat milletimi aşk derecesinde seviyorum. Bir insanın kendi memleketindeki bazı müesseselere girmesi, bazılarını teşvik etmesi... Buna sızma denmez ki. O sızmayı bir dönemde Türk milletinden olmayanlar yaptılar, belli bir dönemde belli bir yere kadar da geldiler. Şimdiki endişelerinin altında da o var. Sen bu milletin evladısın, bu milletin bir ferdisin. Her yerde bulunma hakkındır senin. Ama bazıları, evet ‘bazıları’, dolambaçlı yollarla çok önemli, hayatî yerleri tutmuşlar; yani gelmiş hipofiz bezine oturmuş, milletin görme sinir sistemini baskı altına almışlar, milletin doğru görmesine engel oluyorlar. Sizin davranışlarınızı, hareketlerinizi de o paranoya ile ‘efendim bunlar sızmak istiyorlar’ diyerek yorumluyorlar. Bir milletin ferdi, kendi milleti içinde, kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz; hakkıdır, girer oraya. Mülkiyeye de girer, adliyeye de girer, istihbarata da girer, hariciyeye de girer, askeriyeye de girer. Neden milletin evladı girmeyecekmiş buralara?

‘Sadece imam hatiplere gitsinler’ mi diyelim? Hayır. Anadolu insanı, Anadolu’da olan her şey onunsa şayet, her yere girmek onun hakkıdır. Hakkını kullanıyor. Böyle bir hakkı kullanmaya mani olmak haksızlıktır, zulümdür, irtikaptır; geriye teper bir gün. ‘Zalimin zulmü varsa mazlumun da Allah’ı var; bugün halka cevretmek kolay, yarın Hakk’ın divanı var.’ Sesim ulaşsaydı Anadolu’ya, bir kere daha haykıracaktım: Çocuklarınızı Kur’an kurslarına koyduğunuz kadar, imam hatibe de gönderin. Orada okuttuğunuz kadar mülkiyede de okutun. Anadolu insanına sesleniyorum ben, orada okuttuğunuz kadar adliyede de okutun; yönlendirin her tarafa. Çünkü bu ülke sizin ülkeniz, o müesseseler de sizin müesseseleriniz.

Kaynak: Hüseyin Gülerce, Zaman, 24.11.2005 

 
< Önceki   Sonraki >