Nesh hususu Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   
Pazar, 20 Kasım 2005

SORU : Kur’anda  “Nesh”  varmıdır ?

Nesh ; aslında emir ve yasakları değiştirmek demek değil ,  bunların yürürlük zamanlarının bittiğini haber vermektedir. Allah Teâla insanlığı Cahiliye anarşisinden İslâma çıkarırken köprü konumundaki Sahâbe neslini eğitmede neshi bir metod olarak kullanmıştır. Geçiş döneminin, muayyen bir vakit için yapılmış bazı istisna-i hükümler ihtiva etmesi kaçınılmazdır. Esasen nesh, bir yönü ile, vahyin bölüm bölüm (Tedricen) indirilmesinin bir tezahürüdür.(1)

Elmalı Hamdi Yazır’a göre nesh , Allah’ın İlminde biz kullarına göre önceki hükmünün yürürlükten kalktığının göstergesi iken, bizim ilmimizde ise zâhiren bâki görünen o hükmü değiştirmektir ve böylece nesih bir tebdil-i beyandır ! Yoksa , -haşa- Allah’ın hükmünden cayması veya bilmemesi anlamı çıkmaz. Ahkam-ı Fer’iye dediğimiz , İslam’da asıl önem arzetmeyen meselerde nesh olmakla beraber , İmanî ve İtikadi konularda ise nesih yoktur. Bu sebeple Kur’ân imanî meselelerde bundan önce inen Kitabları tamamlayıcı bir rol almaktadır. Nesh hadisesi , adeta bir milleti yok eden Allah’ın , başka bir Milleti tekrar hayat verdiği gibi algılanabilir ! Çünkü Kâinatta bir taraftan harflerle yazılırken, diğer taraftan silinen bir kitaptır. İslam, Allah'ın son dini ve Kur’ân da Allah'ın son Kitab'ıdır. Bu sebeple, nesih Kur’ân'ın ebediliğinin, her dönemde uygulanabilirliği açısından bir imkân olarak değerlendirilmelidir. Elmalı Hamdi Yazır, neshi gerçekten Kur’ân'ı yorumlama usûlü olarak görmektedir. Fakat bu usûl doğrudan Kur’ân'ın kendi yapısından kaynaklanan kapsayıcıbir sistematiktir. Bu nedenle o, nesih meselesini tartışırken onun çeşitlerini vb. meseleleri tartışmaktan ziyade, konuyu tamamen bir anlama meselesi olarak ele almaktadır.(2)

Benzer yaklaşımı Bediüzzaman Hazretlerinde görmekteyiz. Ona göre  nesh , Furuata ait hükümlerde olmakla beraber İslam’ın iman gibi asıl Hükümlerinde olmadığını belirtmektedir. Konuya açıklık getirirken : “Çünkü, fer’i hükümlerden biri, bir zamanda maslahat iken, diğer bir zamana göre mazarrat olur. Veya bir ilaç, bir şahsa deva iken, şahs-ı ahere da’ olur. Bu sırdandır ki, Kur’an, fer’i hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi, diye hükmetmiştir.” diyerek, nesh’in insanların ve yılların değişimine göre hükümlerinin değişmesinin Fıtratın bir gereği olduğunu vurgu yapmaktadır!(3)

Bediüzzaman, Şeriat'ı Kur’ân bünyesinin derisi veya cildine benzetir ve Kur’ân'ın sadece Asr-ı Saadet'teki muhataplarına değil, Kıyamet'e kadar insanlığın ortak meselelerine cevap verecek potansiyele sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu açıdan meseleye yaklaşıldığında, Bediüzzaman'ın nesih konusunu çok geniş bir zaviyeden ele aldığını öncelikle söylemek gerekmektedir. Nesh’in itikadî yönünün olmayıp, ilmî ve amelî bir yönünün olmasınedeni ile çok detaya girmeyen Bediüzzaman, Peygamberlerin meslekleri birbirlerine uymadığı gibi, ibadetleri de birbirine muhâliftir. Bunun esbabı nedir?" şeklindeki soruya cevap olarak itikad ve amelde, usûl ve ahkâm-ı esasiyede peygamberlerin arasında bir ayrılığın olmadığını, bilakis hepsinin müttehid olduğunu belirterek asıl ihtilafın ya da farklılıkların (tefâvüt) furûatta olduğunu söylemektedir. (4)

Kur’an-ı Kerim’de nesh olan Ayetlerin sayısı hakkında İslam Alimleri arasında kesin bir bilgi olmamasına rağmen İmam-ı Suyuti ‘ye göre 22 Ayet (5) , Şah Veliyyullah ed-Dihlevî ‘ye göre sie 5 ‘Ayet vardır.(6)


Nesh’e delil olan Ayet-i Kerimeler ise şunlardır :

- Biz, daha hayırlısını veya benzerini getirmedikçe, herhangi bir âyetin hükmünü neshetmez veya ertelemeyiz. Allah’ın herşeye kadir olduğunu bilmez misin?(Bakara ,2/106 )

- Biz bir âyetin yerine onun hükmünü neshedecek başka bir âyet getirdiğimiz zaman -ki Allah göndereceği âyetleri pek iyi bilmektedir- onlar: “Sen iftiracının tekisin!” dediler. Hayır, hiç de öyle değil! Onların çoğu işin gerçeğini bilmiyorlar. (Nahl , 16/101 )

- Seni okutacağız da hiç unutmayacaksın. Allah'ın dilediği müstesna. Çünkü O, açığı da, gizleneni de bilir. (Ala , 97/6-7)

Nesh edilen Ayetlere birkaç örnek :

1-) İçki ‘nin haram hükmünüe binaen , tedricilik esasına göre nesh olan ayet :

İçki’nin haram kılınması, aynı Kur’anın 23 senede nazil olmasındaki tedricilik (yavaş yavaş kabullendirme ) esasına göre vukuu bulduğunu görmekteyiz. İçki hakkında inen ilk Ayet-i Kerime : “Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem sarhoş eden içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan
kimseler için büyük bir ibret vardır.” (Nahl Sûresi, 16/67). Mekke döneminin son zamanlarına doğru inen bu âyet içkiyle ilgili ilk inen âyettir. Âyette çok veciz bir biçimde içki ile ilgili bilgilendirme yer almış, hurmadan elde edilen güzel gıdalarla sarhoşluk veren içki karşılaştırılması yapılmış ve sanki sarhoşluk veren şeyden sakınmaya yönlendirmede bulunulmuştur. Ydikkat edilirse , içkinin haramlılığından bahis yoktur ! Konu ile ilgili bir sonraki Ayette içkinin büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar olmasına rağmen, günahının faydasından daha büyük olduğundan bahsetmiştir.(Bakara Sûresi, 2/219). İçkinin haramlılığı konusunda ise Kur’an son hamleyi yapar ve içkinin şeytan işi bir pislik olduğunu, şeytanın bu vesile ile aralarına düşmanlık ve kin tohumları ektiğini, içkinin Allah’tan ve namazdan uzaklaştırdığını kesin bir dil ile zikrederek kesin haramlığını ilan etmiştir. (Mâide Sûresi, 5/90-92)

Görüleceği üzere , Kur’anı Kerim ilk Ayette içkiye haram dememiş ,sadece bir yönlendirme eğilimi göstererek tedricilik yapmış, insanların bazı hükümleri
kabul etmesini kolaylaştırma yolunu esas tutmuştur. İkinci Ayette faydasına rağmen , zararının daha çok olduğuna tatlı bir vurgu yapmıştır! Ancak üçüncü Ayet ile asıl demek istediğini açıklamıştır !

Burdaki nesh, tedricilik hikmetine şamildir !

2-) Sahabeyi Kiramın , Zühd ve Takva’sına vesile olan bir nesh :

Kur’an-ı Kerim , “Ey insanlar! Siz içinizdeki şeyleri açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onlardan dolayı hesaba çeker.” (Bakara , 2/284) Ayet-i kerimesi ile Sahabe adeta şok olmuş ve bu âyetin tesiri altında kalmıştı. -Zira beşeriyet icabı zaman zaman onların da kalblerinden bir duygu olarak mâlâyâniyâta ait şeyler geçebiliyordu- Daha sonra Efendimiz (S.A.V.)’in huzuruna geldiler ve “Ey Allah’ın Resûlü! Namaz, oruç, cihad, sadaka gibi gücümüzün yeteceği amellerle mükellef idik. Şimdi ise bu âyet indirildi. Hâlbuki bizim buna gücümüz yetmeyecek. Her birimiz, bazen gönlünden öyle şeyler geçiriyor ki,
dünyaları verseler bunların kalbinde bulunmasını arzu etmez.” dediler. Efendimiz (s.a.s.) ise onlara: “Siz de, sizden önceki Kitap ehli gibi, duyduk ve karşı koyduk mu demek istiyorsunuz?” buyurdu. Sahabe ise, “İşittik ve itaat ettik.” Diyerek, tazarru ve niyaz ile Allah’a dua dua yalvarmaya başladılar. İşte bundan sonra “Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez.” (Bakara , 2/286) Âyeti nazil oldu. (7)

Allah , ileride İslamı temsil edecek olan Sahabe topluluğuna , gizli düşüncelerinde bile müberra olmalarını, Manevi Hayatlarını Takva ve Zühde göre düzenlemelerini hedef göstermiş , Sahabe’yi Kiram da bu ufku yakalama meyli gösterdiğinde, diğer Ayet nazil olmuş ve Allah (C.C) herkesi gücü nisbetinde mesul tutacağını belirtmiştir! Bu nesh’tede Sahabe ‘yi Kiramın manevi olgunlaşması adına pek çok hikmet vardır !

3-) İslam’ın ilkleri ile sonra girenleri arasındaki farka istinaden yapılan bir nesh:

Kur’an-ı Kerim , “Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler” (Enfal , 8/65) ifadesinde Ayet-i Celile  , Cihad’a çıkarken 1 mümine 10 kafir ölçüsünü vermiştir. Bu Ayet Bedir'de savaş başlamadan önce "Beydâ" denilen yerde nazil olmuştur. Demek oluyor ki iman, bir mümini kâfire karşı on kattan daha fazla büyülten ve güçlü kılanbir kuvvettir. Ve bu kuvvet tek kişi olduğu zaman değil, en az yirmi kişilik bir grup oluşturdukları zaman kendini gösterir ve ortaya çıkar. Daha sonra nazil olan : “Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle iki bin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 8/66) Ayeti ile daha önce 1 mümine 10 kafir prensibi, 1 mümine 2 Kafir şeklinde nesh edilerek: “Şimdi Allah sizden o yükü, o teklifi çok hafifletti, ve gerçekte sizde bir zayıflık olduğunu bildi. Müslümanlar çoğaldıkça içlerinde zayıf olanlar da bulunduğundan, daha önceki çile çekmiş sadakat sahibi müminlerde olduğu gibi, birin ona karşı koyması ve savaştan kaçmaması ve eğer bu durumda bile firar ederse "Allah'ın gazabına uğrayıp, cehenneme varacağı" (Enfâl, 8/16) hakkındaki ilâhî hüküm hafifletilmiştir. Şu halde müslümanlar, iki kattan daha fazla bir düşmana karşı savaşı kabul etmemekten dolayı günahkâr duruma düşmezler.” demekte idi.(8)

Evet , İlk Sahabe’lerin iman ve sabrı ile, İslamın daha geniş Kitlelere yayılması sonucu bir takım zayıf ve güçsüz insanların iman etmelerine vurgu yapan Ayet-i Kerime ilkini nesh ederek bir ruhsat vermiştir!

SONUÇ :

Görüleceği üzere  nesh olunan Ayetler , ya bir Ruhsata ve Kolaylığa binaen , ya bir Tedricilik Hikmetine (Bir hükmü alıştırmaya) istinaden , ya da İlahi Hükmün Takva ile Fetva sınırını tesbit etme adına, Allah (C.C.) adeta , biz insanlara Hükümlerinin yürürlülük zamanlarının mevsimlerini belirtmektedir ! Allah’ın (C.C.) bu Engin Rahmet ve Şefkatinin tecellisidir ki, kendi Kelamını bile biz kullarına takdim ederken , yine bizim zaaf ve acziyetimize göre bunu sağlamaktadır !

Ona sonsuz Hamd ve Sena olsun !

Kaynaklar :

(1) Suat Yıldırım , Kur’an Meali , Bakara Suresi
106.cı Ayet’in açıklaması
(2) Elmalı Hamdi Yazır , Tefsir 1982, 4:3003-4; 1:460 ;
4:3002-3004 ;
(3) Bediüzzaman Said Nursi , İşaret-ül İcaz , 53
(4) Bediüzzaman Said Nursi , İşaret-ül İcaz , 24
(5) Suyûtî, el-İtkân, II, 22-23
(6) Dehlevi , el-Fevzu'l-Kebir , 39-46
(7) M.Fethullah Gülen , Prizma , Büyüteç
(8) Elmalı Hamdi Yazır , Enfal Suresi 66.ci Ayet tefsiri


Derleyen : Dr.Emin Şimşek

 
< Önceki   Sonraki >