| Redm-i Azim'in Harcı Bile Olsa... |
|
|
| Yazar Abdullah Aymaz | |
|
Diyalog ve hoşgörü toplantılarının arkasından Yunanistan, Bulgaristan, Ukrayna ve Arnavutluk'tan pek çok gazeteciden Fethullah Gülen Hocaefendi ile görüşme talepleri gelmişti. Yunan gazetelerinden birisinde Hocaefendi'nin "Komşu komşunun külüne muhtaç." sözü manşet yapılınca Avusturyalı bir gazeteci olan Heinze Gstrein'den de mülakat isteği gelmişti. Türkiye'ye gelip Hocaefendi ile görüştükten sonra gazetemizi, STV'yi ve Fatih Üniversitesi'ni de gezmiş, sonunda da bize, "Ben Türkçe bir tek cümle biliyorum, simdi onu söyleyeceğim: Elhamdülillah!" demiş ve ilave etmişti: "Ben burada çok güzel gören gözler, samimi insanlar gördüm. Dünyada sizin gibi iyi niyetli çok insan var. Sizleri onlarla tanıştırmak istiyorum." Esiyle beraber birer haber ajansının Atina temsilcisi idiler. Kendisi temelde teoloji üzerine doktora tezi yapmış bir fikir adamı idi. On-on beş gün sonra Dr. Heinze Gstrein, bize tam bir haftalık dolu dolu bir program gönderdi. Bizden kendimizi tanıtıcı dört mektup istiyordu. Hocaefendi ile yaptığı röportaj Avusturya'da yayınlanmış ve Vatikan Radyosu'nda da aynen okunmuştu. Çünkü radyoyu ziyaretimizde bunu anladık. Mektuplardan birisini Avusturya Kardinali'ne götürdük. Rahatsız olduğu için vekiline verdik. Bir rektör olan vekili bizi enstitülerinde karşıladı. Not alarak çok dikkatli bir şekilde bizi dinledi. enstitülerinde mescit de vardı. Öğle ve ikindi namazlarımızı orada eda ettik. rektör Bey, bizimle beraber mescide geldi ve bir ibadet ciddiyeti içinde bizi bekledi. Ziyaretimizden memnuniyeti her halinden belliydi. İkinci mektubu "Melekler Hareketi Vakfı"nın kurucusuna verdik. Onunla uzun sohbetlerimiz oldu. Bize, "Ben gençliğin gidişatından çok üzülüyorum. Siz şanslısınız. Biz meleklere tapmıyoruz. Tanrının melekleriyle bize hizmetlerimizde yardim etmesini diliyoruz. Gelin buralarda istediğinizi anlatın; ama insanlar inançsız kalmasın. İhtilaf noktalarını oturur beraber tartışırız." diyordu. Çok memnun olmuştu. Üçüncü olarak Hutenberg'teki Dalay Lama merkezini ziyarete gittik. Kendisi olmadığı için mektubu bir profesör olan vekiline verdik ve onunla da uzun bir sohbet ettik. Bize Çin'den Tibet'e hicret eden Müslümanlara yaptıkları iyiliklerden hatta bunların hepsi de erkek oldukları için Müslüman olarak bunlarla evlenen Tibetli kadınlardan söz etti. Oradan Vatikan'a gittik, Papa'nın yedi bin kişilik tıklım tıklım dolu bir salondaki konuşmasında biz de bulunduk. Sonra da dördüncü mektubu diyalogdan sorumlu bir kardinal eliyle Papa'ya ilettik. Ama aradan bir sene geçmeden -ki biz gecen sene mart ayında bu ziyaretleri yapmıştık- Hocaefendi ile Papa görüşmesi tahakkuk etti. Neticede ümit ediyoruz ki dünya barışı için en mühim adım atılmış oldu. Çünkü dinlerarası diyalogun ciddi şekilde başlaması medeniyetlerarası çatışma düşüncesi altında dinlerarası kavgayı hülya eden ve dünyayı buna göre dizayn etmeye çalışanlara karşı en büyük dalgakıranı hatta Zülkarneyn Seddi gibi bir redm-i azimin doğmasına önayak oldu. Bu gerçeğin ne manaya geldiği belki de ancak 25-30 sene sonra anlaşılacaktır. Bu açıdan meselenin sadece Avrupa ile değil Amerika dahil bütün bir ehl-i kitap dünya ile diyalogun sadece bir kültür veya ticaret yahut teknoloji alış-verişi şeklinde görülmesi doğru değildir. Kaynak: Abdullah Aymaz, Zaman, 14.02.1998 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


