| Çağdaş Bir Mevlânâ Buldum |
|
|
| Yazar Abdullah Aymaz | |
|
Sizlere bizi düşünceye sevk edecek bir mektup takdim etmek istiyorum: Benim çok sevgili M. Fethullah Gülen’im, Sizlere böyle çok tanışık bir şekilde hitap ettiysem, beni, öncelikle bağışlamanızı dilerim. Sizi bütün bir hayat boyu tanıyormuşum gibi hissediyorum. Sizleri, son birkaç yıl içerisinde nasıl tanıdığımı anlatmama müsaade ediniz. Bundan iki yıl önce idi. Yeni bir akademik dönemde Ahmet Muharrem isimli bir Türk genci ‘Hıristiyan Ruhaniyeti’ ve ‘İnanç ve Baskın Amerikan Kültürü’ adlarında verdiğim iki ayrı derse kayıt oldu. O zaman Ahmet’in benim, İslam’ın dünyasını, hususan Türk Müslümanlığını ve de Fethullah Gülen adlı bir şahsın eserlerini tanımama vesile olacak bir elçi olacağına dair hiçbir fikrim, malumatım yoktu. İşte o günden sonra Müslüman toplumu tarafından olabilecek en sevecen bir şekilde kucaklandım. Ramazan akşamlarında iftarlarına iştirak ettim. Konferans ve sempozyumlarında tebliğ sunmaya davet edildim. Fakat en önemlisi, sizin kaleme aldığımız yazılarınızla, eserlerinizle tanıştırıldım. Ruhani yönü derin olan bir meslektaşım bundan yıllar önce beni Mevlana Celaleddin Rumi’nin eserleriyle tanıştırmıştı. Fakat şimdi, sizi tanımakla, eserleri ve öğrettikleriyle sadece günümüzün İslam dünyasına değil aynı zamanda bütün dünyada dini özlemin büyük hareketine derinden tesir eden, yeni ve çağdaş bir Rumi buldum. En önemlisi, talebelerinizle ve onlara verdiğiniz eğitim, demokrasi, sevgi, barış mesajlarını alan ve bunları hareketlerinde ve hayatlarında yaşayan kimselerle karşılaştım. Eşiğime uğradıkları andan itibaren, şu güne kadar beni derinden etkilediler, onların tesirinde kaldım. Geçenlerde ise, Türkiye’ye bir seyahatte misafirleri olma şerefine nail oldum. Hâlâ o geziyi hatırladıkça, kalbim, Türkiye ve dünyanın diğer ülkelerine bu kadar tesir eden bir hareketin fertleriyle beni buluşmaya yönlendiren, Allah’a şükranla dolup taşıyor. Hayatımda asla, bu seyahatte gördüğüm kadar, bir sevgi ve misafirperverlik seline maruz kalmadım. Bize mihmandarlık ve ev sahipliği yapan o genç insanlar hakikaten istisnai kimselerdi. Gezimizin ve ziyaret ettiğimiz okulların mütevellisinden ve karşılaştığımız o okulların öğrencilerinden, hepsinden, hasta, problemli, kırılmış-dökülmüş ve şiddet dolu şu dünyayı, halihazırda ve gelecekte tedavi edip iyileştirecek yegane vasıta olan, entelektüel seziş, feraset, nur ve sevgi intişar etmekte. Ve hatta ziyaret ettiğimiz o okullar, devletin seküler eğitim standartlarını benimseyip uygulasa da, onların mütevellisini ve eğitim kadrosunu oluşturan inançlı insanların birlikteliği, Tek Tanrı’nın, Ekber, Rahman ve Rahim oluş hakikatine çok kuvvetli, karşı konulamaz bir şahitlik getirmektedir. Entelektüel kaygı, uğraş ve etkinlikler, Tanrı’nın hizmetine sunulmuş. Bu, gezdiğimiz her bir okulda ve Fatih Üniversitesi’nde, herhangi bir insanın pekala tecrübe edebileceği inanılmaz bir birlik-beraberlik, cemiyet olma duygusu tarafından ispatlanmaktadır. Hazreti İsa, “Siz onları verdikleri meyvelerden tanıyacaksınız.” diyor. Evet, bunlar sevginin ve ışığın-nurun meyveleri, eserleri. Onların, kin-nefret ve karanlıkla hiç mi hiç alakası yok. Sözlerimi noktalarken, size minnettarlığımın-müteşekkirliğimin bir ifadesi olarak, dünyaya eğitimle huzur ve barışı ortaklaşa getirmek uğrunda, Hz. Adem ve İbrahim’den dolayı kardeşlerim, sevdiğim kardeşlerim olan talebelerinizle, aşkla ortaklaşa çalışmaya devam edeceğime dair ant içmeme müsaade buyurunuz. Allah’ın salat ve selamı üzerinize olsun. Kardeşiniz (Donald S. Nesti) Pek çok çarpıcı yerlerini bile yer darlığından dolayı atlamak suretiyle takdim etmeye çalıştığımız bu mektup, kendi yıldız ve hazinelerimizi takdir noktasında henüz nerelerde olduğumuzu göstermesi bakımından bana çok mühim geldi... Kaynak: Abdullah Aymaz, Zaman, 06.06.2005 |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|


