Bozulan din değil insan Yazdır E-posta
Yazar Adem Yavuz Arslan   

Ne diyaloğu kardeşim... Müslüman bir ülkede resmen ayin yaptırıyorlar!” Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Kampusu’nda, dünyanın dört bir tarafından gelmiş dini liderler, azınlık temsilcileri, akademisyen ve gazetecilerle toplantıyı izlemeye gelmiş yaklaşık 4 bin kişi pürdikkat kürsüdeki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı dinlerken elinde Türkçe ve İngilizce hazırlanmış diyalog karşıtı broşürleri dağıtan kişi böyle diyordu.

Başbakan Erdoğan kürsüde ‘ötekine saygı’dan bahsederken çok iyi organize oldukları belli olan onlarca kişi ‘diyalog misyonerliktir’ diyerek propaganda yapıyordu. Onlara göre bu toplantı bir ayindi. Ömer Öngüt taraftarlarının bu çalışması, sonuçları itibariyle çok dikkate alınacak bir girişim olmasa da Türkiye’de hoşgörünün ve ötekine saygının merkezi olarak gösterilen Hatay’da bile diyaloğun muhalif bir tabanı olduğunu göstermesi açısından önemliydi.

Hatay geçtiğimiz hafta boyunca “din, Eski Ahit, Yeni Ahit, Tevrat, Kur’an, ayin” gibi semavi dinlerle ilgili ne kadar kavram varsa derinlemesine masaya yatırıldığı bir şehir oldu. Türkiye daha önce de benzeri toplantıları gerçekleştirmişti, fakat bu organizasyon birçok özelliğiyle ilkti. Çünkü devlet, çok tartışılan ‘dinlerarası diyalog’da ilk kez ev sahibi oldu. Başbakan açılış konuşmasını yaptı ve net ifadelerle “arkanızdayım” mesajı verdi. Başbakan’a göre ‘devir oturup konuşma devri’ idi. Başbakan Erdoğan, küçük çaplı protestolara rağmen büyük alkış alan konuşmasında savaşların dinlerden değil, müntesiplerinin yanlış yorumlamalarından dolayı çıktığına vurgu yaptı. Terör kelimesinin önüne hiçbir dinin yakıştırılamayacağını belirterek, “Antisemitizm nasıl insanlık suçuysa İslamfobia da bir insanlık suçudur.” dedi. Erdoğan’ın konuşması özellikle Vatikan temsilcilerini fazlasıyla memnun etti.

Vatikan’dan 40’ı aşkın din adamı ve çok sayıda İtalyan gazetecinin takip ettiği toplantılarla ilgili konuştuğumuz Kardinal Luigi Celata, başbakanın gelip zengin bir konuşma yapmasının kendilerine güven verdiğini söylüyor. “Buraya toplantıları izlemek ve Türkiye’yi anlamaya çalışmak için geldik.” diyen Dinlerarası Diyalog Bakanlığı temsilcisi Celata, “Çok pozitif izlenimlerle ayrılıyoruz. Hükümetin azınlıklara ve farklı dinlere mensup kişilere karşı tutumu da bizi mutlu etti.” şeklinde konuştu. İki kardinal ve çok sayıda üst düzey Vatikan temsilcisi, ikinci günden itibaren ayrılan siyasi ve azınlık liderlerine inat 5 gün boyunca neredeyse tüm oturumlara katılıp notlar aldı. Bu arada Papa 16. Benedict bir kutlama mesajı yollayarak küreselleşmenin ve katı laik politikaların yıkıcılığı karşısında insanlığın huzurunu tesis için din adamlarına büyük görevler düştüğünü ifade etti. Celata, mesajını getirdiği Papa’nın Türkiye ziyareti hakkında ise, “Papa’nın Türkiye’ye gelmesini ve bu ülkenin insanlarını tanımasını bütün kalbimle istiyorum.” dedi

Bardakoğlu: Bu bir süreçtir

Toplantıların açılış konuşmasını yapan ve ilk gün oturumlarını yöneten Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, dinlerarası diyaloğun yanlış anlaşıldığını vurgulayarak, “Bu toplantıya dinlerin buluşması demiyoruz. Herkes kendi mecrasında devam edecektir. Farklı inanç temelli insanlar insanlığın ortak sorunlarını konuşmak için bir araya gelmek zorundadır. Bizim de burada yaptığımız odur. Tüm dünyanın Antakya tecrübesinden ders alması gerekir.” dedi. Toplantının ilk günü söz alan Türkiye’deki azınlık temsilcilerinden Fener Rum Patriği Bartholomeus ise farklı bir konuşma yaptı. Barış ve kardeşlik mesajları veren Bartholomeos, uluslararası katılımın ve medya ilgisinin yüksek olduğu bir ortamda kiliselerinin sorunlarına, üzerlerindeki baskıya gönderme yaptı. Ermeni Patriği Mutafyan ise insanlığın ortak sorunlarına değinip çözüm önerilerini sıraladı: “Sevginin ve kardeşliğin hâkim olması gereken yerde savaşlar var. Fakat kime sorsanız sevgiden, kardeşlikten dem vuruyor. Herkes ‘ben’ diyerek yaşıyor. Dünyada bu kadar aç varken canlı bombaların, terör saldırılarının önüne geçmek mümkün olmaz. Oysa biz burada Hatay’da dünyanın ihtiyacı olan modeli bizzat yaşıyoruz.” Mutafyan’dan sonra konuşan Yahudi Cemaati Hahambaşısı İzak Haleva, “Eğer medeniyet insanların açlıktan ölmesi, birbirlerini çıkar için vurmasıysa ben bu medeniyetten istifa ediyorum.” diyerek ilginç bir konuşma yaptı.

İlk gün toplantılarında her din ve mezhebe ayrı ayrı söz hakkı tanınırken, konuşmacılar dünyanın kaotik bir düzleme girdiğine, dinlerarası diyalogun kaçınılmaz bir zaruret olduğuna işaret ettiler. Toplantının ilk krizi de aslında bu noktada çıktı. Çünkü nüfusunun büyük bir kısmı Alevi olan Hatay’da Alevileri temsilen kimseye söz hakkı verilmemişti. Dünya Ehl-i Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun, açılış konuşmalarından sonra protestoyla üniversiteden ayrılırken, “Burada Hıristiyanlığın her mezhebinin, hatta alt grupların temsilcileri var. Ama bu ülkenin öz değerlerinden olan Alevilerin temsil hakkı yok.” diye konuştu. Alevilerin söz hakkı tartışması toplantının üçüncü gününde ‘korsan’ bir çözümle aşıldı. Gündem dışı söz hakkı verilen Ehl-i Beyt Vakfı temsilcisi Ali Yeral, bugün Hatay’da yaşanan barış ve hoşgörü ortamında Alevilerin büyük rolü olduğunu, Arap Alevilerle ilgili yakıştırmaların kendilerini rahatsız ettiğini ifade etti.

Beş gün süren toplantılarda bütün katılımcılar diyalog ve ötekine saygı konusunda Antakya’nın önemi üzerinde birleşti. Hatay’a ilk kez gelen çok sayıda yabancı din adamı dinî mekânları gezerken şaşkınlığını gizleyemedi. Hatay Buluşması’nın en renkli sunumlarından birini yapan ve konuşmasını “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüyle bitiren İtalyan Prof. Gabriel Mandel, “Türkiye tarihte çok önemli görevler ifa etmiştir, gelecekte de çok önemli işler yapacaktır. Batı dünyası, farklı medeniyetlerin yüzlerce yıldır beraber yaşadığı Türkiye tecrübesini incelemelidir.” diye konuştu. Toplantılar için Amerika’dan gelen Prof. Dr. Kemal Karpat ise Türkiye’de globalleşmeyi temsil edebilecek şehirlerin İstanbul ve Antakya olduğunu söyledi. Batı dünyasının İslam’a ve Türklere bakışında çarpıklık olduğunu iddia eden Karpat, “Bir araya gelip konuşuyoruz. Biz Hıristiyanları, Yahudileri kabul ediyoruz, çocuklarımıza İsa, Musa isimlerini veriyoruz, ama ne Amerika ne Avrupa hâlâ İslam’a ve Türklere çarpık bakmaktan vazgeçmedi.” dedi.

Medeniyetler Çatışması geleceği tehdit ediyor

Dinlerarası diyalog, Türkiye için geçmişi birkaç yıllık da olsa, dünyanın gündeminde tam 40 yıldır var. Hatta Hatay’da bu toplantı yapılırken Vatikan’da “Diyaloğun 40. yılı” başlıklı geniş bir toplantı düzenleniyordu. Aradan geçen zamana rağmen diyalog çok tartışmalı bir konu. Öyle ki, 700’ü aşkın katılımcının büyük bir bölümü kendi aralarında nasıl bir diyalog olması gerektiğini tartıştı durdu. Prof. Dr. Bekir Karlığa, “Açıkça söylenmese de uygarlıklar arası çatışma projesi temelde İslam’ı ve Müslümanları açık hedef alan, insanlığın geleceğini tehdit eden bir projedir.” derken, Fener Rum Patriği Bartholomeus’a göre diyalog çalışmaları halen başlangıç seviyesinde.

Prof. Tahsin Fendoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmasının önemine vurgu yaptı: “AB’yi kuran güçlü bir toleranstır. Giderek küresel bir çap alan terör hadiselerinin önüne geçmenin yolu Türkiye’nin AB üyeliğidir.” Vatikan’ın diyalog bakanlığında bakan yardımcısı olarak çalışan Luigi Celata ise, “Bu uzun ve zor bir süreç. Sabırlı olmak ve ısrarla toplantılara devam etmek gerekir.” dedi. Konuya farklı bir açılım getiren Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Osman Bilen ise, çok yıpratılan dinlerarası diyalog kavramının seküler bir çizgide sürmesi gerektiğini belirterek, “Kendisini övmek yerine diyaloğun içeriği hakkında daha açık ve içten olmak, iyi niyet gösterileri yerine temel sorunlara eğilmek gerekiyor. Kimse diyalogla ötekinin dinine geçmeyeceğine göre ilahiyatı ilgilendiren konular yerine, açlık, terör, salgın hastalıklar, yolsuzluk gibi herkesin hayatını doğrudan etkileyen ortak sorunlar üzerinde çalışmak başarı getirecektir.” dedi.

Havralar, kiliseler, camiler ve türbeleri gezen, üniversite kürsülerinde birlikte yaşamanın sırrını arayan akademisyenler, din adamları aslında binlerce yıl öncesine dönmenin yollarını arıyor. Tekvin Kitabı’nda anlatılan öyküye göre, cennete kadar yükselecek bir kule yapmaya kalkışan Babilliler cezalandırılır. Tanrı işçilerin dillerini, birbirlerini anlamayacakları kadar karıştırır ve kabilelere ayrılan insanlık dünyaya dağılır. Antakya’da başlayan bu girişim bir bakıma insanlığı tekrar Babil öncesine yani birlikte yaşamaya döndürme çabası. Başarılı olup olmayacağı ise tarafların samimiyet sınavından geçmesine bağlı.

Kaynak: Adem Yavuz Arslan, Aksiyon, sayı: 565

 
< Önceki   Sonraki >