Bir hizmet eri: Ebûbekir Efendi Yazdır E-posta
Yazar Haşim Söylemez   

Güney Afrika Müslümanları özellikle sömürge döneminde, kitabi bilgilerden uzak bir şekilde sözlü ve fiili tatbikatlarla İslâm’ı yaşamaya çalışıyorlardı.

Ayrıca Hicaz’a gidenlerin, kendi yaşadıkları İslâm’ın “Ehl—i sünnet” inancına uygun olmadığını görerek, hac dönüşü gördükleri ve öğrendikleri yeni anlayışa uygun bir şekilde ibadet etmeleri ve davranmaları rahatsızlık uyandırıyordu. Bu da bid’atlar içinde kendini kaybederek bir çok hurâfeyi İslâm’a sokan sözde alimleri rahatsız ediyordu. Buna cami imamlığı ve cemaat liderliğini kaybetme riski gibi kişisel çıkarlar da eklenince, Güney Afrika Müslümanları arasında sert tartışmalar başlıyor, başta Tarief ve Abdülmecid yanlıları arasında olmak üzere bir çok çatışma başgösteriyordu.

Bu durum önceleri sömürgeci güç olarak İngiltere’nin işine gelse de, toplumsal huzurun sürekli iç çatışmalarla bozulması zamanla onları da rahatsız etmeye başladı. Bu gidişe dur demek ve kendi aralarındaki ihtilafa son vermek için Ümit Burnu Müslümanları Cape Town’daki Sömürge Valisi’ne başvurarak Osmanlı’dan dini kitaplar isterler. Vali durumu Londra’ya bildirir, Londra da Osmanlı Büyükelçisi vasıtasıyla konuyu İstanbul’a aktarır. Gelen talep üzerine Sultan Abdülaziz derhal devreye girerek Güney Afrika’ya sadece dini kitaplar değil, bir de alim gönderilmesini ister. Bunun üzerine Şehrizor ulemâsından Ebûbekir Efendi kitaplarla birlikte Güney Afrika’ya gönderilir. Tarihler 3 Eylül 1862’yi gösterdiğinde Ebûbekir Efendi Güney Afrika’ya gitmek için yola çıkar. Güney Afrika’ya gidip İslâmiyet’i doğru bir şekilde anlatan Ebûbekir Efendi sayesinde İslâm Dini Güney Afrika’da günümüze kadar problemsiz bir şekilde gelebilmiş durumda.

Cehalete karşı savaş

Ebûbekir Efendi Cape Town’da önce Müslümanları birliğe çağırıp ayrılık olmaması için camilerde hutbeyi Osmanlı Sultanı adına okuyordu. Ardından buradaki Müslümanları cehaletten kurtarmak için dersler vermeye başladı. Ebûbekir Efendi bu amaç doğrultusunda Güney Afrika’daki ilk Osmanlı okulunu açtı. Evini bir okul olarak kullanan hoca burada dersler veriyor, Müslümanları dini konularda bilgilendiriyordu. Ebûbekir Efendi böylesine faaliyetlerde bulunurken birtakım engellerle de karşılaşıyordu. Yazar Ahmet Uçar hocanın karşılaştığı zorlukları şöyle anlatıyor: “Ebûbekir Efendi önce buradaki Müslümanlarla anlaşmak için 7 ay boyunca yerel dili öğrendi. Ardından sahte hoca ve şeyhlerle mücadele etti. 7’den 70’e herkesi eğitti. İnsanlara eski alışkanlıklarını bıraktırmak da oldukça zordu. Ebûbekir Efendi’ye göre Ümit Burnu Müslümanları arasındaki bu yanlış değerlendirmelerin, gerekse sonu kavgalarla biten dini ihtilafın sebebi “cehalet ve İslâmı bilmemek”ti. Kelime—i Şehâdeti bile tam bilmeyen insanları eğitmenin zorluğuna rağmen hoca bunların hepsinin üstesinden geldi.”

Diyalog öncüsü

Ebûbekir Efendi Güney Afrika’da sadece İslâmiyet’in yok olmasını önlememiş, aynı zamanda günümüzde yeni yeni oluşturulmaya çalışılan dinlerarası diyaloğu da başlatmış. Hoşgörü ortamı içinde Müslümanların ve Hıristiyanların beraber yaşamasını sağlamış. Ahmet Uçar, Ebûbekir Efendi’nin hoşgörü ile ilgili olarak görüşlerinin mânidâr olduğunu, hatta bunu resmi bir evrakla İstanbul’a gönderdiğini belirtiyor: “Ebûbekir Efendi dinlerarası diyalog için de ciddi çalışmalar yapmış. Uzlaşma zeminleri aramış. Hoca İstanbul’a gönderdiği bir yazısında şöyle diyor: ‘Müslümanlarla Hıristiyan kavimler arasında katiyyen dini meselelerden dolayı kavga meydana gelmeyip, aralarında iyice kaynaştıkları için asayiş berkemâldir. Ve hatta birbirlerinin cenazesinde hazır bulunurlar. İhtiyaçlarını gördükten sonra birbirlerinin hanelerinde dini merasimlerini icra edip o hususta hiçbir zaman ta’n ve tazir hatır ve hayallerinden bile geçmez.”

Ebûbekir Efendi’nin yaptığı faydalı çalışmalardan dolayı İngiliz hükûmeti Sultan Abdülaziz’e bir teşekkür mektubu bile gönderir.

Aradan bir buçuk asır geçmesine rağmen Güney Afrikalılar Ebûbekir Efendi’yi unutmuş değil. Cape Town’daki evi müze olarak korunurken, mezarı da Müslümanlara gelecek adına bir sembol niteliği kazanmış durumda. Onun ortaya koyduğu eserler günümüzde bile geçerliliğini koruyor. Güney Afrikalılar şimdi Türkiye ile Ebûbekir Efendi’den kalma bir bağlarının olduğuna inanıyorlar.

Ebûbekir Efendi’nin hikayesi

Peki farklı bir coğrafyada İslâm Dini’ni en güzel şekilde temsil edip, yaşanmasını sağlayan Ebûbekir Efendi kim? Aslında pek çok kimsenin hakkında birşey bilmediği bu hizmet eri ile ilgili olarak çalışmalar oldukça sınırlı. Bu çalışmaların en güzelini yapan ve Ebûbekir Efendi’nin kimliğini en güzel şekilde ortaya çıkaran eser Araştırmacı—Yazar Ahmet Uçar tarafından oluşturuldu. Uçar’ın Güney “Afrika’daki Osmanlılar” isimli çalışması, Ebûbekir Efendi ile ilgili olarak yeni bilgilere ulaşmamızı sağlıyor.

Ebûbekir Efendi, Seyyid Ebû Muhsin Osman Hamdi’nin soyundan geliyor. Ebûbekir Efendi birçok Kürt ailesi gibi kendi soyunu Araplara (Peygamber Efendimize) bağlama geleneğini sürdürmüş, kendisini Hz. Hüseyin (R.A)’e nispet etmiş ve “Hoşnavi” lakâbını almış.

Araştırmacı—Yazar Ahmet Uçar kaynaklara dayanarak Ebûbekir Efendi ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Hollandalı oryantalist Selm, Hoşnavi’nin muhtemelen Urmiye Gölü’nün 120 mil güneyinde ve Şehrizor ovasında bir köy adından geldiğini belirterek, şecerede adı geçen şahsiyetlerle ilgili bilgilerin değerlendirilmesini tarihçilere bırakmıştır. O dönem Kürt alimleri üzerindeki vukûfiyeti ile tanınan bir başka Hollandalı şarkiyatçı Martin Von Bruinessen ise, Hoşnavi’nin Erbil’in doğusunda yaşayan Hoşnav aşiretinden geldiğini, Ebûbekir Efendi’nin ‘molla’ ve ‘mevlânâ’ lakàbı taşıdıkları için ulema olan ceddi ile ilgili bilgilere, Kürt alimlere ait biyografik kitaplarda rastlandığını belirtmektedir. Onun verdiği bilgilere göre, Ebûbekir Efendi’nin dedelerinden Gazi Emir Süleyman Bey İbn Kuli Bey’in, 16. yüzyılın ikinci yarısında Soran’da hüküm süren ve Şerefnâme’de doğudaki Şii komşuları ile yaptığı mücadele ile tanınan Kürt Beyi olması muhtemeldir. Ebûbekir Efendi’nin Türkiye’deki kolu şu anda kayıp. Biz buna ulaşmak için gayret sarf ediyoruz.”

Kaynak: Haşim Söylemez, Aksiyon, sayı: 299


 
< Önceki   Sonraki >