|
Heyet içeri girdiğinde Sayın Papa oturduğu yerden kalkıyor, ellerini kaldırarak karşılıyor. Türkiye Katolik Ruhani Reisler Genel Sekreteri Monsinyör Georges Marovitch öne çıkıyor ve Fethullah Gülen Hocaefendi’yi takdim ediyor.
Yapılan hizmetleri anlatıyor. Okulları anlatıyor. Okullarda güzel bir ahlaki terbiye ile müsbet ilimlerin nasıl birleştirildiğinden bahsediyor. Dikkatle dinleyen Papa, Hocaefendi’nin ellerini tutuyor ve bırakmıyor. Marovitch her konu başlığı yaptığında başını kaldırıp Hocaefendi’ye bakıyor.
Marovitch’e göre bu tavır çok önemli “Bazen laflar ifade etmez herşeyi, diyor, tavırlar çok önemlidir. Papa’nın Fethullah Gülen Hocaefendi’nin elini sımsıkı tutup öyle poz vermesi bence çok önemli bir olay. Herkese bunu yapmıyor. Heyetler halinde çok kimseyle görüşmeler yapıyor ancak, başbaşa görüşmeyi kabul etmesi ona verdiği önemi gösteriyor.”
Görüşmeler çok sıcak bir atmosfer içinde geçiyor. Misafirlerini karşıladığı geniş salonda Papa ve Gülen Hocaefendi, bir masanın etrafında oturarak sohbet etmeye başlıyorlar. Papa dinler arası diyaloğun önemini anlatıyor, Hocaefendi’nin ziyaretinden dolayı kendisine teşekkür ediyor. 1979 yılında geldiği Türkiye’de pek çok yer gezdiğini belirterek çok iyi hatıraları olduğunu söylüyor.
Röportajla başlayan serüven
Şimdi burada filmi biraz geriye sayalım ve gözlerimizi görüşmenin gerçekleşme hikayesine çevirelim. Herşey 1997 yılının şubat ayında Avusturyalı gazeteci Dr. Heinz Gstrein’in Fethullah Gülen Hocaefendi ile röportaj yapmasıyla başlıyor. Aynı zamanda ilahiyatçı olan ve Avusturya’daki bir haber ajansının Atina temsilciliğini yapan Dr. Gstrein, Hocaefendi’nin görüşlerinden çok etkilenerek bu düşüncelerin Batı dünyasına da mutlaka duyurulması gerektiğine kendisini ikna ediyor.
Fethullah Gülen Hocaefendi yazdığı dört mektuptan üçünü Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdullah Aymaz ve Roma Temsilcisi Mesut Erişen aracılığı ile Viyana Kardinali’ne, Dalay Lama’ya ve Müslümanlara sempati ile bakan Avusturya’daki Melekler Harekatı mensuplarına gönderiyor. Dördüncü mektup ise Papa’ya gönderiliyor. Bu mektup 19 Mart 1997 tarihinde bütün dünyadan toplanan seçkin katoliklerin katıldığı yortuda, Abdullah Aymaz tarafından, Dinler Arası Diyalog Bakanı Kardinal Francis Arinze aracılığıyla Papa’ya sunuluyor ve Vatikan çevrelerinde büyük sempatiyle karşılanıyor. Bir kaç ay sonra Papa, kendisine gönderilen mektuba hediyeler göndererek cevap veriyor.
Bu arada Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Türkiye içerisinde başlattığı hoşgörü ve diyalog sürecini çok yakından takip eden Katolik Ruhani Reisleri Genel Sekreteri Monsinyör Georges Marovitch, Vatikan’ın Türkiye Büyükelçiliğine görüşmenin çok önemli ve yararlı olacağı konusunda ikna edici bilgi veriyor. Papa’nın dört yıllık programının dolu olmasına rağmen görüşme gerçekleştiriliyor. Vatikan Radyosu da bu görüşmeyi ilk haber olarak ve geniş biçimde duyuruyor.
Fethullah Gülen Hocaefendi’yi Roma Havaalanı’nda Vatikan Büyükelçimiz Altan Güven karşılıyor ve onuruna yemek veriyor. Büyükelçinin verdiği yemek çok sıcak bir ortamda geçiyor. Büyükelçi, Malta’nın da kendi görev alanında olduğunu belirterek oradaki Turgut Reis Şehitliği’nin bakımsızlığını anlatıyor. Hocaefendi de bunun için Türkiye’de bir kampanyanın açılabileceğini söylüyor, “Bu konuda yeterli bilgi alabilirsek yardımcı olabiliriz” diyor.
Papa görüşmeye çok önem veriyor
Papa’nın bu görüşmeyi nasıl değerlendirdiği hakkında sorunun muhatabı Vatikan çevrelerinin ortak görüşü şöyle: “Papa eğer birisiyle görüşmeyi kabul ediyorsa onu çok önemsiyor demektir. Hele de yalnız görüşmeyi kabul etmişse Papa nezdinde bu çok daha önemlidir.”
Hocaefendi görüşmede Papa’yı Türkiye’ye davet ediyor. Kendilerinin Türkiye’ye ziyarette bulunmaları halinde halkın çok büyük kesiminin bundan memnuniyet duyacağını söylüyor ve şu ifadeleri kullanıyor: “Türkiye hoşgörüsüzlükten kaynaklanan yanlış davranışları çoktan aştı ve bu konuda çok önemli mesafeler aldı. Diyaloğun kesilmesinde, diyalogsuzlukta İslam değil Müslümanlar suçlu. Fakat artık Müslümanlar bunu aşacak kadar güçlü.”
Fethullah Gülen Hocaefendi, Papa ile görüşmeden önce kardinaller ile de bir görüşme yapıyor. Konuşmalar sonrasında Nijeryalı kardinal çok yakınlık gösteriyor, sürekli not tutuyor. Konuşma bittikten sonra da “Biz duyuyoruz ki siz bunları sadece konuşup söylemiyorsunuz, aynı zamanda yaşıyorsunuz” diyor.
Basın toplantısında da şunları söylüyor kardinal: “Buraya teşrifiniz dinler arası diyaloğu geliştirecek, biz bundan çok ümitliyiz. Bizi mütehassis ettiniz. Bize bahsettiğiniz programlarla, pratikte ne yapılacaksa bunları hevesle yapıp takip edeceğiz. Hıristiyan aleminin seçkin kişisi Jean Paul ile, İslam dünyasının seçkin şahsiyetlerinden Fethullah Gülen’in dinler arası diyalog adına bugün biraraya gelmelerinin onurunu ve heyecanını arz etmeme müsaade buyurunuz. İnsanlık aleminin barış ve huzura ererek Allah’ın sevgisine ulaşması, diyalogların oluşmasından geçiyor. Barışa ulaşmak için diyalogları her seferinde taşımak icap ediyor. Son yılların tarihi ve önemli bir olayının insanlık barışı adına, bugün başlangıcına şahit olmanın bahtiyarlığını yaşamaktayız. Dünyanın birçok yerinde insanoğlu dertlerine, ızdıraplarına çare aramaktadır. İnsanlığı mutluluğa götürecek reçete ise bugün gerçekleşen diyaloğun zeminindedir. Değerli basın mensupları Hocaefendi’nin İslami bilimsel dünya görüşleri ve hizmetleri, çok sayıda sosyal ve siyasal bilimci ile yerli ve yabancı basının gündeminde yer almaktadır.”
Maksat evrensel barışa katkı
Türk gazetecilerin daha önce basında çıkan görüşmede tercümanlığı Ağca’nın yapacağı türünden haberleri hatırlatmaları üzerine Hocaefendi bunun doğru olmadığını bu konuyla ilgili herhangi bir mevzunun geçmediğini ifade ediyor. Bizim sorularımızı cevaplarken de Papa görüşmesinde günlük olaylarla ilgili hiçbir şeyin konuşulmadığının altını çiziyor.
Peki Hocaefendi neden böyle bir işe teşebbüs etmişti? Bu hususu kendisi şöyle açıklıyor: “Savaşlardan, çatışmalardan, akan kanlardan, işlenen zulümlerden bıkmış olan insanlığın evrensel bir diyaloga ve barışa ihtiyacı var. Bunun için de tam bir kader denk—noktasında bulunduğumuza inanıyorum.”
Vatikan’ın önceden de çalışmaları vardı
Vatikan’ın aslında diğer dinlerle münasebetleri yeni değil. 1962 yılında Vatikan Konsili’nde alınan kararlarda kilisenin dışında da Allah’a giden yollar bulunabilir deniliyordu. Halbuki o güne kadar Hıristiyanlık dünyasının ana prensibi kilisenin dışında kurtuluş yolu yoktur şeklinde idi. Vatikan ll. Konsili’nin 1962—65 manifestosunda da Müslümanlarla ilgili olarak çok yumuşak ifadelere yer veriliyordu. Şöyle deniyordu bu manifestoda: “Kilisenin Müslümanlara çok büyük bir saygısı vardır. Müslümanlar cennetin ve dünyanın sahibi tek hayyu’l kayyum, merhametli ve kadir ve aynı zamanda mütekellim sıfatına sahip olan Allah’a ibadet ederler. Allah’ın gizli hükümlerine ayrım yapmadan teslim olmaya gayret ederler. Tıpkı Müslümanların istedikleri bir şekilde bağlandıkları İbrahim’in Tanrı’nın planına teslim olduğu gibi. İsa’yı tanrı olarak tanımasalar da bir peygamber olarak saygı duyarlar O’na. Bakire annesine de saygı duyup bir çok kez sadık şekilde dua ederler onun için. Dahası yeniden dirilmeyi müteakip ceza ve mükafat gününü beklerler. Bu sebepten ötürü dürüst bir hayata son derece saygı duyar ve Allah’a ibadet ederler. Özellikle namaz kılarlar, sadaka verirler ve oruç tutarlar.
Yüzyıllar boyunca Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasında birçok kavga ve çatışma yaşandı. Kutsal konsil ise herşeyin geçmişte kalmasını istiyor ve karşılıklı anlayışın sağlanabilmesi için samimi bir çabanın gösterilmesini teklif ediyor. Bütün bu yararların barışı koruyup teşvik edeceğini, özgürlüğü sosyal adaleti ve ahlaki değerleri sağlayacağını ileri sürüyor.”
1964 Papa Paul IV zamanında Hıristiyan olmayanlarla ilgili bir sekreterya oluşturuldu. Bu sekreteryanın gayesi diğer dinlere inananlarla müsbet ilişkileri geliştirmekti. 1988 yılında bu ünitenin ismi Pontifical Council for İnterreligious Dialogue(PCID) “Papalık Dinler Arası Diyalog Konseyi” haline dönüştürüldü.
PCID’ye papa tarafından üç görev verildi. Bunların ilki diğer dinlerle diyaloğu teşvik etmek ve diğer dinlerin ciddi objektif ve ilmi olarak incelemelerini yapmaktı. Ancak bu şekilde Hıristiyanlar diğer inançların teori ve pratiğine dair daha açık bir anlayışa ulaşabilirlerdi. İkincisi ise dünyanın her tarafındaki katolikleri diyaloğa teşvik edebilmek için Hıristiyan inancında diyaloğun önemini anlatmak, yani başlangıçtaki itirazlara rağmen diğer dinlere inananlarla iyi samimi ilişkileri kurmanın önemini benimsetmekti. Üçüncü görevi ise bazı durumlarda PCID’nin diğer dinlerin müntesipleriyle doğrudan diyaloğa katılmasıydı.
Hocaefendi bu görüşmesiyle belki de Hıristiyan dünyaya ll. Konsilde yayınlanan manifestoyu bir kez daha hatırlatmış oldu.
İnsanın mayasındaki güzelliğe güveniyorum
AKSİYON: Dünya bir çatışmaya gidiyor. Özellikle medeniyetler çatışmasının gündeme geldiği, NATO’nun yeni düşman olarak İslam’ı seçtiği yolundaki iddiaların yoğunlaştığı bugünlerde sizin teşebbüsünüz dünya çapında bir diyaloğa yönelik. Böyle bir ortamda sizi diyalog konusunda ümitlendiren şeyler nelerdir?
HOCAEFENDİ: Şahsen, dünyanın bir çatışmaya gittiğini kabûl edemiyorum. Bu tür iddialar, esasen sahip oldukları bizatihî değerlerle kendilerini kabûl ettiremeyenlerin, çatışma ve düşmanlıklardan medet umarak ortaya attıkları birer beklenti, belki içten içe arzularından ibarettir. Kur’an—ı Kerim’de ifade edildiği, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin de söyledikleri gibi, insan kerim yaratılmıştır ve daima iyi şeylerin, güzel şeylerin peşinde koşar. Fakat bazen elinde olmadan veya farkına varmayarak, başına istemediği, beklemediği taşlar düşer. Fakiri, dünya çapında bir diyaloğa şevklendiren, işte insanın bizzat yaratılışında var olan bu kerem ve güzelliktir. Mayası iyilik ve güzellikle yoğrulmuş olan insanlığın, bir gün bu mayanın gerektirdiği, zorladığı çizgiye geleceğine inancım da, ümidim de tamdır. Şu anda, savaşlardan, çatışmalardan, akan kanlardan, işlenen zulümlerden bıkmış olan insanlığın evrensel bir diyaloğa ve barışa hazır olduğuna ve böyle bir diyalog için konjonktürün müsait bulunduğuna, bu kutlu gaye için, eğer biz yanlış adım atmazsak, tam bir kader—denk noktasınında bulunduğumuza inanıyorum.
AKSİYON: Bu teşebbüsünüzün Kur’an—ı Kerim, hadis—i şerifler ve İslam büyüklerinin geleceğe dair işaretleri arasında tekabül ettiği noktalar var mı?
HOCAEFENDİ: Kur’an—ı Kerim, sulhün, silmin, barışın yanındadır. Kutub merhum bu konuda ‘Cihan Sulhü ve İslâm’ isimli bir kitap da yazmıştı. Kur’an—ı Kerim’in önümüze koyduğu hedef, yeryüzünde fitne ve fesadın olmamasıdır. Dikkat edilirse, Allah katında kabûl gören amellere de Kur’an—ı Kerim’de salih amel denir. Sulh ve salih aynı kökten gelen iki kelime olup, salih, sulhe götüren, bizatihî sulh eksenli olan demektir. Esasen, İslâm’da ‘küçük cihad’ olarak tavsif edilen savaş da arızî bir durumdur ve sulhün önündeki engelleri, insanla iradî tercihi ve Allah arasındaki engelleri kaldırmak için yapılır. Sulh, aynı zamanda tevhidin de bir neticesidir. Dolayısıyla, bir tevhid dini olan İslâm, birliği, beraberliği ve evrensel sulhü, huzur ve barışı âmirdir. Ayrıca, bilhassa âhir zamanda İslâm’ın şefkat, sevgi, af, hoşgörü ve diyalogda temsilini bulan Mesihiyet cenahı ön planda olacaktır.
AKSİYON: Papa ile görüşme süreci nasıl başladı ve gelişti?
HOCAEFENDİ: Düşmanlıklar üzerinde, kavga zemininde ve başkalarının gündemine karşı sürekli tavır alarak ve reaksiyoner davranarak müsbet hiçbir şey yapılamayacağı ortadadır. Bu bakımdan, yaratılışı gereği medenî bir varlık olan insan, medeniyet değerlerinin de en azından gaye olarak ön plana çıktığı günümüzde, meselelerini ancak konuşarak halledebilir. Bu da, diyalog demektir. Bizim için eskiden beri vârid olan, fakat dünyanın Demirperde’nin yıkılmasından sonra keşfettiği bir gerçek var ki, gelecek asırda dinler çok söz sahibi olacaktır. Bu, insanların yürüdüğü tabiî bir hedeftir. Şu anda, İslâm ve Hıristiyanlık, dünyada en fazla müntesibi olan iki dindir. Budizm ve Hinduizm’in de çok sayıda müntesibi vardır. Yahudilik, müntesiblerinin sayısı itibariyle küçük gibi görünse de, etkilidir. Dolayısıyla, âhir zamandaki evrensel bir dirilişin, sulhün ve barışın bu dinler arasında, önce ortak noktalarda başlayacak bir diyalogdan geçeceği bir vakıa olarak karşımızda durmaktadır. Böyle bir diyalogda geç kalındığı bile söylenebilir. Biz, kendi değerlerimizden şüphe etmiyoruz ve kimseye iltihak teklifinde bulunmadığımız gibi, kimsenin aklından da bize böyle bir teklifte bulunmak geçmiyor. Kur’an—ı Kerim 14 asır önce, bu diğer din mensuplarına diyalog çağrısını yapmıştır. Fakat, aradan geçen asırlar, zamanın ve şartların gereği olarak daha çok çatışma asırları olmuş. Bundan sonra ise, zihinlerin, kalblerin fethi, en azından karşılıklı saygı ve sevgiyle kaynaşma asırları olacaktır. Bu konuda, Hudeybiye öncesi ile, Hudeybiye ve Mekke’nin fethi arasında geçen 2 yılın karşılaştırılması bize gerekli ipucunu verebilir. Kur’an—ı Kerim, Mekke’nin fethi için değil, Hudeybiye sulhü için fetih der. Hudeybiye ile kavga kapıları kapanmış, kalblerin kapısı açılmıştır. Gerçek fetih budur. Toprak elde etmek değildir. İşte, bu hissiyatla sayın Papa ile görüşmemiz tabiî idi. Geçen seneden bu yana, Papalığın Türkiye temsilcileri gibi, Amerika’da görüştüğümüz temsilcileri de bu konuda bir hayli istekli davrandılar ve gerekli zeminin hazırlanmasıyla bu görüşme gerçekleşti. İnşaallah hayırlara vesile olur.
AKSİYON: Görüşme sırasında dile getirilen teklifler dünya çapında çatışma alanlarını uzlaşma alanlarına çevirerek, yüzyılların kinini sevgiye çevirmeyi hedefleyen teklifler. Siyasi ihtiraslar ve tarihi düşmanlıkları aşma konusunda ümit verici ne gibi gelişmeler görüyorsunuz?
HOCAEFENDİ: Allah, kıyametten önce insanlığa bir yeryüzü cenneti va’d etmişse, O’nun bu va’di yerine gelecektir. Bu hedef yönünde bir adım attığımız takdirde, bu adıma karşılık on adım atıldığını görüyoruz. Tarihin hiçbir döneminde böylesi kolay bir yakınlaşma, kaynaşma ve karşılıklı kabûl olmamıştır. Bu da, ümitlerimizde haksız olmadığımızı gösteriyor. Siyasî ihtiraslar ve tarihî düşmanlıklar, daha çok dünya menfaatlerini paylaşma üzerinde cereyan ediyor. Biz, hiçbir zaman bir dünya nimeti paylaşımı kavgasında olmadık. Sürekli alan değil, veren olma, yaşatmak için yaşama zevkinden vazgeçme, başkalarını kendimize tercihle, mükâfatı sadece Allah’tan bekleme ve en büyük mükâfat olarak O’nun rızasını kazanma çizgisinde hareket etmeye çalıştık. Bazıları, yaptıklarımızdan kuşku duyuyor. Halbuki, eğer ömrüm olursa, 40 yıl sonra bile beni arayanlar, arkadaşlarımla birlikte ya bir ders halkasında veya sohbet meclisinde bulurlar. Dünyevî hiçbir şeyde gözümüz yok ki, bazılarına rakip olalım ve onlarla zıtlaşalım. Uhrevî menfaatler ise, ışık gibidir, manevîdir, paylaşmakla asla tükenmez. Güneşten 6 milyar dünyalı istifade ediyor ve birinin istifadesi başkasına mani olmuyor. Manevî kazançlar da böyledir. Dolayısıyla, bugün siyasî ihtiraslarla hareket edenler, dünyevî en küçük bir beklenti içinde olmadığımızı görecek ve inşaallah, siyasî ihtirasların kimseye bir şey kazandırmadığı anlaşılacak ve gerçek zenginlik keşfedilecektir.
AKSİYON: Papa veya Vatikan diyalog konusunda sizin heyecanınızı paylaşıyor mu?
HOCAEFENDİ: Vatikan, uzun zamandır diyalog çağrılarını bütün dünyaya yapıyor. Hattâ bu konuyla ilgilenen bir bakanlıkları bile var. Sayın Papa, Ümidin Eşiğini Aşarken isimli kitabında da diyalogdan bahsediyor. Bu konuda, kendilerini hayli istekli bulduğumu söyleyebilirim. Aynı dinin değişik meşrebleri arasında bile anlaşmazlık ve rekabetler oluyor. Nasıl herkesin kendi meşrebini güzel, hattâ en güzel bulması yadırganmazsa, herkesin kendi dinini daha çok sevmesi de yadırganmaz. Herkes dininin revaç bulmasını ister. Bununla birlikte, kendi inanç ve meşrebimize sevgi, başkalarınınkine düşmanlıktan beslenmez, hiçbir çatışma olmaz.
AKSİYON: Birbirlerine yüzyıllarca hep farklı bakmış iki dinin mensuplarının özellikle fanatik olanları böyle bir teşebbüsü nasıl değerlendiriyor. Ayrıca Yahudilerin bu konuya bakışları nasıl?
HOCAEFENDİ: Türkiye’de ve Amerika’da görüştüğüm Yahudi olsun, Hıristiyan olsun herkes, sanki diyaloğa ve birbirlerini kabûle çok hazır gibi. Dünyadaki milletlerin de aynı olduğuna inanıyorum. Belki varlıklarını çatışmada gören yönetimler kavgayı körüklüyorlar. Ayrıca, varlığını ve bekasını çatışmada, kavgada, zıtlaşmada gören, bir de hazımsızlık, sû—i zan, yanlış anlama, Allah’ın rahmet paylaştırmasına razı olmama ve bazı meseleleri kavrayamama gibi sebeplerle, birtakım marjinal grupların dışında, herkes diyalog ve uzlaşma teşebbüslerine taraf ve destek olacaktır. Diğerlerinin de, bu işe vicdanlarında hayır diyebileceklerini sanmıyorum.
AKSİYON: Görüşmede Körfez Krizi gündeme geldi mi?
HOCAEFENDİ: Günlük hadiselerden ve aktüel, siyasî gelişmelerden hiç bahsetmedik.
Hocaefendi’nin Papa ile yaptığı konuşmanın metni:
Muhterem Papa cenapları,
Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbî teşekkürlerimizi sunarız.
Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.
İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.
Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah’a aittir ve din Allah’tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.
Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.
Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan’ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.
Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu’daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlikler önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel’in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs’ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir.
Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington DC’de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa’nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.
Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim’in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran’da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi’ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şumullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.
Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb’e şükürler olsun.
M. Fethullah Gülen / Rabb’in aciz kulu / 9 Şubat 1998 Kaynak: Mehmet Kamış, Aksiyon, sayı: 167
|