Bediüzzaman'a göre Ahirzaman bir Fetret devridir. Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   

Fetret devri, peygamberler arasındaki boşluk demektir. Daha çok da, Peygamberimizle Hz. İsa arasındaki boşluk kastedilir. Evet, Hz. Mesih’in getirdiği esaslar unutulup, onunla gelen ışık hüzmelerinin Efendimiz’e (sav) kadar ulaşamadığı o dönemdir ki, insanlık o dönemde karanlıklar içindedir veya o dönemdir ki, Hz. Mesih ile Efendimiz’in (sav) aydınlıkları birbirine bitişememiş ve arada karanlık bir boşluk kalmıştır ve işte bu boşluk devresi fetret devri, bu karanlık devrede yaşayan insanlar da fetret devri insanlarıdır. (1)

Bediüzzaman Hazretleri işte bu zaviyeden olayı değerlendirirken : “Çünki âhir zamanda mâdem fetret derecesinde din ve dîn-i Muhammedi'ye Aleyhissalâtü Vesselama bir lâkaydlık perdesi gelmiş ...." (2) demekte ve Ahirzaman'ın bir Fetret dönemine benzer bir dönem olduğunu beyanm etmektedir. Bu mevzuda, zannediyorum Üstad Hazretleri yalnız da değil : M. Hamidullah Hoca, Allame Muhammed Ebu Zehre.. gibi alimler de günümüzü bir fetret dönemi olarak değerlendirmektedirler. Zira İslam'ın zuhur ettiği andan bu yana, tarihin hiçbir döneminde insanlık dine karşı bu kadar yabancı hale getirilmemiş ve bu kadar ilhada itilmemiştir. Dolayısıyla küfür ve dalaletin ilim fermanlı olduğu böyle bir dönemde fetret mülahazasını nazara almamak ifrat olur zannediyorum. (3)

Efendimiz (SAV) 'min konu ile ilgili bir Hadis-i Şeriflerinde (mealen) :

Benden sonra ümmetim içinde fetret devri olacak. O devirde herkes helali aramadan mal talebinde bulunacak, kanlar akıtılacak ve şiir Kur'an'a bedel tutulacak. (4) demiştir !

“Biz peygamber göndermedikten sonra azap edicilerden değiliz.” (İsrâ, 17/15) Ayet-i Kerimesine istinaden , Ehl-i Sünnette İtikat Mezheb İmamlarımızdan ;

İmam-ı Maturidye göre ; kendilerine bir peygamber'in daveti ulaşmayan kimseler de Allâh'a iman ile mükelleftir.Yani, kâinatta, her biri bir kitap binlerce delil varken Allah’ı bilmeyen mâzur olamaz !

İmamı Eşariyye ye göre ;kendilerine bir peygamber'in daveti ulaşmayan kimseler de Allâh'a iman ile mükellef değildir , azaba müstahak olmanın, tebliği müteakip olacağı hususunu esas alırlar.

Bu çerçevede ;

1-) Bir kimse hiçbir peygamber görmemiş ve fakat inkâr mesleğine girerek puta da tapmamışsa, ehl-i necâttır. Zira, insanlar arasında öyleleri vardır ki, hiçbir terkip ve tahlil kabiliyetine sahip olmadığı gibi, eşya ve hâdiselerin seyrinden de bir mânâ çıkarması mümkün değildir. Binâenaleyh, böyle biri, evvelâ irşat edilir, ondan sonra davranışlarına göre ceza veya mükâfat verilir.

2-) Ama bir insan, küfrü meslek ittihaz ederek, onun felsefesini yapıyor ve bilerek Allah’a karşı ilân-ı harp ediyorsa, o, dünyanın en ücra yerinde dahi olsa, inkâr ve ilhadının cezasını görecektir.

3-) Netice olarak diyebiliriz ki: Allah’ın peygamber göndermediği boş bir kıt’a olmadığı gibi, içinde peygamber gelmeyen uzun bir fetret devri de mevcut değildir. Hemen her devrin insanı, az-çok bir nebînin estirdiği meltemden nasibini almış gibidir. Peygamberlerin adının tamamen unutulduğu ve eserlerini zamanın aşındırdığı yerlerde ise, ikinci bir peygamber gönderilinceye kadar, o devre “fetret devri” denmiş ve o devrin insanlarının azaptan bağışlanacağı ifade edilmiştir. Elverir ki, bilerek ve şuurlu olarak inkâr-ı ulûhiyete sapılmasın.

4-) Baliğ olmayan Kafir bir çocuk, mesul olmadığından küfür üzerine ölse bile ehl-i necattır ve inşallah kurtulur! (Her şeyin doğrusunu ilmiyle eşyayı muhît olan Allah bilir.) (5)

Benzer bir yaklaşımı İmam-ı Gazalidede görmek mümkündür :

“Peygamberin gönderildiğini bilmeyenler; bunlar ehl-i necattır. Bilip de inkâr edenler; bunlar ehl-i cehennemdir. Duyan fakat tahkik etmeyen, yanlış işitenler; bunların da necat ehli olması ümit edilir.” demektedir .

Bu konuda , son olarak şunu da belirtmek lazım : Günümüzün fetret devri olduğunu ifade ederek cehaletin mazeret olabileceğini söylemek, insanlara su-i istimal kapısını açmak demektir. Bu ise önü alınamayacak hataların doğmasına sebebiyet verebilir.(6) endişesini taşımalıyız !

-----------------------------------------------------------------

(1) Fethullah Gülen Hocaefendinin 22 Şubat 1980 tarihli sohbeti

(2) Kastamonu Lahikası, Sayfa 79

(3) M.Fethullah Gülen , Akademi, 27.08.2001

(4) Deylemi; Geleceğin Tarihi 1, s.50

(5) Sızıntı, Ekim 1979, Cilt 1, Sayı 9

(6) M.Fethullah Gülen , Fasıldan Fasıla -2 , Müteferrik

 
< Önceki   Sonraki >