Işığı daima yanan evlerden biridir o. Günün hangi saatinde olursa olsun, sığınanları bağrına basan, açları doyuran, yüreği acıyanları sarıp sarmalayan ve kutlu sakinlerinin en içli iniltilerine sır arkadaşlığı yapan sımsıcak bir yuva. Batının batısında, doğunun bütün motiflerinin mümessili bir Anadolu ocağı. İşte o evdedir Asrın Garibi, o evin bir odasında. O ev okyanusun ötesinde ama onun odası vallahi Erzurum’da, billahi Edirne’de, tallahi İzmir’de. O ev Amerika’da ama o oda Türkiye’de; o odanın sâkini kalben, hayâlen ve rûhen dünyanın her bucağında, bütün kalbi kırıkların yanında. Çağın Ebu Cehilleri kendilerine göre bir “yeni dünya” hayatı tahayyül etseler de, o ilk kez “Vira bismillah” dediği zamanki sadelik ve duruluğunda. Bazılarını buna inandırmak ve onların boğuldukları derin suları ayağı ıslanmadan geçenlerin de var olduğunu kendilerine anlatmak ne kadar da zor! Var mı ki, böyle bir vazifemiz?! Fakat, gönül istiyor ki, su-i zanlara ve iftiralara girmesin hiçbir mü’min kardeşimiz...

 

 
Bediüzzaman'a göre Ahirzamanda müsbet hareket esastır. Yazdır E-posta
Yazar Dr. Emin Şimşek   
Salı, 25 Ekim 2005
Üstad
Bediüzzaman, her zaman sulhu ve müsbet hareket etmeyi önermiştir. Bediüzzaman vefatından önce Nur talebelerine vermiş olduğu son nasihatinde, vazifelerinin asayişi temin ederek, müsbet hareket etmek olduğunu, menfi yolları tasvib etmediğini, ve müsbet iman hizmeti doğrultusunda hertürlü sıkıntı ve meşakkat karşısında sabır etmek olduğunu beyanetmiştir.(91)

Meclis-i Mebusanda, Hristiyan ve Yahudilerin oy kullanma haklarının olmasından rahatsızlık duyanlara verdiği cevabta , İslamda meşveretin esas olduğunu , meşverette çoğunluğun görüºünün önem arz ettiğini, ve mecliste çoğunluğun müslümanlardan müteşekkil olması hasebi ile bir sakınca teşkil etmediğinden bahsederek sulh ve sükuneti sağlamıştır. (92)

Gayrimüslim bir erkeğin , müslüman bir kız ile evlenmesi tarzında çıkan spekülasyonlara, itibar edilmemesi gerektiğini, yeni kurulmakta olan cahil ve perişan vaziyetteki bir millet içinde bu tür spekülasyonların büyütülmemesi gerektiğini, Bakımlı bir bahçenin kenarında bulunan bir parça kirin , umuma mal edilemiyeceğini ve bahçeyi necis kılamıyacağı örneğini vererek, itidale davet eder : “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır."(93.a.) Bediüzzaman döneminde yaşanmış bu hadiseye benzer bir spekülasyonda ilginçtir ki, günümüzde yaşanmış  ve teskin etme görevi yine Bediüzzamanın talebelerine düşmüştür.(93.b.)

"Gayr-i müslimlerle nasıl müsavi olacağız?" sorusuna cevaben ; Eşitliğin fazîlet ve şerefte değil, hukukta olduğuna, hukukta ise padişah ve vatandaşın eşit olduğunu , "Karıncaya bilerek ayak basmayınız" hassasiyetinde olan İslam Hukukunun bir karıncaya verdiği değeri, İnsanlara vermemiş olmasının beklenemiyeceğini ifade etmiştir. Konuya Örnek olarak , Hz. Alinin (r.a.) adi bir Yahudî ile muhakemesi ve Salahaddin-i Eyyûbî’nin miskin bir Hıristiyan ile mürafaası “ olduğunu belirtmiştir. (94)

İdareye ve âsâyişe ilişmeyen muhalif görüşlerin her devlet idaresinde olabileceğini belirten Bediüzzaman  , Hazret-i Ömer’in (r.a.) Hilafeti döneminde Hıristiyanlara ªer’i kanunları ve Kur’ân’ı inkâr ettikleri halde iliºilmediğini delil göstererek , yine itidali tavsiye etmiştir.(95)

Yine Şeyh Said ayaklanmasında, kendisinde destek isteyen Şeyh Saide yazdığı uyarı mektubunda fitneye sebeiyet vermemesini öğütlemiştir : "Türk Milleti, asırlardan beri islamiyetin bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez. Biz müslümanız, onlarla kardeşiz, kardeşi kardeºşe çarpıştırmayınız. Bu şer’an câiz değildir. Kılıç, haricî düşmana karşı çekilir. Dâhilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegâne kurtuluş çaremiz, Kur’an ve iman hakikatlarıyla tenvir ve irşâd etmektir. En büyük düşmanımız olan cehaleti izale etmektir. Teºebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akîm kalır. Bir kaç cani yüzünden binlerce kadın ve erkekler telef olabilir" (96)

Muhabbete en lâyık ºey muhabbettir ve husumete en lâyık sıfat husumettir. Yani hayat-ı içtimaiye-i beºeriyeyi temin eden ve saadete sevk eden muhabbet ve sevmek sıfatı en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyıktır.” (97) diyerek tanımladığı Muhabbet – Husumet denklemini "Benim yüz ruhum olsa âsâyişe feda ediyorum."  (98)  şeklinde özetliyerek, son noktayı bu muhteşem tesbiti ile koymaktadır : "Zîra, medenilere galebe çalmak ikna iledir; söz anlamayan vahşîler gibi, icbar ile değildir. Biz muhabbet fedaileriyiz; husûmete vaktimiz yoktur." (99)

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

91 Emirdağ Lahikası, Sayfa 455
92 Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 84
93.a. Münazarat, Sayfa 73-74
93.b. http://groups.yahoo.com/group/fethullah_gulen/message/536
94 Münâzarât, s.66.
95 ªualar, Sayfa 307
96 Beyanat ve Tenvirler, Sayfa 137
97 Hutbey-i ªamiye, sy.57
98 Emirdağ Lahikası, Sayfa 450
99 Tarihçe-i Hayat, Sayfa 52

 
< Önceki   Sonraki >

Sözler

“Zulmedenleri hariç, ehl-i kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: “Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah’ımız da sizin İlah’ınız da bir ve aynı İlah’tır ve biz O’na gönülden teslim olduk.” (Ankebut, 46)
 
Advertisement

Gençadam Bülteni




İstatistikler

Ziyaretçiler: 3138486
Şuanda 4 misafir bağlı