Resimdeki Gözyaşları Sadası Yazdır E-posta
Yazar M. Fatih Öztarsu   
Yüzyıllardır darboğaz içinde olan milletimiz son yüzyılda dünyanın diğer ülkeleriyle beraber her türlü olayın sıkıntısını yaşadı. Bugünlere pek çok zorlukları yaşarak geldi. Diğer ülkelere nazaran yaşadıklarımızı hemen unutuyor olsak da, en azından o dönemlerden kalan bazı hassasiyetler şu anda da etkisini sürdürüyor. Dünyaya hükmettiğimiz asırlardan, yedi düvelin üzerimize yüklendiği zamanlara kadar geçmişe bir silgi çekip yeniden başlama arzusu ile yaşamımıza devam ettik. Her daim komşularımıza, düşmanlarımıza, dostlarımıza, dost görünenlerimize hoşgörülü, saygılı ve sevgili yaklaşmayı kendimize düstur edindik. Ve bunu devam ettirdikçe de kazandık, dünya tarafından alkışlandık. Ne zaman ki kendimizden bile şüphe eder duruma geldik o vakit kendimize gelmemiz için Allah’ın şefkat tokatı yüzümüze indi.

Tarih cetvelinde, Allah’ın biz Müslümanlara birer mükellefiyet olarak verdiği sevgi ve hoşgörü ilkelerini uygulama sahasına bir göz attığımızda; yıkılışların, duraklamaların, gerilemelerin hep kendimizi üstün görme, başkasına imkan tanımama kısacası sevgisizlik ve saygısızlık yüzünden meydana geldiğine şahit olacağız. İslam milleti, Efendimiz’den (sas) kısa süre sonra bile dış tahriklerin oluşması ve insan içinde bulunan ikinci kişiliğin harekete geçmesi ile tefrikaya düşmüştür. Bunun da neticeleri zararlı olmuş ve gelecek asırları bile etkileyecek seviyelere gelmiştir. En basit örnek : Emevilerin kendinden olmayana hoşgörüsüz davranması, yani bugünkü manada “Hem dinimizden hem milliyetimizden olmayanlarla bir paydada bulunmak bizler için tehlikeli bir yoldur. Biz onlarla bir olamayız.” düşüncesi kısa sürede yıkılmasına zemin hazırlamış ve belki de birçok milletin bile İslam’a tabi olma sürelerini biraz daha uzatmış veya ortadan kaldırmış oldu. Hiçbir toplum diğer milletlerle kaynaşmadan, ilişki kurmadan, sevgi ve saygı göstermeden ayakta kalamaz. Şu anda da bunun tersi bir örneği bulunmamaktadır. Çünkü toplum da fert gibidir. İlişki kurmaya, maddi ve manevi alışverişler yapmaya ihtiyacı vardır. Eğer bu toplum İslam toplumu ise durum çok daha farklılık gösterir. Çünkü Allah bizlere öncelikle aynı paydada buluştuğumuz Ehl-i Kitap ile, ardından diğer inançtan insanlarla ilişki kurmamızı emir buyurmuş ve bize nasip ettiğini Onlara da sunmamızı istemiştir. Her kavme peygamber gönderilmiştir. Fakat her milletten o zaman ki şartlara göre verim alınamamıştır. Her zamanı, her asrı fırsat bilip değerlendirmek gerekiyor. Efendimiz (sas) zamanında başlayan diyalog hareketlerinin bugün de sürdürülmesi gerekiyor. Adanmışlık ruhuna yakınlaşmaya çalışan olan hoşgörü ehli; Uzak Doğu’dan Amerika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya, Okyanusya’dan Asya steplerine kadar ulaşılması gerekene ulaşmaya çalışmakta, her insanı “ulaşılması gereken bir cevher” olarak görmekte ve elde ettiğinin kıymetini bilme çabası içerisinde... Misaldeki gibi : “Bir adam sahilde yürürken bir kişinin denize aceleyle deniz yıldızlarını fırlattığını görür. Yaklaşır ve sorar : “O deniz yıldızlarını denize tek tek atsan da bitmez ki, görmüyor musun binlercesi karaya vurmuş. Onu atsan ne değişecek?”  Diğer adam da eline bir deniz yıldızı alır ve denize atarken de : “Bak bunun için çok şey değişti.”  cevabını verir.”

Yüzyılın başından itibaren yaşadığı acı ve yorucu olayların ardından kendine kısa sürede gelebilen milletimiz artık diğer ülke insanlarıyla, diğer din mensuplarıyla eskiden olduğu gibi yeniden paylaşım içine girme ihtiyacı içerisinde olmuştur. 2000’li yıllara az bir vakit kala, artık kendi değerlerimizi bu sınırlar dışındaki diğer milletlere de sunma zamanının geldiği anlaşılmış ve 1995’de Hoşgörü ve Diyalog süreci başlatılmış oldu. Bu başlangıçta kendi bünyemizde bulunan; eskiden nice adlandırmalarla anılan zıt görüşlü insanlar bir araya getirilmiş ve önceden yaşanan tatsız olaylarda birbirlerine cephe alan bu insanların barış ve sevgi içerisinde bir arada bulunabileceği ispatlanmış oldu. Bu hoş havayı merhum Cem Karaca şöyle anlatıyor :  “Herkes o ortamda birbirleriyle kaynaşma içerisine giriyordu. Ben yabancı olduğum böylesi bir ortamda, önceden karşıt cepheden bildiğim insanlardan uzak bir yerde oturuyordum. Biraz sonrasında Fethullah Gülen Beyefendi yanında birkaç arkadaşıyla yanıma geldi ve “Cem Kardeşimiz buradaymış” deyip beni kucakladı. Bu benim için beklenmedik bir şeydi” O ana dek kendine zıt bildiği insanların, bir zamanlar vatan haini damgası ile yurdundan uzaklaştırılan ve sosyalist tabana kayan Karaca’ya böylesi hoşgörü havası sunmaları kendisine mutluluk vermiş, “arayış ve barışma” adını verdiği döneminin başlangıcı saymış ve en sonunda kendi ifadesiyle “Allah ile barıştım” deyip, gönlünü Hakk’a teslim etmişti. “Resimdeki Gözyaşları” artık Hakk’ı işaret eden bir ifade olmuştu.

Herhangi bir sözümüz, herhangi bir hareketimiz hiç ummadığımız kapıların açılmasına vesile olabilir. Bunları bizlerin uygulaması gerekir. Sevgiyle, hoşgörüyle her insana sineyi açmanın bedeli sadece bu dünyada değil, ahirette de meyvelerini verecek bir imkan sunar bizlere. Bize düşen, habis ruhlu insanların aldatmasına kanmayıp hatta onları görmezden gelip, Hak bildiğimiz bu güzide yolda yürümemizdir. Geçmişi başarılarla dolu bir devlet adamının şu sözleri konumuzu ifade etmeye ve aleyhte söylenenlerin yanlışlığına ispat etmeye yeter bir mana taşıyor : “Atalarımız Orta Asya’dan Anadolu’ya gelinceye kadar nice topluluklarla bir araya gelmişler. Bilgileri tarih kitaplarına sığmıyor. Bugün kimse “ben şuyum, ben buyum” diyemez. Hepimiz kaynaşmışız. Hiçbirimiz safkan değiliz. Milletimizin gücü de güzelliği de buradan geliyor.”

Tarihin her döneminde böylesi güzide diyalog ve hoşgörü olayları yaşanmıştır. Bugün ise daha farklı bir önem taşıyor. Bugünün insanı olarak, bugünün kıymetini bilerek zaman kaybetmeden elimizden geleni değil, elimizden gelenin kat kat fazlasını yapalım ve ilgilendiğimiz insanların sayısını ondan yüze, yüzden bine çıkaralım. Hiçbir mahsulatımız yoksa şu andan itibaren işe koyulalım. Dünya nüfusunu bu yolda yürüyen insanlara oranlarsak bize düşen kişi sayısını buluruz. Bir tahminle yola çıkalım: “Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” deyip her fırsatı değerlendirelim.

 
< Önceki