|
RAMAZAN: ŞEHR-İ İNFAK |
|
|
|
Yazar Bayram Kusursuz
|
|

Ramazân cûd, sehâvet, cömertlik, ihsân, dayanışma, yardımlaşma, infak ve Allah yolunda maddî-mânevî fedâkârlık ayıdır. Ramazan, rahmet yağmurlarının mü’min kalplere sağanak sağanak yağdığı bir aydır. Muhsin kulların elleri, Ramazan’da açıldıkça açılır, coşar ve verme ile bereketlenir. Allah Resûlü (Aleyhisselâm), bu ayda infak etmenin en güzel misâllerini bize göstermiştir. İbn-i Abbas’ın (ra) ifâdesiyle: “Rasûlullah Efendimiz, insanların en cömerdiydi. Bilhassa Ramazan’da, Cibrîl’le karşılaşınca, önüne kattığı her şeyi sürükleyip götüren bir rüzgâr gibi cömert kesilirdi.” Şimdilerde ve özellikle de şu mübârek zaman diliminde, Allah Resûlü’nün getirmiş olduğu bu ihsan ruhuna, cömertlik anlayışına, o güzel ahlâkına ne kadar da muhtâcız! |
|
Devamını oku...
|
|
|
Karikatür tartışmalarının yaşandığı İsveçte İbrahimî Dinler Çadırı |
|
|
|
Yazar Ramazan Kerpeten
|
|

İsveç’te patlak veren Peygamberimize hakaret karikatürleri krizinde son günlerce Başbakan’ın müslüman temsilcilerle yaptığı önemli diyalog girişimlerinden sonra, İsveç’teki din temsilcileri de bir organizasyonda bir araya gelerek, çatışma ve provokasyon beklentisinde olanların heveslerini boşa çıkaran bir tablo oluşturdular. Sizler adına o girişimi takip ettik ve sizlerle paylaşmak istiyoruz; |
|
Devamını oku...
|
|
|
Gülen'in Diyalog Anlayışı ve Osmanlı Hoşgörüsü |
|
|
|
Yazar Birol Topuz
|
|

Diyalog çalışmalarının orada başlamasının üzerinden çok da vakit geçmemişti henüz. Çok değil, bir iki inanmış insandan ibaretti tüm kadro koskoca İskoçya'da. Kurumları yok, konumları yok, kimisinin dilleri yok; sadece öğrenci vizesi ile yollara düşmüşler, orada ne kadar kalacakları da belli değil. Ama bir gayeye kilitlenilmiş, Rehberleri onlara bir şeyler işaret etmiş ve onlar da onun derdine düşmüşlerdi ya, bu yetmez miydi? Nedeni, nasılı, niçinleri yoktu. Olmasına itimat edilen olmalıydı hem de her koşul ve şartta. Zaten ellerindeki en güçlü delilleri de bu inanç ve samimiyetti. Bir de önlerinde bulunanın tertemiz mazisi. Yine orada da o açmıştı kapılarını. İlk görüşme mesajlarına gelen sert ve soğuk soru 'Sizler de kimsiniz?' şeklindeydi. Onlar da hemen rehberlerinin web adresini çekmişlerdi cevap olarak karşı tarafa. Çok değil bir iki saat sonra gelen "evimize bekliyoruz" yanıtı ışık, umut, şevk ve mutluluk olmaya yetmişti onlara. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Murat Türker’e samimane bir çağrı |
|
|
|
Yazar Dr. Emin Şimşek
|
|

Meşhur bir “Kazık” hikayesi vardır: "Bir Köylü nehirden su almak için yanında getirdiği bineğini bağlama düşüncesiyle bir kazık çakar. İleride başkaları da bu kazıktan istifade eder niyetiyle…. Daha sonra yine nehirden su almak için gelen bir başka köylünün ayağına takılır malum kazık ve söker atar onu yerden. İleride başkasının ayağına takılmasın niyetiyle.." |
|
Devamını oku...
|
|
|
Müslüman, misyonere bilgi ile karşılık verir, kaba kuvvetle değil |
|
|
|
Yazar Ahmet Şahin
|
Biz, misyonerin bilgili Müslüman'ı etkileyerek Hıristiyanlaştırabileceğine inanmamaktayız. Bize öyle geliyor ki bakkaldan aldığı ekmeği yolunu şaşırmadan evine götürebilecek kadar aklı, mantığı, ilmi olan bir Müslüman, misyoner karşısında önce şu net soruları sormaktan kendini alamaz ve der ki: |
|
Devamını oku...
|
|
|
"Tevazu ve Hüsn-ü zan" : BİRBİRİMİZE KARŞI İHMAL ETTİĞİMİZ EN BÜYÜK VAZİFE |
|
|
|
Yazar Ramazan Kerpeten
|
Günümüzde birçok tarihi hasletlerimiz perdelendi. Bazen müslümanlar arasında birbirine karşı kibirli ve suizanlı yaklaşımlara şahit olabiliyoruz. Sanki kendimiz, kusursuzluğun, mükemmelliğin mihengiymişiz gibi; bir çırpıda kardeşlerimiz hakkında hükümler veriyor, hayalimizdeki darağacında asıveriyoruz. Halbuki, müslüman müslümana karşı hüsnü zanna memurken.. ve halbuki mayasını karan din büyüklerinde bu tavır esas iken.. İşte iki din büyüğümüzden örnek bir yaklaşım; bir topluluğun yaptığı davranış hakkında art niyet arayışına girmeye temayülü olanlara ve de hepimize ibretli bir hadise:
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Diğer Din Mensuplarıyla İlişkiler ve Birlikte Yaşama |
|
|
|
Yazar Murat Yılmaz
|
Kur’an-ı Kerim, yaratılışın gayesini Allah’a iman ve O’nun iradesine uygun yaşama şeklinde belirler (el-Bakara 2/2 1; ez-Zariyat 51/56; el-Mülk 67/2) ve “emanet” şeklinde nitelediği (el-Ahzab 33/72) bu beşeri sorumluluğu kabul veya redde bağlı olarak insanları inananlar ve inanmayanlar diye iki gruba ayırır (el-A’raf 7/87; el-Kehf 18/29; et-Tegâbün 64/2). Bu temel ayırım dışında İslamiyet insanlar arasında ırk, renk, dil ve toprak esasına dayalı başka herhangi bir fark gözetmez. İnanç konusundaki tercihin ahiret hayatında büyük bir mükafat veya cezayı gerektireceği, Allah katında inananlarla inanmayanların aynı muameleye tabi tutulmayacağı birçok ayette ifade edilmiştir (mesela bk. Hûd 11 / 15-24; Fussılet 4 1/40; el-Casiye 45/20-35). Bununla birlikte dünya hayatında inananlarla inanmayanların gerek ayrı toplumlar olarak gerekse aynı toplum içinde birlikte yaşamalarına imkan veren toplumsal bir yapı tasavvur edilmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
HAKSIZ VE ASILSIZ BİR TAARRUZA KARŞI BİR BEYANAT |
|
|
|
Yazar Abdulkadir Badıllı
|
Mesturiyet altında çevrilen ve Nur mesleğine ve Nurun hamelesi olan erkanlarına karşı gelişen umumî teveccühü kırmaya yönelik ifsatçı bir taarruza mukabil müskit cevabımızdır: Bu günlerde vaki’ olan gizli ve sinsi taarruz, ilk ve yeni bir şey değildir. Onun kökü çok derin ve eskidir. Nur müellifi Üstadımız Bediüzzaman hazretleri hayatı boyunca benzeri hücum ve sinsi taarruzlara maruz kalmıştır. Bu perdeli habis hücumlar onun mübarek zatına ve nezih olan manevî şahsiyetine karşı vaki’ olduğu gibi; Nurun hameleleri olan kahraman, fedakar ve altun gibi halis, ihlaslı rükünlerine karşı da olmuştur. Nifakın bir çeşidi olan gizlilik perdesi arkasında yapılmış ve yapıla-gelmiş bedbahtça olan o iftiralı taarruzlar, yalan ve iftiradan mamul olduğu için, boşa çıkmaya ve hiçe bürünmeye hep mahkum olmuştur. |
|
Devamını oku...
|
|
|
"Fethullah Gülen Hocam Seyyidler soyundandır" |
|
|
|
Yazar Abdulkadir Badıllı
|
Azerbaycan’da yayınlanan “Hüner Meydanı” adlı bir yayın mevkutesi 11.05.2007 tarihli sayısında Namık Ali adında bir şahsın son derece tecavüzkar, iftiralı bir yazısını yayınladı. Bu yazının içeriği hakkında peşinen şunu deriz ki; Yazı baştan sona iftirakârdır, kezzabanedir. Din ve vicdanı, Kur’an ve imanı ayak altına alan zındıkane bir tecavüzdür.
Acaba bu yazının ve yazanının arkasında hangi farmason müfsid komiteleri vardır? C : Üç ihtimal üzerinde durulabilir:
1-Dünya’ya büyük bir hızla yayılan ve özellikle Rusya’dan 70 senelik zulüm, gaddarlık ve azaptan sonra kopabilen ve bir derece istiklaliyetini elde eden Türk ve Tacik, Kafkas ve Dağıstan Müslümanları içinde, hatta asıl Rusya’da bile göz kamaştıran bir nuraniyetle intişar ederek aydınlatan Nur Risalelerine karşı gelmek üzere hak ve hakikatle, bürhan ve hüccetle değil, aşağılık ve alçaklığın marifeti olan iftira ve bühtanlarla lekeleme, şaibelendirme gibi tutarsız ve geçici bir şeytanlığa tevessül eden Yahudiler ve eski KGB’ yi elinde tutan Siyonistlerin kârı olması ihtimali..
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Tedricilik prensibini bugün nasıl kullanabiliriz? |
|
|
|
Yazar Ahmet Kurucan
|
| Tedricilikten bahsediyor ve özellikle dini tebliğ istikametinde Efendimiz eksenli örneklerden hareketle, sebepler dairesi içinde yaşadığımız gerçeğine vurguda bulunuyorduk. | Evet, bizlerin Allah'ın hususi mahiyetteki lütuf ve ihsanlarına diyeceği bir şeyi elbette olamaz. Keşke sebeplerin yaratıcısı olan Allah, bize hep sebepler üstü, hususi eltafı ile muamele buyursa! Ama ne çare ki sebepler dünyasının dışına çıkma imkanımız yok. Bu nedenle bizler, plan ve projelerimizi Rabbimiz'in ekstra lütuf ve ihsanlarına göre değil, tekvini ve teşrii kurallarına bağlı olarak yapıyoruz. Öyle de yapmak zorundayız; çünkü kul olmamız böyle davranmamızı gerektiriyor. | |
|
Devamını oku...
|
|
|
İttihad-ı İslamın neresindeyiz ? |
|
|
|
Yazar Dr. Emin Şimşek
|
“Evliya’nın Şaki , Şakininde dost “olarak takdim edildiği Ahirzamanın şu dehşetengiz günlerinde , müminlerin en çok muhtaç duyduğu şemsiye Üstad Hazretlerinin beyanları çerçevesinde farz hükmünde olan “İttihad-ı İslamdır”. Ferdlerin manevi gayretlerini enaniyetten muhafazayı sağlayan “şahs-ı manevi” düsturuna paralel bir anlam yükleyen “ittihad-ı İslam”, ferdlerin oluşturdukları cemaat/cemiyetler üstünde -adeta Kabe misali – bir kucaklamayı zihnen ve lisanen kabullenmeleri ile ancak tahakkuk edebilecktir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 1 - 21 Toplam: 90 |