Ali Eren (Vakit gazetesi yazarı) ile Diyalog üzerine Röportaj -5 Yazdır E-posta
Yazar ::Genc::Adam   
 
Genc::Adam  :
 
“7.soruma geçmek istiyorum : 1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri
 sonrasında “ben 5 vakit namazımı kılan bir müslümandım, diyalog sonrasında
 gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o
 açıdan Hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiye rastladınız mı? 
 Tekrar edeyim , falan yazara göre bir Prof. Kızı veya Rusyada bir 
 arkadaşımın şahit olduğu ismi emine olan bir kişinin anlattıkları 

 “hikayeler” değil , şahsen sizin bizzat şahit olduğunuz bir vaka var mı?”

  
 
Ali Eren :
Sevgili dostum! Tebrik ederim, “Dünya kısa soru sorma birincisi(!)” 
olabilirsiniz. Kısacık(!) sorunuzun sonundaki paragrafı cevaplandırmadan 
önce, döşendiğiniz uzun makaledeki istihza ve töhmet taşıyan ifadelerinizi
cevaplandırmaya mecburum. Siz esas sorunuzu en son sormuşsunuz; ben de esas 
cevabı en son vereyim. Zaten bu konuşma, röportaj olmaktan çıkıp 
cedelleşmeye dönüştü. 6. soruda röportaj kültüründen bahsediyordunuz. 
Röportaj kültürü dediğiniz, bu kısa(!) soru sorma usulü olsa gerek. J 
Cevabın, sorudan uzun olması normal ise de, becerebilirsem lüzumsuz yerleri 
atlayıp kısa tutmaya çalışacağım. Başlıyorum.

 

Diyorsunuz ki, “…hiçbir röportajda soru soranın sorusu eleştirilmez , 
soruyu beğenmiyorsanız ”susma hakkınızı” kullanabilir veya bu soruya cevab 
vermede ehliyetli olmadığınızı dile getirebilirsiniz.”
Sevgili dostum! Eleştiri nerede? Okuyucularınızın, başa dönüp eleştiri olup 
olmadığına bakacaklarını düşünmüyor musunuz? Söylediklerim, yukarıdaki 6. 
sorunun cevabındaki en son paragrafta duruyor. İşte dediklerim: “Eğer 
mahzuru yoksa, beni bir cümleyle bağlamayıp, “Bu hususta ne biliyorsanız 
söyleyiniz” deyin, ben de bildiklerimi ortaya dökeyim. Daha serbest 
olacağım böyle bir sorunuzu bekliyorum efendim…” Eleştiri bunun neresinde? 
Önümü açın, konuşayım, haksız görecekse, okuyucu haksız görsün. Fazla bir 
şey mi istiyorum?

 

İkinci bir cümleniz şöyle: “kilisede de havrada da Budist tapınaklarında da
mistik(istidraci) manada manevi bir hava olabilir. Önemli olan bunu
telaffuz eden kişinin Allah ve Resulüne (SAV) bağlılığıdır.” 
Şimdi buradaki hangi yanlışı düzelteyim bilmem ki! Keşke istidracın ne 
demek olduğunu öğrenipte yazsaydınız.Cancağızım, isticrac kafirlerde olur, 
Müslümanlarda değil. Onun için,istidrac bize göre manevi bir hava değildir, 
olamaz.Kafirlere ait bir hal olduğu için, istidracı manevi bir hava olarak 
kabul edenin de Allah ve Resülüne bağlılığından bahsedilemez. Dolayısıyla, 
Önemli olan bunu telaffuz eden kişinin Allah ve Resulüne (SAV) 
bağlılığıdır.” demek yanlış üstü yanlıştır.İkinci gaf da şudur: istidrac, 
evliyada bulunan kerametin karşılığıdır. Yani, Allah dostunda keramet 
görülür,Allah düşmanında da istidrac. Ayrıca, keramet olsun, istidrac 
olsun,-manevi bir hava değil- olağanüstü bir haldir. Bunu 
bilelim.Diyorsunuz ki,“Hıristiyanlığının tahrif olması , onun her şeyinin 
batıl olduğu anlamına gelmez. Hıristiyanlık dininde “güzel ahlakın” teşvik 
edilmesi, “zinanın yasak olması” , gibi İslam dinimizle ortak 
güzelliklerine vurgu yapılmasında neden bir sakınca görelim ?”Hah! İşte 
şimdi niyetinizi îmâ yollu açığa vurdunuz. Îmâ -işte bu cümlenizde olduğu 
gibi- mühim bir husustur. 

 

Değerlendirelim:1-Bu sözü, bana değil de, ““Hıristiyanlığın tahrif olması , 
onun her şeyinin batıl olduğu anlamına gelir” diyenlere söylemelisiniz. 
İslam inancına göre, Tevrat ve incil’in tamamı tahrif edilmiş değildir. 
Doğru tarafları olabilir, ama fark etmez, hiçbir değeri yoktur. Siz, bal 
ile zehirin karışmış olduğu bir yemeği yer misiniz? Bizim leziz 
yemeklerimiz bize yeter. Hz. Ömer Efendimiz’in elinde bazı Tevrat 
sahifelerini gören Peygamberimiz’in şekli değişti ve Hz Ömer’i ikaz 
mahiyetinde,“Allah’a yemin ederim ki, Tevrat kendisine verilen Musa bu 
zamanda olsaydı, bana uymaktan başka yapabileceği bir şey olmazdı” buyurdu. 
Hâlâ, Hıristiyanlığın güzel ahlakına(!) vurgu yapmaya ne lüzum? Müslümanlar 
olarak, bizim işimiz gücümüz yok mu? Bir Müslüman olarak, “Hıristiyanlıkta 
da güzel ahlak teşvik ediliyor” şeklindeki bir vurguya ille de niçin 
ihtiyaç duyuyorsunuz?

 

 

 

2-“Hıristiyanlık dininde “güzel ahlakın” teşvik edilmesi, “zinanın yasak 
olması” , gibi İslam diniyle ortak güzelliklerine vurgu yapılmasında neden 
bir sakınca görüyorsunuz?” diye, siz değil de bir Hıristiyan söylemeliydi.
Onların müdafaası bize düşmez, bu bir.
İkincisi: Onların güzel ahlakı da şusu busu da kendilerinin olsun. Zinadan 
ne kadar uzak oldukları da güzel ahlakları(!) da ortada zaten… Adeta bizi 
de saran o güzel(!) ahlaklarını herkes görüyor. Bahsettiğiniz o güzel 
Hıristiyan ahlakını daha iyi öğrenmek isterseniz, eski nurcu(!) şimdiki 
papaz Turgay Üçal’ın “Hıristiyan Ahlakı” isimli kitabını okuyabilirsiniz.

 

Dostum! İslamdaki güzel ahlak ve zinanın yasak olması gibi güzellikler, 
bize yeter, yeter, yeter de artar bile. Yettiği için de başka inanç 
sistemlerindeki sözde güzellikleri anmaya bile lüzum yok. Hıristiyanların 
güzellik anlayışı ayrıııı bizimki ayrıdır. Sizin dediğiniz gibi hareket 
edersek. Nasıl olsa o da ahlaktan bahsediyor diye Papaz Turgay’ın 
“Hıristiyan Ahlakı” isimli kitabını tavsiye etmemiz lazım gelir. Edelim mi?

 

3-Eğer İncillerde de doğru sözler bulup onu islamın ortak güzelliğiyle 
anacaksak, -ki buna ihtiyaç yok- batıl dinlerin hepsinde böyle sözler 
bulabilirsiniz. Bulunca mal bulmuş mağribi gibi sarılacak mıyız?  Geçin 
bunları. İslam yeter.
İlk “a” bendinde, “Üstattan bir kesit” diye verdiğiniz, “Hırsitiyanlara 
hitab ederken onlara Kafir diye hitab edilmesine karşı çıkan edeb timsali 
Üstad Hazretleri…” diye devam ediyorsunuz. Sevgili kardeşim! 
Hıristiyanlarla konuşurken, yüzlerine karşı “kafir” diyelim diyen yok… 
Böyle hayali şeyler bulup röportajı uzatmaya ne lüzum. Madem kendiniz 
uzatıyorsunuz, bana, “Uzatıyorsun” bari demeyin. Onlara “kafirsiniz” deme 
heveslisi değiliz. Rahat olun, yüzlerine karşı kafirsiniz demeyiz. Ama 
elbette kafirler? Çünkü defalarca Kur’an söylüyor onların kafir oldukların.

 

Kur’anın kafir dedikleri elbette kafirdir. İkinci “a” bendinden önceki 
“Evet, Hıristiyanlığı ve Hıristiyanları bu çerçevede ele almamız, hem 
Kur’anın hem Sünnetin hemde Üstad’ın yoludur” diyorsunuz.Öyleyse, “Edep 
timsali” diye andığınız üstadın, “Onlara bir tükürükle cevap veriyorum” 
sözünü hatırlatıyorum. Sözler’in sonunda yer alan bu söz edeb timsali 
olmaya aykırı mı ki üstad tükürmüş? 

 

Bu söz, güzel ahlâk(!) eseri olarak 1919’da İstanbul’u işgal eden 
hıristiyanlara karşı, bir papazın şahsında söylenmiştir. Angligan papazına, 
yani “6 sorum var, 600 kelimeyle cevap istiyorum” diyen Hıristiyan Angligan 
papazına… Şahâne bir cevaptı. İşte İslamın izzeti…Şu Danimarka karikatür

 

meselesinde bile, Diyalog havarilerinin hiç biri böyle bir çıkışta bulundu
mu?

 

 

Şu istihza dolu cümlelerinizi, ibretlik olarak okuyuculara bir de ben 
tekrarlıyayım. İkinci “a” bendinde demişsiniz ki:

 

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının toplantılarına sizi daha sonraları 
davet etmemeleri, içinize  bir hayli oturmuş anlaşılan , röportajımız 
ile çok ilgili olmadığından , Vakfımızdan ricam , Ali Bey’i bundan 
sonraki toplantılarına istisnasız davet etmeleridir.
 

 

Röportajla çok ilgili olmadığını kendiniz söylüyorsunuz. Ama baştan beri 
tekrarlamaya devam ediyorsunuz. Oysa bu cevaplandırıldı ve geçti. Bırakalım 
artık. Röportaj için muhatap aldığınız gazeteci, ben değil de bir solcu, 
bir ateist veya bir Hıristiyan olsaydı, onu böyle tiiye alır 
mıydınız/alabilir miydiniz? Hele Hıristiyan olsaydı, düşünülemezdi bile. 
Zaten onun gül hatırını(!) kırmak olur mu hiç…Eskilerin söylediği gibi, 
“Tarz-ı beyan ayniyle insandır” deyip cevabıma geçiyorum: Sadece ben değil, 
her gazeteci için gidecek toplantı kıtlığı yok. O kadar çok ki hepsine 
yetişmek imkansız. Pek de hevesli değilim yani. Önce bu bilgiyi okuyuculara 
verelim. Vakfın toplantısına ise, yine kim bilir neler konuşulacak diye 
bizzat ben katılmak istedim. Bunun adı davet değil. Ben istedim, onlar 
kaçındılar. Durum bu. Bu açıklama kaçıncı bilmiyorum ama, korkarım yine 
anlamamakta direneceksiniz. Ama olsun. Siz bunu yanlış olarak yine dile 
getirseniz, ben de yine anlatmaktan usanmayacağım. Çok uzun olan ikinci “b” 
bendine girmek istemiyor, “Bu hususta söyleyeceklerimi söyledim. Takdir 
okuyucularındır” demeyi uygun buluyorum. “b” bendinde, Prof.Karlığa’nın ismini 
zikrediyorsunuz da söylediği zehir zemberek sözleri niçin vermiyorsunuz? Ama ben vereceğim, 
kaçış yok. Değerli okuyucular biraz sabretsinler. 

 

“c” bendinde, “Risale-i Nur’a sokuşturulmuş olabilir” sözünden dolayı özür
dilememi istiyorsunuz. Özür dilemek bir şey değil. Zararı yok, bir değil on 
kere özür dileyeyim, ama neye göre özür dileyeceğim? Bi kere bu sözü, –
sizin cevfel kalem beni suçladığınız gibi- bana ters geldiği için söylüyor 
değilim. Öyle yapsam, en hafif tabiriyle halt etmiş olurum. Hem ben itikad 
imamımıyım ki iddia sahibi olayım? Ben o cümlede iki sebepten mazurum:

 

1-Eş’arî olsun, Matüridî olsun, İslam itikadına göre, kafirlerin cennete 
girmeleri mümkün değil. Bediüzzaman ise Eş’arî. Ben de düşünüyorum ve 
diyorum ki, öyleyse o bunu söylemez/söylememesi icap eder. Hatta kim olursa 
olsun, bunu söylemesi için, bu iki itikad ekolünden hariç olması lazım… 
Oysa bu satırlar Risale-i nurda var. Şimdi ne yapacağız? Olsa olsa bu 
sözler Bediüzzamana ait olamaz diyoruz. Yoksa siz,“Risale-i Nur, tahriften
mahfuzdur” mu demek istiyorsunuz? Öyle diyorsanız, deyin de bu mesele bitsin. 
İki sebepten diğeri şu:

 

2- 13 Nisan 2005 tarihli Vakit’teki röportajda, bir Risale-i Nur mensubu ve 
tanınmış biri olan Sıddık Dursun, Hekimoğlu ismail’in, “Evet Risale-i Nur 
tahrif olmuştur. Biz böyle bilelim, ama dış alem bilmesin” dediğini 
söylüyor. Onlar, Nur cemaatinin ileri gelenleri veya tanınmışları. Bana 
düşen onların söylediklerine inanmaktır. Ben de okudum ve inandım. Ayrıca,
bu hususta Dava dergilerinde de epeyce malumat var. Şimdi:
Sıddık Bey’le Hekimoğlu İsmail anlaşır, tahrifat olmadığını söylerlerse, 
biz de kendilerinden edindiğimiz bu yanlış bilgiden geri döneriz. Veya 
başka bir yoldan ikna olsam yine dönerim. Diretmenin bana faydası yok ki.
Mesele bu kadar basit.Bilmiyorum, sizin o röportaja bir itirazınız olmuş muydu. 
Olmuşsa sonuç ne oldu merak ediyorum.

 

Sevgili kardeşim! “d” bendinde, daha önce cevabını verdiğim meselelere 
tekrar dönüyorsunuz. Bu,röportajı kaçıncı uzatış! Mecburum cevap vereceğim:
Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık lehinde konuşanların, Diyalog faaliyetlerini 
bizzat yürütenler olduğunu söylediğim halde, “İşte ben doğrusunu 
söylüyorum, gereğini yap” Diyorsunuz.Her şey sırayla. Gereğini yapmak önce 
zati âlinize düşer. Diyalog toplantılarını yürütenlere, “Müslüman olmadan 

 

cennete girilmez” dedirtin, ondan sonra sıra bana gelsin. Siz, diyaloğu 

 

tasvip eden binlerce kişiden birisiniz, sözünüz sadece sizi bağlar. Şimdi, 

 

Diyaloğu tasvip etmeyen herhangi biri, size “Doğruyu dile getirdiniz, verin
elinizi öpeyim” dese, siz yeterli bulur musunuz ki, sadece kendinizin 
söylemesiyle benden aynı şeyi bekliyorsunuz.Fakat, meselenin bu kadar 
saptırılmasından inanın gınâ geldi. Okuyuculara döneyim bari. Ey değerli 
okuyucular! Bakın sevgili arkadaşımız “d” bendinin son taraflarında bana ne 
diyor:“Zaten sizde kabul ediyorsunuz ki,“Hırsitiyanlar Hakdindir” şeklinde 
bir beyanın olmadığını …”(Cümle düşüklüğü bana ait değil) Demek ki neymiş? 
Ben, “Hıristiyanlık hak dindir” 
şeklinde bir beyanın olmadığını kabul ediyormuşum. Şiddetle itiraz 
ediyorum. Benim böyle bir kabulüm yok. Röportaj metni ortada, böyle bir 
cümlem varsa nerede? Bunu da geçelim… Her soruda eski mevzuları tekrar eden 
değerli kardeşimiz. sonunda bana şunu da söylüyor:

 

“Bundan sonra sorular dışında ,eski mevzulara girilmemesini röportajın
Daha hızlı seyretmesi adına Ali Bey sizden rica ediyorum:” J J J

 

Sevgili kardeşim! Zaten ben de bunu arzu ediyorum ya. Ancak, kimin eski 
mevzulara girdiğinin bilinmesi bakımından, okuyuculara, müsadenizle  
yedinci sorunuza bir göz atmalarını hatırlatıyorum.Devam edelim. Sorunuz 
şöyle:

 

“7.soruma geçmek istiyorum : 1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri
sonrasında “ben 5 vakit namazımı kılan bir müslümandım, diyalog sonrasında
gördümki , Müslüman , Hıristiyan veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o
açıdan Hıristiyan oldum” şeklinde ifade eden bir kişiye rastladınız mı? 
Tekrar edeyim , falan yazara göre bir Prof. Kızı veya Rusyada bir 
arkadaşımın şahit olduğu ismi emine olan bir kişinin anlattıkları 
“hikayeler” değil , şahsen sizin bizzat şahit olduğunuz bir vaka var mı?”

 

 
CEVABIM:

 

(Buna, Varan 1 de diyebilirsiniz, çünkü daha devamı var) 

 

ŞAHSEN ŞAHİT OLDUĞUM VAK’A: Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü toplantılarında, 
eski 9 Eylül Ü. İlahiyat Fakültesi Dekanı, şimdiki Diyanet’ten sorumlu 
Devlet Bakanı Mehmet S. Aydın’ın oturum başkanı yapıldığına hep şahit 
oldum. Oturum başkanı yapılarak, Diyalog toplantılarının organizesi eline 
teslim edilen Sayın Mehmet Aydın nasıl bir kimseymiş onu görelim:

 

1-Sayın Aydın, Hz. İbrahim’in çeşit çeşit dinleri varmış gibi, birbirine 
uymayan İslam, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin hepsini birleştirip üçüne 
birden “İbrâhimî dinler” diyor. Oysa, İbrahim Aleyihisselam’ın tek çeşit
dini vardır. Yani “İbrâhimî dinler” yok, “İbrâhimî din” vardır. O da sadece 
İslamdır. Diyalog ileri gelenlerinden Sayın Mehmet Aydın ise, üç ilah kabul 
eden Hıristiyanlık ile, Lut Aleyhisselam’a, -hâşâ- sarhoş olup kendi 
kızlarıyla zina ettiği iftirası yapan Yahudiliğe bile, “İbrâhîmî din” 
diyor. Bu zat sıradan bir kimse değil, Diyaloğu yöneten birisi. 
Diyalogcular işte böyle.

 

2-Diyalogcular, o kadar elastikî konuşuyorlar ki, konuşmalarıyla, Diyaloğun 
ne olup olmadığını bir türlü net açıklayamıyor, daldan dala konuyorlar. 
İşte Sayın Aydın’ın biribirini tutmayan üç ayrı sözü 
a)“… Diyalog kendi dinlerini tanımlama anlamına geliyor.…diyalog, benim 
dinim budur, budur, budur demektir.” Buna göre, Diyalog kendi dinini 
anlatmak demek oluyor değil mi? Böyle düşündünüzse yanıldınız. Zira bu söz, 
Diyalogcuların sadece bir aldatmacasıdır. Zira Diyalog toplantılarında 
dininizi anlatamazsınız.Çünkü oturum başkanımız tavır değiştirip şöyle 
buyuruyor:

 

b) “Gayemiz İslamiyeti anlatmak mı? Hayır Hıristiyanlığı öğrenmek.” 
Diyaloğun gayesinin ne olduğunu anladık mı şimdi?. Kürsüdeki oturum başkanı 
gayenin böyle olduğunu söylerse, siz orada İslamı anlatabilir misiniz! An-
la-ta-maz-sı-nız. Zaten de anlatıldığı yok. “Diyalogtan niye korkuyorsunuz? 
İslamı gayri Müslimlere anlatmanın ne zararı var?” diyenlerin kulakları 
çınlasın. Demek ki neymiş? İslam anlatılmıyormuş…Şimdi, “Diyalogla İslam 
anlatılıyor” diyebilecek olan varsa buyursun desin…Ezcümle, Diyalogla gaye
İslamı anlatmak olmadığına göre, daha baştan Müslümanların dili bağlanıyor. 
Yine gaye Hıristiyanlığı öğrenmek olduğuna göre, Hıristiyanlar konuşacak, 
biz dinleyeceğiz ve Hıristiyanlığı öğrenerek gayemize ulaşacağız.Anladık. 
Biz susacağız, Hıristiyanlar konuşacak, onlardan Hıristiyanlığı öğreneceğiz 
ve Diyaloğun gayesi yerine gelecek. Bu tamam da, Diyalogta acaba 
Hıristiyanların başka hakları da var mı? Buna Sayın Mehmet Aydın cevap 
veriyor. Diyor ki: “Saldırmamak,saygısızlık etmemek şartıyla gayrimüslimin, 
bir zimminin, İslamiyeti eleştirme hakkı vardır. …saygısızlık etmeyecek ama 
ilmî bakımdan İslam dinini tenkit edebilir, eleştirebilir.” Böylece 
Diyaloğun tarifi ortaya çıktı: Hıristiyanlar dinlerini anlatacaklar, biz de 
hıristiyanlığı öğreneceğiz. Hatta islamiyeti tenkit edebilecekler.Ama 
Müslümanlar İslamı anlatmayacaklar. Alın size Sayın Aydın’ın şaşırtan başka 
bir sözü: 

 

c)“Diyalog, … insanların birlikte bulunarak ve belki de din hakkında hiç 
konuşmayarak diyaloga girmesidir.” Diyalog toplantıları, hep işte bu zik-
zaklı tariflere göre yapılıyor. Daha geniş bilgi için:İstanbul Büyükşehir 
Belediyesi Yayınları,“Kültürlerarası Diyalog Sempozyumu” 7-8 Mart 1998, 
İstanbul s: 205-209. Madem şahit olduğum vak’a olup olmadığını 
sordunuz,anlatmaya devam edeyim. Devam etmeye edeceğim de, önce mühim bir 
ikaz vazifem var: Sayın, Mehmet Bey’in yukarıdaki sözlerinin dışına 
çıkmayın. İslamı anlatmaya yeltenmeniz şöyle dursun,Diyalog toplantılarına 
giderken şunu  bile düşünmeyin: “Bir fırsat düştü. Müslümanlığı anlatalım 
Hıristiyanlara. Allah belki hidayetini gösterir.” Evet, sakın bu niyeti 
taşımayın! Yoksa dinsizce bir iş yapmış olursunuz. Bunu ben 
söylemiyorum.Mehmet Aydın Bey söylüyor. Diyor ki:“Bazı Müslüman 
kardeşlerimiz diyor ki, yahu bir fırsat düştü, Müslümanlığı anlatalım 
Hıristiyanlara. Allah belki hidayetini gösterir. Yani adam aslında 
Müslümanlaştırmak için gitmiş… Bu Diyalog değil.” Burada durup soruyorum:
Gördüğünüz gibi,Diyalogta daima ön safta olan bu zat, Müslümanlığı 
anlatmayı değil “Müslümanlığı anlatalım” düşüncesini bile Diyaloğa ters 
görüyor. Oysa, bir müslümanın, islamı başkasına anlatmak istemesinden daha 
normal ne olabilir? Ama o bunu büyük bir suç olarak görüyor. Bu düşünceyi 
taşıyan Müslümanlar hakkında da bakın ne diyor: “… işin ucunda din 
değiştirmek, bilmem adam kazanmak, üye kazanmak varsa, açıkçası bu bir din 
mensubuna yapılacak en dinsizce bir hakarettir. Dinsizce diyorum. Çünkü 
bunu hiçbir din kabul etmez.” Şimdi var gücümle bağırıyorum: Eeeey 
Diyalogcular! Hani Diyalog İslamı tebliğ idi? Diyalogta en ön safta olan
kişi, tebliğ yapmak şöyle dursun, tebliği düşünmeyi bile “DİNSİZCE” olarak
tarif ediyor. Sizde senelerdir niye hiç itiraz yok??????????? Müslümanları 
bu derece ağır şekilde suçlayan Mehmet Bey, kiliselere bakışını da şöyle 
açıklıyor: “Ben Avrupa’ya gittiğimde, kiliseye çok giderim, büyük zevk 
duyuyorum.” Değerli kardeşlerim! Ben bunları nereden mi biliyorum? Bunlar 
bizzat şahit olduğum vak’alardandır. Bunları kulaklarımla dinledim. Bu 
sözler, daha sonra basılan bir kitapta da yer aldı ve böylece belge oldu. 
Merak edenler için: Diyanet Yayınlarından,2. Din Şûrâsı Tebliğ ve 
Müzakereleri, c:2, s: 321, 322, 375. 

 

 

7. sorunuz için bu kadar cevap kafi. 4 sahifelik sorunuza, bu 5 sahifelik 
cevabı uzun saymazsınız her halde. Özür dilerim, ancak bu kadar kısa 
tutabildim. Bu sorunuza, başka misal isterseniz memnuniyetle arzederim 
efendim.…
 
Genc::Adam  :
 
Röportajın başından son soru dışındaki mevzular ile ilgili 
yorumlarınızdaki bariz “tenakuz” ve “sonuca gidememe” hususları ile ilgili 
cevab hakkımı ,röportajın uzamaması ve konuların dağılmaması adına , 
röportaj sonunda tek tek izah edip konuyu okuyucalarımızın vicdanlarına 
bırakacağım. 

 

 

 

Son cevabınıza gelecek olursak ; 

 

“1994 yılından bu yana Diyalog Hizmetleri sonrasında “ben 5 vakit namazımı 
kılan bir müslümandım, diyalog sonrasında gördümki , Müslüman , Hıristiyan 
veya Yahudilik hepsi hak dinmiş , o açıdan hıristiyan oldum” şeklinde ifade 
eden bir kişiye rastladınız mı ?” 

 

soruma cevab verememe adına olsa gerek , Mehmet Aydın Bey’in Diyalog 
toplantılarında ki bir takım sizce yine “ima ve izlenimler” çerçevesinde 
itirazlar getirmişsiniz. Burada sorumuzda geçen “dindar bir müslümanın 
diyalog vesilesiyle hırsitiyan olup olmadığı “ mevzumuz ile bu yazılanlar 
ile nasıl bir irtibat var anlayabilmiş değiliz. Şimdi , bukadar açık ve net 
olan sorumuza , verilen bu alakasız cevab neticesinde biz desek ki; “ Ali 
Bey, Diyalog vesilesiyle Hırsitiyan olan bir müslümana şahit olamadığı 
açıkça dile getirmek yerine , konuyu saptırma gayretinde bulunuyor” 
herhalde su-i zan etmiş olmayız. Yoksa Ali Bey röportajın verdiği “heyecan” 
ile sorumuzu yanlış okuyarak ve yanlış anlamlandırarak mı birtakım hayali 
“varanlar” geliştirdiler. 

 

Her şeye rağmen cevablamış olalım :

 

 

1-“İbrahimi dinler” kavramı : 

 

Geçmiş dönemde kullanıldığına şahit 
olmadığımız ancak günümüzde kullanılan pek çok ifadelerden bir taneside 
“İbrahimi Dinler” kavramıdır. Bu kavram ile hem biz Müslümanlar, hemde bu 
tabiri kabullenen diğer Ehl-i Kitabın ruhanileri , ortak atamız Hz.İbrahim 
(AS) mın Hanif Dini şemsiye altında birbirimizi daha iyi tanıma , yakından 
görüşme ve karşılıklı konuşma çerçevesi anlaşılmaldır. Diyalog Hizmetleri 
dışında olan ve bu hizmetlerin içeriğini fazla bilmeyen Müslüman 
kardeşlerimizin , zahiri anlamına takılıp: ”Hz.İbrahim(AS) ‘mın kaç tane 
dini var ?” şeklinde eleştirmeleri ve bu ifadeyi kullanan mümin 
kardeşlerininin niyetlerini sorgularcasına onları Küfür ile itham edecek 
kadar maksadı aşmaları bir değer kesb etmez. Çünkü “İbrahimin(AS)‘mın Dini” 
tabiri muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin şahsi bir beyanı değil, 
Kur’anı Kerimin ifadesidir ve tam 9 yerde geçmektedir :

 

(Ya Muhammed(SAV) De ki:“Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir 
dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan 
değildi.” (En’am, 161)

 

Dikkat edilirse , Allah (CC) Efendimiz (SAV) ‘me Ehl-i Kitaba karşı İslamı 
tebliğ ederken , “İbrahim(AS)’mın dinine vurgu yapılmasını 
öğütlemektedir.Bu bir tebliğ metodudur. Hz.İbrahim (AS)’mın oğlu İshak (AS) 
mın soyundan gelen Hz.Musa(AS) ve Hz.İsa (AS)’ma inandıklarını söyleyen 
günümüz Hıristiyan ve Yahudilerine , İbrahim (AS) mın diğer oğlu İsmail 
(AS)mın soyundan gelen Efendimiz (SAV) min Hıristiyan ve Yahudileri 
Hz.İbrahim’in dinine uymaya” davet etmiş olması, bize aslı Hz.İbrahim (AS) 
ma dayanan, ancak şuan tahrif olmuş Hırsitiyanlık ve yahudilik Dinlerine 
nazik birer davet olduğunu veciz bir şekilde işaret ediyor! “İbrahimi 
dinler” içinde yer aldığını kabul eden Hırsitiyan ve Yahudiler , İbrahim 
(AS) mın Tevhid esaslı Hanif dininiden geldiğini biliyor bu dinin teslis 
inancına değil tevhid inancına haiz olduğu düşüncesine sevk ediyor. Yoksa , 
İslam, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin hepsini birleştirip üçüne birden 
“İbrâhimî dinler” telakki edildiği yok ! Bu tamamen bir kuruntudur ve su-i 
zandır. 

 

 

 

Bugün “İbrahimi Dinler” ekseninde yapılan Diyalog Hizmetlerinin, aslında 
İslami camianın Ehl-i Kitab camiaya aynı Efendimiz (SAV) ‘ min dediği gibi: 
Gelin, Hz.İbrahim ‘in (AS) dini ekseninde Diyalog kuralım” demekten başka 
bir anlam ifade etmez! Çünkü, hem Hz.Musa (AS) ma inen Yahudilik dini (o 
dönemin İslam dini) hem Hz.İsa (AS) ‘ma inen Hıristiyanlık dini (o dönemin 
İslam dini) hemde Efendimiz ‘e (SAV) inen son İslam dini bu noktadan 
Hz.İbrahim (AS) ma inen Dinin devamı ve sonuncusudır! 


 

Dolaysıyla, “İbrahimi dinler” kavramından şayet birileri rahatsızlık 
duyacaksa, o da bırakın başkaları duysun, çünkü “İbrahimi dinler”, aslı 
Hz.İbrahim’e dayanan, Allah’a oğulluk isnadını kabullenmeyen, Tevhid esaslı 
dinler manzumesidir ve bunun sonuncusu Efendimiz (SAV) ‘e inen İslam 
dinidir!

 

 

Netice olarak, bugün kullanılan “İbrahimi dinler” kavramından kasıt, Hz.İsa 
(AS) ma inen, Hz.Musa (AS) ma inen ve Efendimiz (SAV) ma inen dinlerdir. 
Efendimiz (SAV) bir Hadis-i Şeriflerinde buyurduğu üzere : “Peyamberler 
anneleri ayrı, babaları bir kardeştirler, dinleri de birdir.”( Buhari, Enbiya 
44; Müslim, Fezail 145, (2366); Ebu Davud, Sünnet 14, (4675) ) 

 

Bunların(asılları) hepsi Hak dinlerdir! Ancak, tabiki bu husus günümüz 
Hrsitiyan ve yahudileri için geçerli değildir. Asıllarının Hz.İbrahim (AS) 
ma dayanmış olması, onları tekrar asılları ekseninde İslam ile müşerref 
olma noktasına gelinmesi Niyeti ile ortaya atılan “İbrahimi Dinler” 
kavramından kalkıp: 

 

“Hz.İbrahim (AS) mın kaç tane dini var? “ sorusu bir niyet sorgulamasından 
öteye geçmemektedir! İslamda da niyet okumaya Sahabeyi Kirama bile cevaz 
verilmemişse, bize düşen hüsn-ü zan etmek olmalıdır. 

 

 

O zaman bırakalım “İbrahimi dinler” kavramına bazı Hıristiyan ve Yahudi 
ruhaniler itiraz etsinler. 

 

 

2-Ali Bey ve diğer bazı Diyalog karşıtı kardeşlerimizin anlayamadıkları 
Diğer bir husus da şudur : Diyalog karşıtı cephe , Diyalog Hizmetlerini yapan İslami 
cepheden “Ey Yahudi ve Hıristiyanlar , biz Diyalog yapıyoruz ama gayemiz 
sizleri Müslümanlaştırmaktır” şeklinde bir ifade duymak istiyorlar. Yani bu 
ifadeyi duyalım gerisi önemli değil demek istiyorlar. İşte bu ifade , 
Mehmet Aydın’ın ifadesi çerçevesinde İslam’a bir “dinsizin” yapılabileceği kadar 
büyük bir zarardır.. Acaba bu ifadeyi resmi 
ağızlardan duyan diğer dinin ruhanileri , hemen “Müslüman mı” olacaktır 
yoksa zaten İslam’a karşı olan önyargıları daha damı artacaktır ? İslam’da 
Tebliğ usul ve metodunu bilmeyen insanların iddia edecekleri bu “düz 
mantığı” Efendimiz (SAV) hayatında görmek mümkün değildir. O (SAV) önce 
güven telkin etmiş , kendisine düşman olanlar bile ona “el-emin” demekten 
kendilerini alıkoyamamış. İşte Diyalog süreci , bir yandan da , biz 
Müslümanların “ötekilere” bu güveni telkin etme , el-emin peygamberin el-
emin ümmeti olduğumuzu gösterme faaliyetleridir. 

 

Dolaysıyla , hangi uslub ve ifade İslam’a faydalıdır hangisi değildir , 
bunları iyi tahlil ve tetkik etmeden , Don Kişot vari söylem ve eylemlerin 
ucuz kahramanlıktan öteye geçmediği ve islam’a zerre kadar faydası olmadığı 
bir gerçektir. Diyalog , yanlış bilinen İslam’ın temsil edilerek doğru 
tanıtılmasına imkan sağlayan bir “araç”tır. O açıdan “gayemiz İslamı 
anlatmak” olacaktır , ama bunu deklare etmeyi bu gayeyi baltalayacağından 
ifade etmemeliyiz. Aynı şekilde bir müslümanın İslam’ı öğretmesi kadar 
Genel Kültür noktasında “Hıristiyanlığı öğrenmesi” de gayet doğaldır. Bir 
Hıristiyanın Dinimiz hakkındaki tam bilmediği veya yanlış bildiği bir 
hususu eleştirmesi , bizlerin o eleştiriyi bilmemiz ve ona mukabele etmemiz 
adına da gayet normaldır. Mesela , bir Hırsitiyanın “İslam neden diğer din 
mensublarına hayat hakkı vermiyor ?” şeklinde yanlış bildiği bir konuyu 
eleştiri mahiyetinde dile getirmesi , bizlerin bu yanlış bilgiyi 
düzeltmemiz adına bir vesile olmaktadır. Bu çerçevede Diyalog biz İslami 
tarafın Hıristiyanlığı ,onlarında da bizi birtakım mevzularda soru 
sormasına ve doğruları ortaya çıkarması adına bir vesiledir. 

 

 

Sn.Mehmet Aydın Beyin “Ben Avrupa’ya gittiğimde, kiliseye çok giderim, 
büyük zevk duyuyorum.” ifadesini eleştirmek için , Sn.Aydın’ın bu 
ifadesinden sonra beş vakit namazını terk edip , acaba haftalık Pazar 
ayinlerine katılıp katılmadığına bakmak lazım. Daha geçen gün İzmir 
Karşıyaka’da bir Camii (kilise değil !) açan Mehmet Aydın’ın , ifadesinde 
zevk aldığı hususun , kilisedeki mistik manada bir zevk olmadığını , 
“ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” hakikatı ispat etmiyor mu ? Madem 
zevk alıyor neden kilise ayinlerine sürekli gitmiyor ? madem gitmiyor o 
zaman sizin anladığınız manada bir endişeye mahal olmaması gerekmiyor mu ? 
Yoksa Mehmet Bey’İn gizli gizli ayinlere katıldığını mı iddia ediyorsunuz ? 

 

Günümüzda Bediüzzaman Hazretleri yaşasaydı , herhalde 
Biz Allah'a inananlar küfre karşı beraberiz.." ifadesini eleştirmekten öte , 
kendisini “Küfre girmekle” itham etmiyeceklerinden emin değilim. 

 

 

8.soruma geçmek istiyorum :

 

 

Dünya’da Diyalog Hizmetlerine karşı çıkan , İslami cephe içinde (sizin 
gibi) olduğu kadar , mesela yahudiler içinde Siyonistler (İsrail devleti 
gibi) , hıristiyanlar içinde bazı evangelesitler (Amerika’da Cumhuriyetçi 
Yönetimin bağlı bulunduğu mezhep) de karşı çıktığını biliyoruz. Bu noktadan 
sormak istiyorum : Madem Diyalog Hıristiyanlığa Hizmet ediyor ; Ali Eren’in 
, Siyonist ve bazı evangelesitlerle “ortak noktada” buluşması sizi rahatsız 
etmiyor mu ? Yoksa sizinki “samimi” bir karşı çıkmada , onların ki 
“takiyye” mi? 
 

 
 
 
< Önceki   Sonraki >